7 Haziran’da % 40’lara düşen AKP nasıl oldu da yeniden oylarını % 49’lara çıkarabildi? Bir çok cevabı ancak bu durumu en kestirmeden, Erdoğan’ın koalisyon kurmaktansa, eski kadrolarla yeniden seçime gidilme taktiğinin başarısı olarak okumalıyız. Bu zafer Davutoğlu’nun değil, muhtarlar görüşmesi ve açılışlarda boy göstererek, milletvekilliği listelerine kadar her türlü detayla ilgilenerek pes etmeyeceğini gösteren Erdoğan’ın zaferidir.

Bahçeli liderliğindeki MHP’nin her türlü koalisyon senaryosunu reddeden tavrı ve AKP’nin barış sürecini rafa kaldırarak başlattığı savaş ortamının da etkisi büyük elbette. Savaşa PKK’nin de karşılık vermesi şehitlerin artmasıyla birlikte AKP milliyetçi oyları tekrar kazandı. Özetle Bahçeli’nin MHP’den, PKK’nin de HDP’den erittiği oylar AKP’ye can suyu oldu.

Sadece MHP ve HDP değil, CHP de seçimin kaybedenidir. CHP geçmişteki laiklik söylemlerinin aksine, ekonomi öncelikli çıkışıyla meseleyi inançlı/inançsız minderinden başka bir zemine taşıdı. Bir anlamda akıllara ziyadesiyle ekonomi düştü. Akıllara ekonomiyi düşürmek, AKP seçmenini inanç zemininden uzaklaştırmak da CHP’ye yaramadığına göre partinin misyonunu tamamladığını artık kabul etmeliyiz.

Altı ayda ülkede ne değişti?

AKP on üç yıla öyle çok fenalık sığdırdı ki 7 Haziran bir ölçüde bu rahatsızlığın işaretiydi ancak 7 Haziran’dan bu yana taze tuttuğu istikarın sadece AKP iktidarıyla mümkün olacağı söylemi bütün kötülükleri, yolsuzlukları unutturmayı büyük bir ölçüde başardı. Kendisinden çok terör, PKK, savaş, bombalar, ölümler, paralel yapı, dolar artışı gibi sözcüklerin yoğun olarak konuşulduğu bir güncel ortam yaratılmış oldu.

Bu sırada HDP’nin 500’e yakın parti üyesi ve yönetisi tutuklandı, 190 büro ve merkezi yakılıp yıkıldı, 258 sivil, 700’e yakın insan öldü. Ölen çocuklar sokağa çıkma yasağı nedeniyle buzdolaplarında muhafaza edilmek zorunda kalındı. Suruç ve Ankara’da IŞİD’in düzenlediği bombalı saldırılarda 129 insanımız göz göre göre katledildi. Cumhurbaşkanı’na hakaretten gözaltına alınanlar ya da tutuklananlar, Erdoğan eleştirisi yazan gazetecilere açılan soruştırmalar, 12 ve 13 yaşlarındaki 2 çocuğun Erdoğan’ın afişini yırttıkları gerekçesiyle 4 yıla kadar hapsinin istenmesi son altı ayda ivmesi hızla artan gelişmeler. Uydu ve kablolu yayın yapan platformlardan Cemaat sempatizanı olan kanalları hukuksuzca çıkarılması ardından Koza-İpek medya grubuna polis baskını, yayının kesilmesi, kayyum atanması. Hürriyet gazetesi baskını. Yandaş köşe yazarlarının Doğan medyasının yazarlarını tehdit etmeleri. Ahmet Hakan evinin önünde yumruklanması. Mafya liderlerinin teröre lanet mitingleri yaparak AKP’ye oy istemesi.

Cumhurbaşkanı’nın taraflılığı, seçimde devlet olanaklarının nasıl AKP için seferber edildiğine falan değinmeye sanıyorum lüzum bile yok. Neticede AKP için ölüm kalım, seçmeni için ise gücünü ve motivasyonunu iktidardan aldığı bir tür varoluş savaşıydı 1 Kasım seçimleri.

