Suriye’deki “iç” savaş dördüncü yılına girerken, savaştan önce 22 milyon nüfusu olan Suriye’den 4 milyon kişinin zorunlu göçe maruz kaldığını biliyoruz. Yerinden edilen Suriyelilerin yüzde 75’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’nın (AFAD) 14 Eylül verilerine göre, 259 bin 187si çadır kent ve barınma merkezlerinde olmak üzere Türkiye’de 2 milyona yakın Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Sadece Şanlıurfa’daki barınma merkezlerinde 80 bin kişi yaşıyor. Çadır kent ve barınma merkezleri dışında ülkenin değişik il ve ilçelerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Suriyelileri tespit için 2014’ün Ocak ayında AFAD tarafından başlatılan çalışmalar devam ediyor. Her bir Suriyeliye 11 haneli 98 ile başlayan ‘şahıs numarası verilmekte. Dışişleri Bakanlığının rakamlarına göre  Suriyeli mülteciler için 6 milyar dolar harcayan Türkiye’nin kaynakları sınırlı.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 11 Nisan 2013’te yürürlüğe girmesiyle yabancılar ile ilgili vize, ikamet izni, uyum, sınır dışı edilme işlemleri, sığınmacı ve mültecilerin iş ve işlemleri için yeni bir sistem geliştirildi. Yabancıların Türkiye’de yaşamalarını düzenleyen ikamet sistemi, Türkiye’ye girişlerini sağlayan vize sistemi, iltica sistemi, sığınmacı ve mültecilerin hak ve yükümlülükleri bu kanunla yeniden tasarlandı. Bu kapsamda, sayısı milyonları bulan bu sığınmacı grubu, ‘Geçici Koruma Statüsü’ sahibi kimseler olarak kabul edilmektedir.

“Suriyeli sığınmacılar, geçici koruma statüsü nedeniyle gündelik çözümlerle idare edilmeye çalışılmaktadır”

Ancak, geçici koruma statüsü Suriyeli sığınmacılara uluslararası hukuk anlamında mültecilik statüsünün tanıdığı hak ve özgürlükleri sağlamamaktadır. Suriyeli sığınmacılar, beş yıla yaklaşan ve süresi belli olmayan geçici koruma statüsü nedeniyle başta barınma, çalışma, sağlık, eğitim hakkında bakımından geçici ve gündelik çözümlerle idare edilmeye çalışılmaktadır. Milyonlarca Suriyeli sığınmacı, (sayısı 260 bin olarak ifade edilen kamplarda barındırılan kimseler dışında) kaderlerine terk edilmiş durumdadır. Suriyeli sığınmacıları bu şekilde, geçici çözümlerle bekletme hali bugün artık ciddi risklere yol açmak üzeredir.

On binlerce Suriyeli sığınmacının bu süreçte deniz ve kara sınırlarını aşarak Türkiye’yi terk etmek istemesinin temel nedeni, Suriyeli sığınmacıların artık Türkiye’de bir gelecek ve gelecek güvencesi görmemelerdir.

En önemli sorunlar: Barınma, eğitim, istihdam

Aslında hiçbir şey yapılmamış değildir. Sağlık hizmetleri konusunda ilk zamanlardaki karışıklığın ardından AFAD yayımladığı bir genelgeyle, sınıra yakın 11 ilde tüm kamu sağlık birimlerinin Suriyelilere ücretsiz hizmet sunacağını ilan etti. Bunun ardından Ekim 2013 tarihli bir yeni genelgeyle, söz konusu uygulama tüm ülkeye yayılmak suretiyle genişletildi. Bugün kamplardaki Suriyelilerin yüzde 90’ından fazlasının, kamp dışındakilerin de beşte üçünden fazlasının sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalandığı öngörülüyor. Düzenli sağlık kontrolleri, muayene ve ameliyat gibi tüm tıbbi hizmetlerle beraber psikolojik ve psikiyatrik destekler de bu kapsam dahilinde tutuluyor.

‘Barınma’, bir diğer önemli mesele. Kamplarda Suriyelilerin yüzde 15 kadarı yerleşmişken, kamp dışında yaşayanların çoğunluğu (yaklaşık yüzde 85’i) apartman dairelerinde, birçok aile bir arada yaşamlarını sürdürüyorlar.

Eğitim konusu, an itibariyle çözüme en uzak noktaların başında geliyor. Özellikle kamp dışında yaşayan çocukların sadece yüzde 14’ünün okula devam etmesi, özel birtakım hukuki ve kurumsal düzenlemeler yapılmasının zorunluluğunu gösteriyor. Çünkü Suriyelilerin toplumsal ve kültürel bütünleşmesinin, eğitimle doğrudan ilişkisi bulunuyor.

Bir diğer önemli başlık ise istihdam. Kamp dışındakilerin yaklaşık yüzde 80’inin iş aradığı, bulanların ise yerel işveren ve iş sahasındaki yerel paydaşlarla çeşitli toplumsal ve kültürel gerilimler yaşadığı gerçeği, bu konuya dair makro bir strateji ihtiyacını ortaya koyuyor. Hem Suriyelilerin ciddi anlamda sömürülmeleri, hem de onların gelmesiyle birlikte yerel insanların eski koşullarında iş bulma imkanlarını kaybetmeleri, çift taraflı bir problem endişesini doğuruyor. Suriyelilere resmi çalışma izni verilmemesi, eğitim ve diğer toplumsal haklardan yararlandırılmamaları, sömürülmeleri ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Suriyelilerin bir kısmı son aylarda yaşamlarını riske ederek Türkiye’yi terk etmek istiyor. Suriyeliler, zor koşullar altında, kadın, çocuk bekleyişini sürdürürken, umutla Avrupa’ya, özellikle de Almanya’ya gidebileceklerine olan inançlarını koruyor. Suriyeli ana-babaların birinci önceliği çocuklarına güvenli bir gelecek sağlamak. Türkiye’nin sağladığı sığınma ve koruma standartlarındaki düşüş, yasal statünün yokluğu, sınırlı sağlık ve eğitim olanakları ve toplumda mültecilere yönelik hoşnutsuzluğun artması karşısında, giderek daha fazla Suriyeli, çetin bir yolculuk sonucu Avrupa’ya ulaşmakta kararlı görünüyor.

