SPOR

Prekazi: “Ne koşacaksın! Futbol kafa işi”

Profesyonel futbol kariyerinin 7 yılını sarı-kırmızılılarda geçiren Cevad Prekazi, Galatasaray Dergisi’nin 162. sayısına konuk oldu. Read More

Cevad Prekazi, Galatasaray’a geliş hikayesinden Monaco maçlarına, dönemi için aykırı stilinden insanların ona bakışına, günümüz futbolundan, değişen dinamiklere kadar pek çok soruya yanıt verdi.

İşte o röportajdan bir bölüm:

“Simoviç aradı”

Bir sabah telefonum çaldı, arayan Simoviç… Biz Simo’yla bir sene beraber oynadık. Neyse açtım telefonu; ilk soru: ‘Galatasaray’a gelmek ister misin?’ Ben o zaman bir maceracı olarak ABD’ye gitmiştim. Beş ay olmuştu… ‘Neden olmasın’ dedim. ‘Gel’ dedi, o şekilde geldim.

“Oyundan çıktığıma kimse inanamadı”

Monaco maçı 1-0 iken, taç çizgisine geldim, ‘Hocam Tanju’yu al, orta sahaya bir adam sok, kapanacağız’ diye bağırdım. Son 18 dakikaydı, bir baktım tabelada 8 numara… Kimse inanamadı.

“Forma hep dışarıdaydı”

Ben neler neler yapmak isterdim de, eşim bırakmazdı, ‘Manyak mısın’ derdi. Tugay’ın eşi, bir de Erhan Önal’ın baldızı vardı basketbol takımında. Onlarda gördüm taytı. ‘Ben de bundan giyeceğim’ dedim. Saçları ise Amerika’da uzatmıştım. Bir gün burada berbere gittim, ‘Kes kardeşim’ dedim. O kuyruk da gitti. Ama forma hep dışardaydı. Şimdi herkes dışarı bırakıyor.

“Saygıyı hissettim”

Hasan Şaş’la tanıştığımda bana ‘Beni Galatasaraylı yapan kişi sensin’ dedi. Yine bir zaman Türkiye-Makedonya maçı vardı. Dönemin Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy geldi. Beni görünce gözleri doldu adamın. Tugay, Bülent, Hasan Şaş vardı o sırada takımda. Bana duydukları saygıyı orada hissettim.

“Futbol kafa işi”

Ne koşacaksın. Futbol kafa işi… Yeri geldiğinde hepimiz koştuk. 50 metreyi kaç saniyede koşarsın, 7-8 saniye sürer. Topu 50 metreye kaç saniyede atarsın, 1 saniyeden az. “Lopta” Yugoslavca’da “top” demek. Ve gramer olarak dişi bir isim. Profesyonel takımda bir koçum vardı. O demişti, ‘Topa ince davran, çünkü top hassastır. Eşini, kız arkadaşını nasıl seviyorsun, onlar da seni seviyor. Topa da güzel davranırsan top seni sever. Arkanı dönersen gider. O yüzden topun canı vardır…’ Ben o sözü söylemedim, buraya getirdim…

“Yetenekli adamın varsa kazanırsın”

Amerikalıların başlattığı bir şey var. Rakamlar, sayılar. Futbolda böyle bir şey yok. Topu yanındakine veriyorsun asist diyorlar. Şu kadar koşulmuş falan diye kilometreler var. Bunların futbolda yeri yok. Pazarlama yüzünden, para için yapılıyor bunlar. Futbol böyle ileri gitmez. Amerikalıların yaydığı bir şey… Saçma. Yetenekli adamın varsa kazanırsın. Yoksa kaybedersin. Bu kadar.

“İçinden bir parça gidiyor”

Herkes neden Türkiye’den ayrıldığımı soruyor… Türkiye savaşa girse ne yaparsın? Ülkeyi kaybediyorsun, için acıyor her gün. Uzaktasın, yapacak bir şey yok. Marşı dinlerken, kalp içinde… İçinden bir parça gidiyor. İstanbul’da top oynuyorum, idmana gidiyorum kafamda Belgrad var. Eşimle gittik. Giderken herkes, ‘Manyak mısın, neden gidiyorsun?’ dedi. Oraya gittim aynı şekilde herkes, ‘Manyak mısın, neden geldin?’ dedi. Ama ülke işte…

“Umarım burası da güzel olur”

Mecidiyeköy tarihti. Gitti şimdi o tarih. Burası evet güzel ama ruh var mı? Bence yok. Yok kardeşim. Ruhu küçümseme. Büyük bir şeydir o. Ali Sami Yen’in oradan geçemiyorum, ben bakamıyorum. Keşke yeni stat orada yapılsaydı. Çünkü stat orasıydı. Olsun, umarım burası güzel olur artık. Ruh dolar buralar.

“Taraftar 1. adam olsun”

Ben yaşlandım, artık daha az tanınıyorum. Zaman geçiyor, evet ve hep aynısını söylüyorum. Gelip iyi günde burayı doldurmasınlar. Bence onlar 12. adam değil. İyi günde gelirlerse 12. adam. Kötü günde gelirlerse 1. adam olurlar. Onlar her şeyi yapabilirler. Ben Galatasaray taraftarıyla her şeyin başarılabileceğine inanıyorum. Böyle işte kardeşim. (FourFourTwo TR)

blog comments powered by Disqus