Geçen yıl Paris’te gerçekleşen Charlie Hebdo saldırısının hemen ardından “Bundan sonra her yer Ortadoğu, her yer Lübnan ve her devlet İsrail” diye yazmıştık. Bombalar politikası cinai oyunu, birbirinden bağımsız ve ilgisizmiş gibi birbirini tetikleyen bir sarmal olarak tırmanmaya devam ediyor. Yine Ortadoğu’da (!) Fransa’nın Paris’inde patlayan bombalarla, son belirtilen sayı ile 129 kişi katledildi. Ölümler yine karşımıza rakamlar olarak çıkıyor. Dünya, koca bir abaküs gibi, sadece ölü sayılarını, boncukları soldan sağa iterek son bombadan bir yenisine kadar geçen sürede yaşamaya çalışıyor. Bir koca saatli bombada yaşıyoruz sanki…

Paris katliamlarının bir başka tarafı da doğrudan “hayata” yönelik olmaları. Yani bundan kastım, katlettikleri 129 insan değil sadece, onları öldürmekle imha ettikleri hayat. Charlie Hebdo’da mizaha karşı olan saldırı, bu sefer ise konser salonlarına, futbol sahalarına… yani hayatta keyif alınabilecek ne varsa onlara karşı. Bombalar tabii ki bir politikanın sürdürülme biçimi olarak kullanılıyor ama kim nasıl kullanırsa kullansın, koalisyon güçlerinin bir araya gelmeleri de dahil hepsi insanların bir araya gelmesine karşı. Geçmişte bütün örgütlenmeyi imha eden faşizmin bir başka yüksek merhalesi: sadece örgütlenmiş olanları değil, yan yana duranları, kitleyi yok etmeye çalışıyor. Ankara katliamından sonra, insanların yalnız olmadıklarını hissettiği ender zamanların coşkusunun yok edilmesine, mitinglerin fiili olarak yasaklanmasına neden olması, doğrudan bombalar politikasının zaferiydi. Şimdi Fransa’da konserler ve hatta geçen yüzyılın en endüstriyel nümayişi futbolun bile yasaklanması söz konusu.

Bu saldırılarla Yeni Faşizmin bütün unsurları ortaya çıkıyor. İki insanın bile -evlilik dışında- bir araya gelmesinin tehlikeli ve yasak hale gelmesi bu Yeni Faşizm. Biraz ironi yaparsak, gelişen üretim araçları ve değişen üretim ilişkileri ile her şeyi evinizden alabildiğiniz, evinizden eğlenebildiğiniz ve hatta evinizden aşık olduğunuz bir dünyanın yeni iktidar biçimine doğru ilerliyoruz. Hayatınızda görüp görebileceğiniz bütün sevgi “like” almaktan başka bir şey olmayacak. Gittikçe yalnızlaşan endüstriyel topluma çok uygun bir iktidar biçimi bu. Böyle giderse çok yakında seyircisiz oynanacak futbol maçlarında televizyon başında olanlarının seslerinin statlara ulaştırıldığı bir muhteşem (!) alet icat ederler, muhtemel Japonlar; ve bunun taklidini çok ucuz olarak piyasaya sürerler, çok muhtemel Çinliler ve öyle yaşayıp gideriz… Güya yaşarız.

Çok mu karamsar oldu yazı. Yok, hâlâ umudum var benim insanlıktan. Bütün dünya televizyonlarında polisleri öven polisiye dizilere, filmlere rağmen, nerdeyse her yerde polislerden nefret eden bir insanlığın var olması, beni bu “Yeni Faşizm”e karşı umutlandıran tek şey, Bir şarkı sözü kadar belki, küçük ve uçucu ama umut işte…