Geçtiğimiz hafta instagram’da hem büyük şehirlerden, hem tatil beldelerinden paylaşılan fotoğraflarda sıkça karşımıza #esmiyor notu çıktı; izninizle aynı hashtagi’i televizyon ekranı için de kullanmak istiyorum.

Beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız, haber ve belgesel dışında hiç izlemediğimizi söylediğimiz televizyon hala en çok izleyicisi olan mecra. Tabii ki reklam geliri de hala en yüksek. Reklamcılar Derneği’nin 2015’in ilk çeyreği için açıkladığı rapora göre televizyon Türkiye’de reklam pastasının %51,40’ını yutuyor. Tam da bu nedenle en çok televizyona sövmüyor muyuz? Televizyonla kavga etmiyor muyuz? Tabii televizyon dediğimde aklınıza ne geldiği size kalmış; ister televizyonun makine olarak kendisi, ister bir televizyon kanalı, ister bir televizyon programı düşünün.

Her kanalda aynı dizi mi oynuyor?

Benim televizyonla bu yaz kavgam, tatilde babamın rutinine uymamla başladı. Her akşam düzenli olarak 20.00-23.00 arasını ekran karşısında geçiren babamın izlediklerine göz gezdirmem ve sonra kendimi bahçeye atmamla devam eden izleme deneyimim, geçen haftalarda Gülse Birsel’in de kendi köşesinde yazdığı üzere her akşam aynı dizi mi yayınlanıyor, yoksa havadaki nem mi arttı dememle son buldu.

Bu yaz neredeyse tüm dizilerin senaryoları aynı. Ne zaman farklı oldu ki demeyin, daha kronik bir durumdan bahsediyorum. Bütün dizilerde bir çirkin ördek yavrusu, külkedisi, sinderalla sendromu var. Genç kadınlar şehirde veya köyde prensleri için (gerçek prens istisnasız her zaman çatışmaya girdikleri, uyuz oldukları adam), bu durumda prensin yancısından bahsediyoruz, bir değişim geçiriyorlar. Saçlar fönleniyor, gözlük varsa atılıyor (atmak fiilini korkarım seksi sekreter tek tipleştirmesinden dolayı kullanıyorum), yeni elbiseler ve makyajla çirkin ördekler birden bire ‘ideal’ güzelliğe ulaşıveriyorlar. Bu ideal elbette seksi ama masum bir güzellik. Fitneci kadın hala sarışın, bol makyajlı ve senaristlere göre dekolte giymekten çekinmiyor.

Dizilerde gözümüze sokulan zenginlik, parayı sindirmiş ve sindirememiş iki ayrı karakterle sunuluyor. Tabii ki külkedilerinin çok zengin, önce uyuz sonra kalbine iyilik bulaşan şefkatli prensleri bu konuda her zaman mütevazılar.

Ekranda dizileri birbirinden ayırt etmemizi zorlaştıran bir diğer unsur da dizi müzikleri; hepsinde Ege ezgileri, benzer notalar. Jenerik müzikleri de ayırt edici değil.

Tüm Ege aynı ağızla konuşuyor!

Bu diziler yaz ekranı için birer proje olunca mekanın da yazlık beldeler olması kaçınılmaz oluyor. Sinemada Dondurmam Gaymak, televizyonda Güzel Köylü gibi Muğla ağzının iyi örneklerine kapılan senaristler, doğal bir Ege ortamı bulunca tüm köyü Muğla ağzıyla konuşturuyor. Mesela Urla’da geçen Kalbim Ege’de Kaldı’da konuşulan ağız 30 yıllık bir Urla’lı olarak yüzümde tuhaf bir his yaratıyor. Oysa ki Güzel Köylü bir yaz dizisi olarak başlayıp yaz-kış demeden iki sezon boyunca devam etmişti. Bana göre tek sebebi samimiyetti; abartılı, absürd komedi sahnelerine rağmen iyi insan samimiyetiydi.

Yaz bitmeden ekrana veda edenler…

Bir de yaz ekranının hafifliğinde kaliteli senaryosunu ve çok başarılı ekibini reyting sonuçlarında gösteremeyen Beş Kardeş var. Onur Ünlü’nün yönettiği, bu hafta final bölümü yayınlanacak olan dizi, ilk önce yanlış strateji ve planlamadan dolayı (kış sezonunda 5 bölüm yayınlanıp, yaza devam edeceğiz diyerek ara verilmişti), şimdi de yapılan haberler doğruysa, iktidara yaptığı ince eleştiriden dolayı sansürlenerek heba edildi. Oysa ki, ekranın en iyi işlerinden biriydi ve Yaz’ın Öyküsü, Güneş’in Kızları ve bir uyarlama olan Tatlı Küçük Yalancılar gibi yeni sezonda da devam etmesi beklenen diziler arasındaydı.

“Ekranda esintinin iyice kesilmesinin bir sebebi, geçtiğimiz yıl değişen televizyon izleyici ölçümleri paneli”

Strateji ve planlama demişken, ana unsurun reytingler olduğunu hepimiz biliyoruz. Geçtiğimiz yıl (2014 sonbaharında), değişen televizyon izleyici ölçümleri paneli sebebiyle televizyon ekranlarında son yılların en çok yayından kaldırılan, pek çoğu yüksek prodüksiyonlu dizilerine şahit olduk. Bu durum televizyon kanallarının ve yapımcıların epey zarar etmesine neden oldu. Bu konu maddi zararın ötesinde, televizyon içeriğinin değişmeye başlamasına, bir çeşit muhafazakarlaşmasına da sebep oldu. Ekranda esintinin iyice kesilmesinin bir sebebi de bu panel değişikliğidir. Ancak ölçüm panelinin neden değiştiği ve bu değişikliğin ne anlama geldiği de başka bir yazının konusu olsun.

Yukarıda andığım dizilerin öne çıkardığı çok sayıda genç oyuncu ve istihdam yarattığı kocaman bir sektör var. Ekranella’da bu dizilerin özetlerini bu sıcaklarda uzun uzun yazan iyi televizyon izleyicileri var. Hem Elçin Yahşi’nin ekibine, hem de güneşin altında saatlerce çekim yapan tüm ekiplere serinlikler diliyorum.