“Türkiye’nin Suriyeliler için bile cazip bir yer olmadığı üzerinde düşünmemiz gerek”

Türkiye’nin Suriyeliler için bile cazip bir yer olmadığı üzerinde düşünmemiz gerek. Savaştan kaçıp, arkalarında tüm yerleşik düzenlerini bırakmış bunca insana kapı açmanın ötesinde daha uzun soluklu bir perspektif verebilmeliydik. Ama onları öncelikle güvenlikçi düzenlemelere tabii tutmayı ön plana alırken eğitim ve günlük hayata geçiş, Türkçeyi ve pratik yaşam bilgilerini öğretmek konusunda yaygın bir organizasyona gidilmedi. Oysa öncelik çocuklara verilmeli ve kamp dışındaki tüm Suriyeli çocukların devlet okulu sistemine hiçbir bürokratik engel çıkarılmaksızın kabul edilmesi sağlanmalıydı. Suriyelilere hızlı çalışma izni çıkarılmalı ve öncelikli iş alanlarında iş bulmalarını sağlamak amacıyla özel birimler kurulmalıydı.

Bu alanda ekonomik ve insani öncelik olarak yapılması gereken iki önemli adım eğitim ve istihdam konularıyla ilgilidir.

Eğitime Hızlı Entegrasyon:

Aslında Türkiye, Suriye’den gelen 2 milyon mülteci içinde yer alan on binlerce çocuğun eğitimi için yeni bir hamle başlattı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Suriyeli çocukların okula gitmesi için UNICEF’e teklif götürdü. Buna göre bazı okullar, saat 14.30’dan sonra Suriyeli öğrencilere tahsis edilecek. Halen, Ankara’da 3 okul bu şekilde Suriyelilere eğitim veriyor.

Avrupa Birliği (AB); MEB, AFAD, Kızılay ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü işbirliğinde Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların eğitim ve gıda ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik 17.5 milyon Euro’luk yeni AB Güven Fonu ile 400 bine yakın Suriyeli çocuğun okula entegre edilmesi için UNICEF üzerinden 6 bin öğretmene teşvik verilmesi kararlaştırıldı. 70 bin öğrenci 11 ilde kurulmuş kamplarda kurulan okullarda eğitimini sürdürürken, 71 bin 500 öğrenci ise değişik illerde, belediyeler, valilik, sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen okullarda eğitimlerini görüyorlar.

Ancak çok daha pratik bir çözüm getirilebilir ve yaşlarına göre tüm Suriyeli çocuklar oturdukları semt okullarına kayıtlarını yaptırabilir ve Türkçe takviye derslerle normal eğitime devam edebilirlerdi. Bu marjinal maliyetler açısından da makul seviyede tutulabilirdi. Muhtarlık kanalıyla göçmen numarası takip edilerek adrese kayıt sistemi ve okul dağıtımları mümkün olabilirdi.

Çocukların dil öğrenme kapasitelerinin daha ileri olması sebebiyle Suriyeli ailelerin Türk toplum ve ekonomik hayatına daha hızlı uyum sağlamalarına yardımcı olabilecek bu proje pilot olarak önce belli illerde daha sonra da ülke genelinde uygulamaya konmalıdır. Suriyeli göçmen çocukların okullara entegre olması kültürel zenginliğe de katkıda bulunacaktır.

Manuel İş kollarında istihdama ağırlık:

Suriyeli göçmenlerin iş piyasasına entegrasyonu mahalle muhtarlarında duyurusu olan ilçe istihdam kursları, Türkçe kursları, halihazırdaki kadınlar için ücretsiz el becerisi kurslarına yönlendirilmeleri şeklinde olabilir. Nitekim AFAD Müdahale Dairesi bu süre zarfında 79 bin Suriyeli öğrenciyi mesleki eğitimden geçirdi.

Suriyelilere, yemek, inşaat, taşımacılık, bahçe, seri imalat, yol bakım hizmetleri gibi yoğun dil becerisi gerektirmeyen özellikle kamuya ait işyerlerinde öncelik tanınmasına çalışılmadır. Suriyeli çalıştıran iş yerlerine bir takım teşvikler de verilebilir.

Bir başka makul öneri de tarım ve hayvancılığa uygun devlet arazilerinin Suriyeli göçmenlerce kontrat usulü işlettirilmesidir. Orta vadeli planların gerekebileceği böyle bir proje ise doğu illerinde tarımsal istihdam yaratılmasına öncülük edebilir.

Netice olarak Türkiye topraklarına kabul ettiği bu emeği kültürel ve ekonomik zenginliğe çevirmesini bilmeli, hukuki, ekonomik, toplumsal, kültürel, güvenlik, siyasi olmak üzere temel başlıklar dahilinde eş güdümlü bir makro projelerle geliştirmeyi amaç edinmelidir. Unutmayalım ki Türkiye nüfus fırsat penceresini 15-20 yılı içinde kapatmaya hazırlanan bir ekonomidir. Bu kapsamda orta ve uzun vadede düzenli göçmen kabul etmesi bile söz konusu olabilecektir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Suriyeli göçmen olgusunun ekonomist ve planlamacı teknokratlar tarafından ele alınması gereği ortadır.