Arjantin isyanının hemen ardındaki günlerdi. Buenos Aires’te Uluslararası Terörizm Cezaevi’nde, Leonardo Bertulazzi’nin hücresinde oturuyorduk. Kızıl Tugayların 22 yıldır yakalanmayan lider kadrosundandı Leonardo. Dünyanın en büyük birkaç kapitalistini kaçırmaktan aranıyordu hâlâ. Arjantin’de isyan çıktığında kız arkadaşıyla EL Salvador’dan motosikletle gelmişlerdi. 22.000 kilometre filandı yol. Sormadım ama kız arkadaşı RAF’tan yani Baader Meinhof’tan olmalıydı. Arjantinli anarşist bir yönetmen arkadaş da vardı. Mate içiyorduk, dünyayı değiştiriyorduk! Latin Amerika’da neoliberalizm balonu patlamıştı. Sol yükseliyordu. Arjantin’de sekiz günde beş hükümet devrilmişti. Brezilya’da faşist askeri cuntaya karşı yıllardır direnen sendikacıların adayı işçi Lula devlet başkanı seçilmişti. Venezuela’da daha çılgın biri vardı; Chavez. Gün geçtikçe bütün Venezuela’yı kendisiyle birlikte sola sürüklüyordu. Ben ve Leonardo daha çok Lula’dan umutluyduk. Fabian, Arjantinli arkadaş, “belki Arjantin,” diyordu. Hücrenin içine sokaklardan slogan sesleri doluyordu.

James Petras’la konuşuyorduk. O “Lula’dan hayır yok” diyordu bana. Chavez’e bak sen, o bir sürü şeyi değiştirme potansiyeline sahip. Ben Lula’nın bir videosunu izlemiştim. Brezilya’da bir işgal fabrikasının ofisinde göstermişti arkadaşlar. Askeri faşist cunta dönemiydi –bu faşist cunta terimini özellikle sık kullanıyorum. Adını söylemek gerekir diye düşünüyorum–; sendikalar stadyumda çok büyük bir toplantı düzenlemişti. Cunta son anda yasaklamıştı. İşçiler oraya gittiklerinde stadyumun askerlerle dolu olduğunu gördüler. Sokaklarda birikmeye başladılar. Lula zaten oradaydı. İşçilerin arasında. Binlerce işçi toplanmıştı. Ses tesisatı filan hiçbir şey yoktu. Lula’yı bir işçi omzuna aldı. Lula konuşmaya başladı.‘”Yoldaşlar, beni duyanlar arkasındakilere tekrarlasın” dedi. Lula’nın sözleri duyulduğu yerin son noktasında işçiler tarafından arkadakilere söylendi. Arkadakiler bir arkasındakilere… Lula’nın konuşması dalga gibi yayılıyordu. Binlerce kişi onun sözlerini birbirlerine aktarıyordu. Hayatımda gördüğüm en güzel, en kolektif konuşmalardan biriydi. Ben bu konuşmaya vurulmuştum galiba.

Caracas’ta bir gecekondu mahallesinin radyosundaydık. Ordu yönetime el koymuş ve sivil (!) bir başkan atamıştı. Radyo, merdiven altı bir radyoydu! Ülkenin bütün büyük televizyonlarının, radyolarının aksine, faşist cuntaya karşı halkın direnişini duyuruyordu. Halk önce La Vega’da, bu gecekondu mahallesinde toplandı. Sonra dağların doruklarındaki gecekondulardan başkanlık sarayı önüne 1 milyon kişi olarak inip, faşist cunta tarafından hapse atılan Chavez’i geri aldı. Chavez geri döndüğünde artık sadece Venezuela’nın değil, kuşkusuz Latin Amerika’nın ve hatta dünyanın en önemli liderlerinden biriydi. Lübnan’da bile posterleri ile yürünüyordu. 21. Yüzyıl Sosyalizmi-Bolivarcı Sosyalizm tartışılıyordu artık. Sonra Chavez kanserden öldü – Neden 1980 yılında, askeri faşist cunta sırasında birlikte hapis yattığımız birçok arkadaşı kanserden kaybediyoruz? Bu tesadüf mü? Bu arada Lula da kanser tedavisi gördü. Paraguay halkçı devlet başkanı Loga, Arjantin’de sol Peronist Cristina ve Fidel; bunların hepsi tesadüf mü?

Şimdi Venezuela’da enflasyon yüzde 180 olarak açıklanıyor ama gerçekte daha da fazla. Üç değişik resmi dolar kuru olduğundan, hesaplanması da çok basit değil aslında ama dehşetli bir enflasyon olduğu çok kesin. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan ülkede günlük resmi elektrik kesintisi 4 saat ve bir sürü yerde bu uzayıp duruyor. Başkan Maduro son seçimde meclisteki çoğunluğu kaybetti ve Obama politikası ile birleştirilmiş sağ yeterli imzayı toplayarak başkanlık referandumunu yaptırmaya çalışıyor ki bu da seçmen sayısının beşte bir demek – Demokratik olmayan Venezuela ile demokratik olan ülkemizi de bir karşılaştırmanız dileği ile. Başkan Maduro üretimi durduran patronların mallarına el konulacağını ve hatta hapse atılabileceğini söyledi. Zaten halen geçerli bir yasada çalışanların yüzde 51’i imza toplayıp verdiğinde devlet orayı kamulaştırıp işçilere devrediyordu. –Böyle bir işgal fabrikası geziyorduk. Süreç yeni başlamıştı ve patron ortada her tarafı cam ofisinde, hâlâ oturuyordu. Kamerayla onu çekip çekemeyeceğimi sordum işçilere, “Tabii çek dediler nasıl olsa yakında gidecek.” Çektim. Cam ofisinin içinde Japon asıllı patron “hava kabarcıkları arasında dolaşan kırmızı balık” gibiydi.– Birkaç kez fabrikadan bahsettim diye çok bir şey üretiliyor sanmayın. Venezuela’da yaşayan İspanyol bir anarşist arkadaşım anlatıyordu: “Ekmek yapmıyorlar Metin, ekmek. Unla suyu karıştırıyorsun ekmek yapıyorsun ama Venezuela’da ekmek bile üretilmez!” Petrol, ölülerin intikamı!

“Venezuela yıkılacak mı?” diye kendi kendime sorduğumda hep bu yazdıklarım ve yazamadıklarım gözümün önünden geçip durdu. Venezuela yıkılacak mı? Çok muhtemel ama takmayın kafaya; bu sefer başka yerden patlar isyan…

İsyan ele avuca sığmaz yaramaz bir çocuk…