Venezuela’da seçimi Obama kazandı. Yok, aslında çok doğru olan, ama klasikleşmiş bir söyleme dönüşen ‘Sol, emperyalistlerin oyunlarıyla, Venezuela’da seçimi kaybetti’ şablonunu kastetmiyorum. Tabii ki ABD seçimi manipüle etti. Milyonlarca dolar akıttı. Hatta doğrudan sokak çeteleriyle birlikte ‘şiddeti’ günlük hayatın bir parçası haline getirdi. Ekonomik hayatı felç etti. Fakat buna niye şaşırılıyor anlamıyorum. Emperyalizm eğer denildiği kadar kötüyse ki bana göre daha kötü, bunları zaten yapacak. Neden yapmasın adı üstünde; emperyalizm! Bunu yapmasa garip olurdu. Benimse bu yazıda değinmek istediğim, bütün bunlar dışında, Obama’nın bir dış politika zaferinin(!) altını çizmek.

Devletler ve onların dış politikaları insani duygularla tasvir edilemez ama eğer yine de yapalım deseydik Obama’nın dış politikasını ‘hınzırca’ diye tanımlamak gerekiyordu. Baba Bush ile başlayan, oğluyla devam eden ve hatta dünyada ABD egemenliğinin sarsılmasına yol açan, yine insani duygularla tanımlarsak ‘salakça’ dış politikası yerine, ‘saman altından su yürüten’, domino politikası sayesinde, özellikle Latin Amerika’da hegemonyasını şüphesiz yeniden inşa etti.

Obama’nın bu son zaferi sadece bir sonuç. Latin Amerika’da bu geri dönüş ilk Honduras darbesi ile başladı. Seçimle iktidara gelen popülist Zelaya hükümeti, yasadışı olarak topraklarında duran ABD askerlerini sınırdışı etmesi karşısında Obama, halefi Bush gibi doğrudan ordularıyla müdahale edip onu alaşağı etmek yerine zaten geleneksel bir ABD taktiği olan askeri darbe yaptı. Ancak geleneksel olmayan bir biçimde, pek kanlı olmayan bir yöntemle, başkan Zelaya’yı sadece sınır dışı etti. Zelaya’nın katılamadığı seçimleri halkın yüzde 65’inin boykot etmesine aldırmadan başka bir başkan seçtirdiği andan itibaren arka bahçesi, Latin Amerika’ya geri dönmüş oluyordu. O günlerde de yazdığımız gibi, bu domino oyunu, öncelikle Guatemala, Kosta Rika ve hatta Chavez’in müttefikleri Nikaragua ve El Salvador’u doğrudan etkileyerek, bütün Orta Amerika’da kontrolün tekrar tamamen geri alınması demekti.

Venezuela seçimlerinin bu sonucuyla birlikte, bu ‘tamamiyle kontrol’ün artık kıtanın güneyinde de gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. Çünkü Chavez’in Bolivarcı devriminin etkisi aslında kendi ülkesinden çok, bütün kıtada temel bir değişikliğin simgesi olmasıydı. Özellikle bütün kıtada, neoliberalizme karşı gelişen toplumsal hareketlerle beraber ALCA’nın çökertilmesi, bütün dünyada neoliberalizmin geleceği açısından çok önemliydi. Bütünsel bir hegemonya olan neoliberalizmin, NAFTA, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği, AB gibi sac ayaklarından birinin çökmesi onu sona yaklaştırmıştı. Bu yüzden bana göre, ABD ekonomik krizinin ve hatta AB’deki ekonomik krizlerin en önemli nedenlerinden biri ALCA’nın yaşama geçirilememesiydi. Diğer açıdan söylersek Chavez ve Latin Amerika solunun en önemli başarısı, ALCA’nın çökertilmesiydi.

Bu durum özellikle Brezilya için, onunla birlikte Arjantin ve Uruguay için en azından ABD’nin onayını almaksızın hareket edebileceği bir teneffüs alanı da yaratmıştı. ALCA gibi doğrudan ABD hegomonyasında olmayacak, en azından AB gibi masada kendi sözlerinin de dinlenebileceği Mercasur’un doğuşu da bu süreçte oluştu. Bugün bu ayrıcalığını da kaybedecek olan Brezilya ve ‘solu’ o günlerde daha fazla Chavez ile işbirliğine gitmediği için oldukça pişman olacak. Çünkü mesela Bolivarcı alternatif, ALBA içinde Brezilya yer alsaydı, bugün en azından Mercasur’u yitirmeyecekti.

Bu, Venezuela’da Obama’nın seçim zaferi, kıtada özellikle Kolombiya barış sürecini, Çin’in konumunu, Avrupa’da neoliberal karşıtı muhalefeti ve dolayısıyla bütün dünyayı fazlasıyla etkileyecek. Dünya neoliberalizmden sonra gerçekten çok küçük…