Suruç Katliamı’nın sorumlularının robot resmi hepimizin elinde var aslında. Saldırıya uğrayanlar IŞİD’e karşı savaşan Kürtlerle dayanışmak üzere Suruç’a giden enternasyonalist, sosyalist gençler. Suruç küçücük bir kasaba. Bırakın istihbarat teşkilatını, her mahallenin muhtarının bile hangi evde kimin ne yaptığını bilebileceği kadar küçük bir yer. Amara Kültür Merkezi’ndeki açıklamadan hemen önce tüm gençler didik didik aranıyor ama katliamı yapan veya yapanlar rahatlıkla gençlerin arasına girebiliyor. Bomba patladıktan sonra da iddiaya göre olay mahalline önce TOMA’lar gidiyor, ardından da halka gaz sıkılıyor. Bu ve buna benzer sayısız iddianın yanı sıra, özellikle YPG/YPJ’nin Tel Abyad zaferinden sonra AKP ve onun medyasının beyanatları şüphelinin robot resmini tarif ediyordu. “PYD IŞİD’den daha tehlikeli” veya “Bu savaş çok büyüyecek” manşetleri, iktidarın siyasi perspektifini ortaya koyuyordu.

Asker kanından samimiyet testi çıkarmak

Katliamdan sonra açıklama yapan Davutoğlu, Adıyaman’da 23 yaşındaki uzman onbaşı Müsellim Ünal’ın öldürülmesiyle sonuçlanan operasyonu da ekleyerek şöyle dedi: “Yarın Suruç’ta, başka bir yerde de ama Adıyaman’da da askerimiz şehit olduğunda da ortak resim vereceksek, işte bugün yapılan açıklamalar samimiyet testinden geçer.” Suruç’tan sonra “ama” diye cümlesini sürdüren her kimse, gözünü diktiği menzil başkadır. Hele ki, yoksulluktan dolayı askerde uzman onbaşı olarak kalan ve çıkarıldığı operasyonda hayatını kaybeden bir gencin ölümü üzerinden samimiyet testi kurabilecek son kişi Davutoğlu olduğu halde!

Suruç Katliamı’yla aynı esnada Adıyaman’da bir askerin öldürülmesi üzerinden AKP, (ve paralı “Aktroller”) özellikle HDP’ye karşı yeni bir hamle peşinde. Tüm konuşması boyunca sürekli “bizi itham etmeyin, suçlamayın” diyen Davutoğlu, dört siyasi partinin “teröre karşı” ortak deklarasyon yayınlaması için çaba göstereceğini söyledi.

Acaba Davutoğlu, IŞİD’in katliamını vesile ederek HDP’yi PKK’nin karşısında konumlamak, PKK’yi de IŞİD’le aynı çuvala sokmak için Adıyaman’daki olayı vesile etmeye mi çalışıyor? AKP’nin temel yöntemi her türlü meseleyi aynı çuvala sokarak muhalefete karşı hamlede bulunabileceği unsurlar yaratmak. 12 Eylül referandumunda da topluma “darbecilere karşıysanız çuvaldaki diğer şartlarımızı da kabul edin” dayatmasında bulunulmuştu. Son İç Güvenlik Yasası’nda da aynı çuvala kabul edilebilir ve kabul edilemez çok sayıda unsuru sokuşturmuş, buna itiraz eden muhalefete de “ne yani, bonzai kullanımını mı destekliyorsunuz” şeklinde saldırıda bulunmuştu.

