Bu yazıyı lütfen duygusal bagajlarımızı bir kenara bırakarak değerlendirelim. AKP’liler dahil herkes için büyük sürprizle sonuçlanan 1 Kasım seçimlerinde olacakları en iyi analiz eden siyasetçinin Tuğrul Türkeş olduğu net bir şekilde ortaya çıktı.

MHP’nin 7 Haziran seçimlerinden sonra ürettiği ve anlaşılması son derece güç politikada tek soru işareti vardı: Acaba Bahçeli, milliyetçi seçmenle iletişim kurarken bizim bilmediğimiz bir şeyi mi bilerek hareket ediyordu?

1 Kasım sonuçları net bir şekilde diyor ki, Bahçeli’nin hiçbir bildiği yokmuş! Mevcut siyasal yapı içinde sağ-muhafazakar seçmenin tercih ettiği iki parti, AKP ve MHP, parti içi demokrasiden ziyade bir reislik disipliniyle hareket etmeyi tercih ediyor. Bu engele rağmen Tuğrul Türkeş, MHP’nin iktidardan uzaklaşmasına tepki göstererek AKP saflarına geçti. MHP bünyesinde bu durum “davayı satma” olarak adlandırıldı. Oysa 1 Kasım sonuçlarına baktığımızda 7 Haziran’da MHP’ye oy veren seçmenin %25’i, liderlerine rağmen Tuğrul Türkeş gibi düşünüyormuş. Bu oyları Tuğrul Türkeş götürdü anlamında bir tespit değil. Tuğrul Türkeş’in, MHP seçmenindeki iktidar talebini duyan bir siyasetçi olduğunu gösteriyor. Zira AKP’nin bu seçim başarısını getiren, MHP’den kayan %4,3 civarındaki seçmen grubu.

Peki Türkeş’in, seslerine kulak verdiği ve daha önce 2011 yılında da bu yönde tercihte bulunan bu %4-5 civarındaki muhafazakar seçmen kim? İşte 1 Kasım’ın en kritik sorusu budur.

Bütün ülke gündemi net bir şekilde “terör” kavramı etrafında dönerken, AKP’yle bir hükumet kurma imkânı güçlü bir şekilde varken, koalisyona engel olan ya da öyle anlaşılan Bahçeli yönetiminin inadını istemeyen bu MHP seçmenleri kimdir? Önümüzdeki dört yılı AKP’ye emanet eden kitle onlar çünkü.

Tabi bundan sonra bu grupla ilgili bir takım verilere dayanarak analiz yapmamız gerekecek. Ancak akla en yakın faktörleri öngörmek mümkün.

Türkiye’de muhafazakar-sağ seçmenin dna’larında esnaflık ve tüccarlık var. Son 5 ay içinde yani hükumetsiz dönemde, tüm ülke terör kavramıyla sarmalanmışken, ekonomi başaşağı gidiyordu. Büyük olasılıkla esnaf ya da tüccarlıkla geçinen, bu kaynakla ailelerini geçindiren insanlar bu terör gündeminin bir kenara bırakılıp, ekonominin toparlanması gerektiği düşüncesiyle bir muhatap aradığını söylemiş gibi görünüyor. Zaten Kürt halkının ya da sol dünyanın yaşadığı sorunlara karşı hiçbir duyarlılığı olmayan bu kitle, siftahsız gün istemediği için AKP’yi tekrar iktidara taşıdı.

Bu nedenle, bu okumayı yaparak, aslında AKP-MHP iktidarının yolunu açan Tuğrul Türkeş ve onun üzerinde taşıdığı değeler, nasıl bir Kürt politikası üretecek ve ekonomik sorunların çözümü için AKP nasıl bir proje üretecek. Çok kısa sürede bu soruların yanıtlarını almaya başlayacağız. Eğer önümüzdeki birkaç ay, 2016 yılının bahar aylarına kadar AKP, Türkiye’yi normalleştirmeyi başaramazsa, AKP tarihinin en ağır yenilgilerinden birini alabilir. Bu yenilgiyi de şu an Tuğrul Türkeş’in temsil ettiği sağ akımın daha geniş kitlelerle buluşturma potansiyeli olan yüzde 4’lük kesim tattırabilir.