Artık gerçek bir seçim ülkesiyiz. Seçimlere doyamıyoruz. Yeni seçimimiz 1 Kasım’da ve herkes sonucun ne olacağını yine merakla bekliyor. Bir de çok taze bir seçim sonucumuz olduğu için herkes rahat rahat atıp tutamıyor da. Bazı anket şirketleri destekledikleri partiye 2-3 puan ekliyor, bazılarının anketörleri göz altına alınıyor.

Geçen seçimin temel sorusu HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği tartışmasıydı. Biz burada “HDP elini kolunu sallayarak barajı geçecek” dediğimizde ifadelerimiz abartılı bulunmuştu. Ancak seçim gecesi doğru konjönktür değerlendirmesi yapıldığında bu neticelerin öngörülebilir olduğunu herkes anladı.

Şimdi HDP’nin başarısının “Seni Başkan Yaptırmayacağız” ifadesiyle ilgili olduğu söyleniyor. Neredeyse doğruluk payı hiç olmayan bir yaklaşım. Selahattin Demirtaş’ın o konuşması aslında Kürt siyasetinin bundan sonraki dönemde nasıl bir pozisyon alacağının ifadesiydi. Bugün PKK’yla Demirtaş arasında yaşandığı iddia edilen bir çekişmenin belki de ilk tohumuydu. Demirtaş’ın bu ifadesi “biz siyasetimizi AKP’yle pazarlık üzerine kurmayacağız” anlamına geliyordu ve şu an AKP ve HDP’nin pozisyonları gözönüne alındığında Kürt seçmenin bu yönde karar bildirdiğini görüyoruz. 7 Haziran öncesinde HDP’yi inceleyen yazımızda “HDP barajı geçecek ama AKP’yi eriterek” başlığını kullanmıştık. Aynen de dediğimiz gibi oldu. Örneğin Diyarbakır’da, AKP 2011 seçimlerinde 5 vekil çıkarırken, 2015 seçimlerinde yalnızca 1 vekil çıkarabildi. Metropollerde de CHP’nin oyu neredeyse sabit kalırken, HDP yükseldi ve AKP’nin oyları düştü. Yani “Seni Başkan Yaptırmayacağız” çıkışı Kürt olmayan seçmenlerin gözünde HDP’nin Türkiyelileşmesi değil, Kürt seçmenin Türkiye siyasetinde demokratik temsili yönünde anlam taşıyordu.

HDP seçmeninin 7 Haziran kararı henüz uygulanmadı

Seçmen bu yönde bir karar verdi vermesine ama koalisyon hükumetinin kurulma sürecindeki “aksaklıklar” nedeniyle seçmenin verdiği karar uygulamaya girmeden yeniden sandık kuruluyor. İşte bazı araştırma şirketlerinin iddia ettiği gibi, “tek parti gitti, ülke dağıldı” algısıyla oylar geri dönmeyecek. Önce seçmen “koalisyon” tercihinin uygulamasını görmek isteyecektir. Zira koalisyon 7 Haziran’ın önümüze koyduğu bir sürpriz değil, toplumsal bir talebin net sonucuydu. Bakın şimdi sizle bir grafik paylaşacağım.

dolarkoalisyonpkk

Gördüğünüz gibi içinde “dolar” ve “pkk” kelimelerinin geçtiği tweet’ler yılın ilk çeyreğinde belli bir seyirde devam ederken “koalisyon” kelimesi ülkenin gündemine yılın ikinci çeyreğinde giriyor. Koalisyonun tek koşulunun HDP’nin meclise girmesi olduğu açıktı. Fakat “HDP barajı geçecek mi” tartışmaları, bunun mucizevi bir durum olduğu bilgisini de beraberinde getiriyordu. Oysa Haziran ayı geldiğinde doğal olan gerçekleşti ve HDP, daha önce AKP’ye oy veren Kürtler’in oylarıyla büyük bir seçim başarısı kazandı. Artık “koalisyon” Türkiye’nin gerçek gündemiydi ve ülke siyaseti açısından yepyeni bir gündem vardı. Kürt halkı, HDP’ye “gidin Ankara’da bizim için siyaset yapın” dedi.