Ekim 2014’te, AKP’nin IŞİD’le münasebetini ve IŞİD’in Kobanê saldırısını protesto eden Kürtlere yönelik müdahalede de çoğunluğu polis tarafından öldürülen 41 kişi içinden, katledilen tek bir çocuğun ismini öne çıkarıp aylarca HDP karşıtı propaganda devşiren AKP, protestoların esas sebebini böylece gizlemeye çalıştı. Şimdi de Davutoğlu, Adıyaman’da bir askerin öldürülmesiyle Suruç’taki katliamı kıyaslamaya çalışıyor. Oysa ölüm kıyas kabul etmez. PKK’nin “bundan sonra askerler hedefimizde” gibi savaşçı bir pozisyonu olmadığı, savaşmamakta uzun zamandır direndiği biliniyor. Daha da ötesi seçimden önce Ağrı-Diyadin’de olduğu gibi askerlerin bile bile ölüme gönderildiği, yaralı askerlere bizzat HDP’lilerin kalkan olduğunu, bu esnada askerlerin eski bir HDP yöneticisini öldürdüğünü unutmamak lazım. TSK ve AKP’nin aylardır çatışmaya çektiği PKK, savaşmamakta direniyor. Buna mukabil Adıyaman olayının da çok iyi araştırılması ve sorumlularının ortaya çıkarılması gerekiyor. Adıyaman’da bir askerin öldürülmesi üzerinden, sivil yurttaşları vahşice katleden, Suruç’u kan gölüne çeviren ve bunun için ciddi bir organizasyon yapmış olan IŞİD’i PKK’yle kıyaslamaya kalkışmak, “bizim açımızdan IŞİD ile PKK aynıdır” propagandasını gençlerin cenazeleri üzerinden yeniden tedavüle sokmaktır. Bu sadece ayıp değil, aynı zamanda siyasi bir tercihtir.

Davutoğlu’nun IŞİD’le mücadele şartı

Suruç Katliamı’ndan sonra konuşan Davutoğlu, İktidarlarını kastederek şunları söyledi: “Herkesten daha çok DEAŞ’a karşı tedbir almıştır. Son HDP ziyaretinde bu konuda ellerinde bir belge varsa ortaya koymalarını söyledim. Belge yoksa, temsil ettikleri halkın, seçmen kitlesine saygısızlık olacağını ifade ettim.” AKP’nin IŞİD desteğine dair eldeki en somut veriler bizzat Davutoğlu ve kabinesindekilerin IŞİD’i meşru göstermeye çalışan beyanatları aslında. 20 Eylül 2014’te IŞİD Kobanê kapılarına dayandığında yine Suruç’ta dünyaya şöyle seslenmişti AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş: “Bir kere daha ifade etmek istiyoruz ki, IŞİD bir sebep değil sonuçtur. Suriye’de ve Irak’ta halkın büyük çoğunluğunu oluşturan kitlelerin siyasal katılım süreçleri içerisinde olmasını sağlamazsanız, Suriye’de ve Irak’ta her türlü istikrarsızlığın önünü açarsanız ve insanlara kendilerini ifade etme imkânı sağlamazsanız, bugün IŞİD’i yenersiniz, ama Allah korusun yarın başka bir şey çıkar.

Fakat Davutoğlu’nun alıntıladığım konuşmasında en az dikkat çekici olan son cümlesi çok önemli: “HDP yetkililerine de, bu saldırılara karşı sergiledikleri tutumu Adıyaman’daki askerimize karşı da beklediğimizi ifade etmek isterim. Çok net ve açık söylüyorum, hangi terör olursa olsun onun karşısındayız. Başta DEAŞ olmak üzere, kim varsa hepsiyle ilgili gerekli tedbirleri almaya hazırız.” Dikkat edilirse Davutoğlu “tedbirleri alacağız” değil, “almaya hazırız” diyerek bir şartı öne sürüyor: Meali şu olabilir mi: “HDP, PKK’ye karşı çıkarsa, biz de IŞİD’e karşı tedbir alırız.” AKP, Davutoğlu, IŞİD’i HDP ve PKK’ye karşı koz olarak kullandığını ilk kez bu kadar açık ifade etmiş oluyor.

IŞİD’le savaşmanın herhangi bir şartı olamaz! Eğer şartınız varsa, safınız IŞİD’ledir. “IŞİD’le savaşmamak, Kürtlerle savaşmaktır” diye bağlamıştık 20 Eylül 2014 tarihli, “Türkiye için karar zamanı: Ya IŞİD ya çözüm” başlıklı yazımızı.

Suruç’ta Türkiye’nin her yerinden gelen gençler katledildi. Artık şunu açıklıkla söyleyebiliriz: IŞİD’le savaşmamayı bırakın, IŞİD’e karşı yurttaşların güvenliğini sağlamamak, tedbir almamak, etkinliklerine göz yummak sadece Kürtlerle değil, doğrudan Türkiye’yle savaşmaktır.