Alman Şansölyesi Türkiye’ye hiç olmadığı kadar muhtaç. Çünkü Almanya’da kendi partisi içinde bile mülteci sorununa yeterince hakim olamadığı ve ipleri elinden kaçırdığı suçlamasıyla karşı karşıya. Almanya’ya 2015’te tahmini olarak 800 bin kaçak mülteci geldi. Merkel “Bu işin üstesinden geliriz, hoş geldiler” dedi. “Hoş geldin kültürü” adı verilen dalga kısa sürdü. Gönüllü yardımcılar ellerinden geleni yapsa da, devlet kurumsal olarak gönülsüz. Toplum hükümetten, kendine uyum sağlamayacağını düşündüğü Müslüman göçmen akınına, hem de acilen, son vermesini bekliyor. Öyle ki, bunu artık her gün ve her dakika her yerde konuşuyor. Televizyonlarda başka bir konu yok: Mülteci sorunu Alman toplumunu neredeyse bir çılgınlık noktasına taşıdı.

Avrupa Birliği içinde İsveç, Danimarka veya Avusturya gibi devletler sınırlarını kapattı fakat Merkel, sınırları kapatmaya veya kontenjan açıklamaya direniyor. Bugün son anketler, aşırı sağ AfD partisinin yüzde 12 ile Almanya’da üçüncü parti haline geldiğini gösteriyor. Mart’ta eyaletlerde bazı seçimler yapılınca tablo daha net ortaya çıkacak. Şansölyenin siyasi kariyerine mal olabilecek bir durum var. 2017 genel seçimlerine kadar görevde kalıp kalamayacağı artık belirsiz.

Merkel bütün bu köşeye sıkışma sürecinde hep aynı şeyi söyledi: “Sorunu Türkiye’yle beraber çözeceğim.” Şimdi, dört ayda üçüncü ziyaretinde ortaya ne çıktı?

Merkel, sınırı Almanya’da kapatmak istemiyor çünkü Almanya ihracatla yaşıyor ve muhtemel kayıpları göze alamıyor. En çok ihracatı da AB içinde yapıyor. O zaman AB sınırını iki yerden kapatmaya çalışmak lazım: Ya Makedonya-Yunanistan kara sınırı kapanacak ve Yunanistan fiilen Schengen dışı bırakılacak. Ama bu hem kolay değil, hem de Yunanistan Schengen dışı kalarak göçmenlerin kendi ülkesine yığılmasını istemiyor.

O halde Türk-Yunan sınırı kapanmalı. Merkel ve Davutoğlu ilk kez NATO’nun devreye girmesinden bahsetti. NATO’nun sınırlarda devriye gezmesi demek, NATO üyesi Türkiye’nin askerlerine ihtiyaç demek: Donanma göreve. AB’nin sınır kuvveti Frontex ve Türk ve Yunan sahil korumaları donanmayı takviye edecek. Bu ziyaretin en önemli sonucu, Ege’nin de bir türlü olağanüstü hal içinde askeri varlığa sahne olması olabilir. Suriye sınırına da NATO gelebilir. NATO çerçevesinde Avrupalı askerler sınırda görev yapabilir.

3 milyar Euro’luk yardım AFAD’ın Alman muadili THw ile ortaklıkla yeni kamplar inşa etmesiyle ve eğitim, beslenme vb. masraflar için harcanacak. Bu paranın üst sınırı şimdilik yok aslında. Yeter ki Türkiye göçmenleri AB’den uzak tutabilsin.

Buna karşın Merkel, düzenli göç istiyor. Yani örneğin “Bu yıl 200 bin göçmen alıyorum,” diyerek, alacağı göçmenleri de olabildiğince Türkiye topraklarında kontrolden geçirmek, teröre bulaşanları ayıklamak ve Suriye dışından gelen hiç kimseyi de almamak istiyor. Bunun için THw yoluyla kampların yönetimine ortak olabilir, en azından, 1960’lardaki Türk işçi göçü gibi kamplarda seçme yapmak isteyebilir.

Yunanların şartı ise, ülkedeki göçmenleri Türkiye’ye geri göndermek. Ankara bunu, ancak bu göçmenleri geldikleri ülkelere gönderebilirse kabul etmek istiyor. Pakistan, Afganistan göçmenlerini geri almıyor. Dolayısıyla Türkiye, AB ülkelerinden göçmen geri almak için haklı olarak o ülkelerle anlaşılmasını şart koşuyor. Yoksa geri gönderilen yüzbinlerce göçmen Türkiye’de sıkışıp kalacak.

Davutoğlu için, Rusya’nın kınanması ve AB’nin Rusya’ya karşı Türkiye’yi desteklemesi de önemliydi. Çünkü AKP’nin Suriye planları Rusya ile alt üst oldu. Ama Ukrayna yüzünden zaten Rusya’yla soğuk olan AB’nin bu konuda ne bir ortak politikası, ne de isteği var. Putin’in de Merkel’i dinlemesi biraz zor.

Son olarak önemli bir detay: Başka herhangi bir zamanda Merkel, Türkiye’yi “insan hakları sorunlarını hiçe sayarak ziyaret ettiği için” Alman medyası tarafından topa tutulurdu. Hatta: Gelmezdi. Ankara’daki ortak basın toplantısında bu konudaki tek soru, Alman medyasına çalışan Türk kökenli bir gazeteciden geldi. “Zor zamanlarda herkes sırça köşkteyken, başka kimse o taşı atmak istemedi,” diyebilirdik. Ama bu zor zamanlar geçici değil, artık kalıcı. Göçmen sorunu önümüzdeki onlarca yıl devam edecek. Türkiye’de ne olursa olsun. Tekrarlayalım: Ne olursa olsun. Herşeyin değişmesine kendimizi hazırlayalım.