Türkiye’de solun en parlak dönemi

Seçim sürecinde ekonomiyi sahiplenen CHP ise, seçmenin bu kararı doğrultusunda çözüm sürecini HDP’ye bağlayacağı yönündeki mevcut duruşunu, yeni konjönktürde güçlü bir şekilde onayladı ve adres olarak “Meclis’te çözüm”ü getirdi. Yani çözüm ya da çatışmasızlık hâlini Meclis’te çözme önerisini savunan iki parti bulunuyor. İkisi de koalisyon yanlısı olan CHP ve HDP, 7 Haziran’da toplam yüzde 38 oy aldı. CHP ve HDP tabanını temsil eden partilerin toplam oyu (kimi dönemlerde bu oy sadece CHP oyudur), ilk defa bu kadar yükselmiş durumda. Aksi tek sonuç, 77 seçimlerinde CHP’nin yüzde 41 alması. Ancak o seçimlerde CHP’nin Kıbrıs Harekatı’nın milliyetçi etkisinden dolayı oyunu bu derece yükselttiği göz önüne alındığında, ilk defa toplam sol oy Türkiye’de bu seviyeye ulaşmış durumda. Eğer CHP, ekonomik gidişattan dolayı 1-2 puan daha alabilirse yüzde 41 bu defa Kıbrıs Harekatı gibi bir doping olmadan gelebilir.

Tabloya dönüp “PKK geçen tweet’ler” sekmesine bakıldığında, “koalisyon” sekmesinin pik yaptığı dönemde anormal bir yükseliş görüyoruz. Çatışmanın yeniden başlamasına bağlı olan bu yükseliş, Eylül ayı geldiğinde “koalisyon” kelimesini tamamen sahadan silmiş durumda. Dolar’da da kanıksanmış bir durum olduğu görülüyor. Yani şu an meselemiz PKK.

Temel etken ekonomi değil, PKK

Buradan anlaşılan şu: Seçim meydanlarında PKK’yı konu edecek iki parti var. Biri AKP, diğeri MHP. Eğer Türkiye’de seçmen tutarlılığa ve fikri takibe önem veriyorsa, MHP’nin avantajlı çıkması gerekir. Zira koalisyon meselesi gündemimizden düşmüş durumda. MHP’nin koalisyon konusundaki tıkayıcı politikası etkisizleşmiş durumda. Dolar’daki artış ve ekonomi meseleleri sabit. Orada ortaya ciddi öneriler koyan tek parti CHP ve bu durum CHP’de küçük bir ilerlemeye neden olacaktır. Mavi okyanus stratejisi, CHP’yi savunduğu hikayede rekabetsiz ve üstün kılıyor ama “terör”, “çözüm süreci” ya da “Kürt meselesi” gibi konular kadar geniş bir alıcısı yok. Yani iddia edildiği gibi seçim ekonomiyle değil, PKK’ya karşı alınan pozisyonla kazanılacak ya da kaybedilecek.

Yani bu seçimlerde PKK’yı temel sorun olarak gören, ülkenin birlik ve bütünlüğü üzerinden, makro ideolojik siyaset üreten iki partinin çekişmesini izleyeceğiz. HDP’nin baraj altına itilmesi imkânsız. Şimdi AKP kartlarını eğer Bahçeli’nin çözümsüz siyaseti üzerine çevirirse ve PKK’ya karşı üstünlük sağlayabileceğini gösterirse, MHP’den oy getirebilir. Mümkün mü? Hayır.

Peki, MHP milliyetçi damarları son dönemde iyice kabarmış olan muhafazakâr seçmene, AKP’nin PKK’yla mücadelede eksik kaldığını ve burada MHP’ninki gibi tavizsiz bir siyasete ihtiyaç olduğunu anlatabilir mi? Mümkün, anlatabilir, anlatacaktır da.

Dolayısıyla Kürtler’den gelecek oyu kaybeden ve artık tamamen Türk milliyetçilerini hedefleyen AKP oyunu nasıl yükseltecek? Yükselmesi mümkün görünmüyor. Asıl soru şu: Peki bu oyları nereden kaybedecek?

Arkası yarın.