“İtfaiye ve ambulansların gidişine engel olan kolluk güçlerinin ve mülki amirleri…”
“Sivil yurttaşların yaşam hakkı ihlal edilmiş…”
“Kolluk güçleri yaralıların ambulans ve hastaneye kaldırılmasına çoğu kez izin
vermediği…”
“… çıkan yangınlara müdahale etmesine güvenlik gerekçesi ile bir çok defa izin verilmemiştir…”

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, HDP’li Faysal Sarıyıldız ve 22 arkadaşının “Cizre’de yaşanan olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla verdikleri araştırma önergesini bu sözleri gerekçe göstererek iade etti. Kahraman’a göre bu sözler İçtüzüğün 67. maddesi kapsamında kalıyormuş. Bu maddede “Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa, Başkan, gereken düzeltmelerin yapılması için, o yazı veya önergeyi sahibine geri verir”  yazıyor. Yani, Meclis Başkanı devletin kolluk görevlilerin işlediği iddia edilen vahim insan hakları ihlallerinin dile getirilmesini, üstelik olabilecek en naif üslupla dile getirilmesini “kaba ve yaralayıcı” bulmuş…

Meclis Başkanı’nın bunları kaba ve yaralayıcı bulduğu topraklarda, insan hakları örgütleri sayıları yüzlerle ifade edilen kadın, çocuk, sivil ölümlerini rapor ediyor. Sosyal medya hesaplarından öldürülmüş kadınların çıplak bedenleri teşhir ediliyor. Annesi öldürülmüş çocuklar günlerce sokakta yatan naaşı alamıyor; çocukları öldürülmüş anneler buzdolabında ceset saklıyor… Tanklarla evlerin yıkıldığı, akla gelebilecek en aşağılayıcı yazıların duvarlara yazıldığı bir ülkeden söz ederken; Meclis Başkanı kaba ve yaralayıcı olarak bu cümleleri buluyor.

Meclis Başkanı ve diğerleri, iktidar sahipleri bütün olup bitene rağmen “mağrur” duruşlarından zerre taviz vermiyorlar. Buna hakları var, çünkü karşılarında büyük ölçüde teslim alınmış, demokratik itiraz reflekslerini kaybetmiş, olan biteni korkuyla izleyen bir toplum var.

CHP’nin bitmeyen sancısı

Bu teslimiyet havasında en büyük sorumluluklardan biri kuşkusuz ana muhalefet partisinde. İktidar karşısında sürekli yeni pozisyonlar alma ihtiyacı duyarken sergilediği kafa karışıklığı, ideolojisizlik CHP’ye bu dalgalanmaları yaşatıyor. İktidar partisinin pragmatizmde sınırı yok. Dün ak dediğine bugün kara demekte, dün dost dediğini bugün düşman bellemekte hiçbir mahsur görmediği biliniyor. Ama CHP’den farklı olarak bu çelişkilerinin altında kalmamayı beceriyor.

Örneğin, 21 Ekim 2014’de “Bizim için YPG terör örgütü değildir. YPG kendi vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur” diyen Kemal Kılıçdaroğlu, şimdi “Kim PKK’ya destek veriyorsa biz onu PKK’nın bir unsuru olarak görürüz” diyor ve PYD liderini Ankara’ya davet eden AKP’nin yöneticilerinin “terör örgütüne açıkça yardım ve yataklık yaptıklarını” savunuyor.

CHP ulusalcılığın geriletildiği ama asla sola açılamayan bir parti olarak sancılı ve bu sancısı yüzünden sürekli bir karın ağrısıyla belini bir türlü doğrultamıyor.. İdeolojisi, ilkeleri, hedefleri net değil. Bu netliğin olmamasının çok çeşitli, tarihsel ve güncel nedenleri var. Kılıçdaroğlu ile kurultaydan önce görüşen akademisyenlerin dediği gibi, bir dava partisi olamaması en önemli nedenlerden biri….

Zaman zaman hap niyetine, demokrasiyi, barışı ve emeği önceleyen çıkışlar olsa da parti politikaları o kadar muğlak ki, sancıyı dindiremiyor. Bu yüzden de bir türlü AKP’nin söylemsel üstünlüğünü ve ideolojik hegemonyasını aşamıyor, tutarlı bir muhalefet ortaya koyamıyor. Davası olmayan partinin ne kitlelerde heyecan yaratacak bir lideri, ne toplumun taleplerini siyaset alanına taşıma yeteneği gösterecek kadroları ne de kulak kesilecek bir söylemi oluyor…Büyük bölümü ‘mecburen’ verilmiş, emanet oylarla sol bir muhalefetin önünü tıkadığı gibi “orta siyaset” tuzağından da bir türlü kurtulamıyor.

CHP için eldeki yegane muhalefet yapma biçimi AKP’nin aldığı pozisyona göre pozisyon değiştirmek. Bu yüzden iktidarın çelişkilerinden siyasal fayda sağlaması bir yana, çelişkileri teşhir bile edemediği gibi sıklıkla tartışmanın altta kalan tarafı oluyor.
İşte böyle bir ortamda devletin insan hakları ihlallerinden bahseden akademisyenler “terörist”, bu ihlalleri Meclis’in araştırmasını isteyen milletvekilleri – şimdilik sadece – “kaba ve yaralayıcı” oluyor. Muhalefeti, demokratik araçları kullanarak iktidarı sınırlayacak ve geriletecek bir araç olarak görmeyen bir ana-muhalefet  yüzünden olan memlekete oluyor.