Ses kesildi. Artık kelimeleri boca edebilirim kâğıda. Öncelikle edebiyatın en züppe dalı olan şiirin tezgâhtarı olduğumu belirteyim. Kelimeler örülmüş ve satışa hazır hale getirilmiş. Benim işim onları süslemek. Çığırtkanlığını yapmak. Diyecekler ki; “Yahu şiir pazarlanır mı?” Pazarlanıyor. Mesele de bu zaten. Artık her şey pazarlanıyor. Ölülerimiz bile pazarlanıyor. Din pazarlanıyor. İdeoloji pazarlanıyor. Şiir neden pazarlanmasın? Üstelik bunu layıkıyla yerine getiren bir kuşakla karşı karşıyayız. 2000 sonrası çapsız şairler ve eksik okurlar. Sanal dünyayla pazarlanan şiir. Konu bu değil aslında ama bağlantısı var. Konu; Turgut Ayar Otu… Çok ilginçtir; 1990’ların sonuna doğru Edip Cansever furyası yaygındı. Sonra Cemal Süreya. Şairin toplama kitabı Sevda Sözleri’ne hücum oldu; The Gold Rush gibi. İkinci Yeni modası evrildi ve ibre Turgut Uyar’a döndü. Buna yardım ve yataklık eden diziler oldu. Leyla ile Mecnun gibi. İyi de oldu aslında. Millet sağlam şiirlerle tanıştı; neredeyse yarım asır sonra. İşin bu tarafı gayet güzel. Beni güldüren tarafı var bir de…

1958’de askerlikten ayrılıp sivil hayatı seçmiş bir şairin askerleri türedi. Durmadan Turgut Uyar paylaştılar. Cenap Şahabettin’in boynu bükük kaldı. Cahit Külebi mezarında ters döndü. Metin Eloğlu öteki dünyada berber çıraklığına başladı. Melih Cevdet Anday, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Şinasi ile parkta çektirdiği fotoğraftan utandı. Kısacası bu furya öyle bir hal aldı ki artık sokaklara taşındı. Göğe Bakma Durağı’nı bilmeyen adama ucube gözüyle baktılar ki tek bildikleri şiir oydu. İroni buradaydı. Sosyal medyada paylaşılan ve yayılan ve “Benim dengemi bozmayınız” diye biten şiirin adını Denge koydular. Buna inandılar. Delice paylaştılar. Turgut Ayar Otu fazla gelmiş olmalıydı. Oysa o şiirin adı Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir idi. Okumadılar. Kitabı alıp okumak gibi bir dertleri de yoktu çünkü onlara iki üç şiiri yetiyordu.

Bir de Turgut Ayar Otu içmiş yeniyetme şairler… Nerdeyse aynı kalıpla başka başka konularda şiirler yazdılar. Birebir Uyar gibi yazanlar da oldu. Bu üslubu çaktırmadan şiirine yedirmeye çalışanlar da. Nasıl olsa okuyucu aptal. Hayır, öyle değil. Gerçek şiir okuru sağlam okurdur. Bu ve bunun gibi bir sürü cılız denemeyi ayırt etmeyi bilir. Pazarlamadan açmıştık ya konuyu. Tezgâhtarlık meselesi. Hani kendime de atfettiğim sıfat. Bu tezgâhtarlık meselesi çoğu şairin hiç kabul etmeyeceği ve avam bulacağı bir sıfat. Oysa tam da buydu yapılan. Kendime atfım da bu sanal ironin bir parçası. Hepimiz tezgâhtar değil miyiz? Tüm şair ve yazarlar, kelime, cümle, dize pazarlamıyorlar mı? İşin özü satmadan satmak. Yani, müşteriye bir ürünü satmaya çalıştığını çaktırmadan satmayı başarabilmek. Müşterinin yerine okuru oturtturursak bunu rahatlıkla çağımız edebiyatında görebiliriz. Doğrudan satışçı Tuna Kiremitçi, Elif Şafak, Kahraman Tazeoğlu gibi isimlerden bahsetmiyorum. Onlar zaten neredeyse il il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, kapı kapı dolaşıp satacaklar kitaplarını ki yakışır. Benim bahsettiğim kesim daha çok kendine edebiyatçı kisvesi verip, sadece satmak gibi bir derdi olduğunu çaktırmadan, alttan alta satanlar. Hem edebiyatı satanlar hem de kendilerini satanlar ve bunun için her yolu kullanmaya hazır olanlar ve bu yolları kullananlar. Mevzu Turgut Uyar ya; çoğu ilk iki kitabı Arz-ı Hal’i ve Türkiyem’i bilmezler. Çünkü bu iki kitap da pazarlanacak türden değil. Çağın ruhundan uzak. Eski. Gerçekten öyle mi? Oysa bir şairin yolculuğunu takip etmek kadar zevkli bir şey yoktur. Her kitap bunun güzel bir parçasıdır. Neyi bildiler? Göğe Bakma Durağı. Of of… Bana bu yazıyı yazdıran da bu şiir zaten. Bu şiirle yücelmeye çalışan çapsız şair ve sadece bu şiiri yüceltmeye çalışan eksik okur. İnternet şairi ve okuru. Sadece antoloji.com’daki üç şiirini okuyup bir kanıya varmış insanlar. Pazarlama ve tüketim. Sistem ve çark. Bilgileri vikipedi’den ileri gitmeyen kara deliğe saplanmış bir kuşak. Okumayan. Bilgiyi hızlı bir şekilde hayatına sokmaya çalışan ve bunun gerçekten yoğun bir emek gerektirdiğinin farkında olmayan ve üstelik bunun için emek verenleri aşağılayan, garip, çarpık ve sanal bir zeminde hareket etmeye çalışan şairler ve okurlar. Turgut Ayar Otu’nun gelip geçici olduğunun ayırdına varamayanlar. Edebiyatı ve özellikle şiiri beyninde bir moda ve tarz temeline oturtmuş bir kuşak. Edip Cansever deyince aklına masa, Can Yücel deyince aklına internette yayınlanan ve Can Baba’yla ilgisi olmayan şiirler gelen bir ordu. Fakat umutsuz değilim. Çünkü bu coğrafyada o kadar leziz şiirler yazılıyor ki… Son dönemlerde şiir adına o kadar güzel çalışmaları olan o kadar çok güzel insan var ki… Bu insanlar bilgi edinmenin emek ve zaman gerektirdiğini bilecek kadar sağlamlar.

Son olarak edebiyatın bir moda olmadığını edebiyat tarihinin her zaman gösterdiğini ve göstereceğini bilmenizi istiyorum. Turgut Uyar’ın oturup, bir gün yeniyetme şairlerin ve yetersiz okurun elinde sanal bir oyuncak olmak için şiir yazdığını mı düşünüyorsunuz? Hayır! Yazdı ve tek sebebi vardı. Şiiri seviyordu. Gerçekten seviyordu. Çoğu usta şairin olduğu gibi onun da şiirle arasında garip bir sevgili ilişkisi vardı. Bu alev ister istemez yıllar sonra bir yangına dönüştü. Hem bu yangını içinde taşıyanlar hem de bu yangına uzaktan bakıp Turgut Ayar Otu içmekle yetinenler… Türediler. Bazıları bu rüyadan ayılmaya başlarken diğerleri onu içselleştirip kalbinin bir köşesine yerleştirdi. Benim payıma da o diğerlerinin yani o güzel insanların haykırışları olmak düştü.