Sosyolojik Kırılma

Bu nedenle 1 Kasım, 7 Haziran’dan farklı olarak AKP’nin yıkılmadığını dünya ahiret herkese gösterdiği Türkiye’nin en önemli sosyolojik kırılmalarından birinin yaşandığı milattır. Her koşulda, 13 yıldır iktidarda olan bu AKP dört yıl daha ülkeyi yönetmeyi garantilemiş oldu. AKP seçmeni partisinin erimesine göz yummadı çünkü kendini ait hissettiği, gidebileceği bir başka parti yok. AKP seçmeni adeta içinde AKP’nin olmadığı bir hizmeti istemediğini CHP’nin son derece samimi vaadlerini elinin tersiyle iterek göstermiş oldu.

Artık kabul edelim; Türkiye sosyolojik olarak bölünmüş bir ülkedir. AKP’nin on üç yıldaki en büyük başarısı toplumsal kutuplaşmayı tırmandırarak toplumun geçişken yapısını değiştirmek oldu. Kutuplaşmanın ana aksı da inançtır. Bu nedenle AKP ne yaparsa yapsın, son altı ayda ne olmuş olursa olsun mevcut siyasi ortamda ciddi oy kaybı yaşaması, ANAP gibi çözülmesi söz konusu değil.

Peki, 7 Haziran’da AKP neden oy kaybetmişti?

AKP seçmeninin geçişken olan bölümü -ki bu oran % 10’a ulaşmıyor bile- “acaba mı?” dedi demesine ancak sonrasında pişman olduğunu 1 Kasım’da gösterdi. AKP seçmeni son on üç yılda partisiyle birlikte eriştiği maneviyatı ağır basan “güç” hissini yitirmek istemiyor. AKP çevresinde maddiyatla kenetlenmiş olanlar için ise bugün AKP yarın bir başka parti var ancak onların sayısı o kadar da fazla değil.

Oysa hatırlayalım 7 Haziran sonrası ortak söylem; sanki seçmene üç oy hakkı verilmiş gibi “seçmen koalisyon” istedi şeklindeydi. Şimdi bakıyoruz aynı isimler AKP’nin zaferini “seçmen koalisyon istemiyor, istikrar istiyor” şeklinde açıklamaya çalışıyor. Her cümle seçmen şu mesajı verdi ile başlıyor. AKP seçmenini mesaj kaygılı görmek Türkiye’deki siyasilerin ve aydının en büyük yanılgısı. Ortada bi mesaj yok; AKP seçmeni için partisinin bir maneviyatı var. Nasıl ulusalcıların CHP’si varsa muhafazakarların da AKP’si var.

Yurtdışında atılan oylar durumu da basitçe açıklanabilir. AKP’nin yurtdışından gelen oylar içinde de açık ara birinci parti çıktığını görüyoruz. Yurtdışında yaşayan AKP seçmeni o ülkede “afedersin Türk” diye konuşan liderlere oy vermiyor. Bir başka deyişle yurtdışında yaşayıp AKP’ye oy veren seçmen sağ ve muhafazakar partilere değil CHP ve HDP’ye benzeyen, demokrasiyi, bireysel özgürlüğü ve farklı kimliklerin haklarını gözeten, ötekilerle yaşamayı önemseyen partilere oy veriyor. Oy verdikleri AKP bütün bu değerleri adeta birer tehdit olarak görürken yurtdışındaki seçmen için genekselliğin, akrabalarının yaşam biçimlerinin, yaşadıkları gururun garantisi.

Güç yanılsaması

Son olarak şunu unutmayalım; bir ülkede seçime katılım ne kadar yükselirse anti demokratik ortam, korku, kaygı ve kötülük de o derece yükselmiştir. Demokratik bir ülkede seçmen hırsızı, yolsuzu ve kötüyü iktidara taşımaz; aynı parti ve kişi 18 yıl boyunca iktidarda kalmaz. Bu yüzden bırakın seçmen ne mesaj verdi falan demeyi; Asıl sorun seçmenin hiçbir mesajı alamaması, almak istememesidir. Çünkü ne yazık ki gücünü partisinden alan AKP seçmeninin kendisine dokunulmadığı sürece ne adaleti ne de vicdanı var. Erdoğan ve AKP zenginleştikçe seçmeni de adeta zenginleştiği ve güçlendiğini hissediyor. AKP’nin iktidara gelmesi de, uzun süre iktidarda kalması da ekonomi öncelikli değil. İstikrar, işsizlik, yardım, TIR’lar, kömür olayın hediyelik eşya kısmı…