Ancak hayat bilgisi dersleri gösterir ki toplumsal alanda “tamam oyun bitti, hadi dağılıyoruz” dediğinizde kimse sizi dinlemez. İslami temerküz merkezi, Pakistan’da hızla yayılarak iktidarı talep etmeye başladı. Elinde atom bombası bile bulunan bir ülkenin Usame Bin Ladin gibi sembollerin çıktığı bir Pakistan Talibanına bırakılamaz olması, başka bir handikap ortaya çıkardı. Afganistan sınırındaki Pakistan topraklarının uçaklarla bombalanması, ülke içinde sık sık başvurulan ABD askeri operasyonları ile İslami kalkışmayı sınırlandırmaya çalışmak, moda deyimle Pentagon’un yeni kırmızı çizgileri halini aldı. Pakistan bütünüyle İslami hükümet-ılımlı İslami hükümet çizgisine girdi.

Bu “İslamileşme” sadece Pakistan için değil, bütün dünya için söz konusuydu. Zaten 1945’ten itibaren “Nato İslamı” ile Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturulan yeşil kuşak, 12 Eylül askeri faşist rejimiyle Türkiye’ye, bugüne taşındı. Gariptir ki Pentagon’un ortaya çıkardığı, beslediği, bir yandan imha etmeye çalıştığı ama varlığının da buna bağlı olduğu, bu yüzden imha etmesinin kendisini de ortadan kaldırabilecek olması yüzünden imha etmediği ve zaten edemediği ve her zaman onun ve başka ülkelerinin teşkilatlarının karşılıklı destekleme ve beslemeleriyle mümkün olmadığı, her zaman herkesin birbirlerine karşı kullanabildiği için gerçekte her zaman bulunmasında yarar gördükleri, yani söylediklerimizin birbirleriyle çelişik ama hepsinin doğru olduğu bir durum söz konusu.

Bu yüzden, daha uygun koşullarda daha güçlü ortaya çıkan IŞİD aynı özellikleriyle devam edecek ve bu yazının da anlatmak istediği biçimde, evinizin önünde, bir otobüs ya da metro istasyonunda, gezmeye gittiğiniz bir AVM’de ya da herhangi bir kalabalık yerde bomba olarak karşınıza çıkacak. Yani Kobanê’deki katliam her an büyük şehirler ve turistik beldelerde hepimizin karşısına çıkabilir. Geçen hafta Tunus, Fransa ve Kobanê’de gerçekleşen saldırılar henüz sınır ötesinde IŞİD’e destek sürdüğünden ve IŞİD’in buna ihtiyacı olduğundan dolayı buraya sıçramadı. Ancak kısmen de olsa bu destek sona erdiğinde, en fazla bombaların patladığı ülke Türkiye olacaktır. Zaten seçim öncesi Diyarbakır’daki bombalama ve boşa çıkan soykırım provokasyonu, bölgede o sınırların çoktan kalktığını gösteriyor. Bu girişimler, askeri manevra alanı olarak bölgede bütün olarak hareket edildiğini gösterdi.

Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere “artık bütün dünyanın Lübnanlaştığı” bir dönemin ilk kurbanlarından biri olacak bu topraklar. Son seçimde darbe yemiş monarşik rejim hâlâ kendi oyununda ısrar etmeye kalkarsa, bu Pakistanlaşmanın sonuçları daha ağır olacak. Karamsar bir yazı gibi gelebilir size ama bu durumun bir kez daha altını çizmek zorunda olduğumu düşünüyorum. Sadece seçimde oy atma ve çalmayı önleme ile film bitmedi; tam aksine, şimdi başlıyor. Ya her hafta en az 5-6 kişinin yaptığı gibi bana ulaşıp “Güney Amerika’ya nasıl yerleşebiliriz” planı yapacaksınız ya da hep birlikte ve her yerde örgütlenme çalışması. Yoksa çok yakın zamanda gazetelerin sağlıklı yaşam köşelerinin hemen altında “bombalardan kendimizi nasıl sakınabiliriz” pratik tavsiyelerini okur olacaksınız.

Amerikalı ozan ve işçi lideri Joe Hill’in katledilirken, idam sehpasındaki sözüyle bitirmek istiyorum: “Yas tutmayın, örgütlenenin.”