Hatırlamalı

28 Şubat 2015’de “Dolmabahçe mutabakatı”nı izlerken AKP’nin seçim arifesinde Kürt oylarının peşine düşme amacında olduğunu, ancak televizyonda verilen imajın milliyetçi oyları tehlikeye atacağını, AKP’nin hem Kürt oylarını hem de milliyetçi oyları kaybedeceğini yazmıştım. 10 maddelik mutabakatın içeriğinde yeni bir şey, daha da önemlisi herhangi bir takvim yoktu. Muğlak Mutabakat HDP’nin batılılaşma imajı açısından işe yaramıştı ancak Türkiye solu ve Türk demokratları seçim öncesi yapılan mutabakatın AKP ve HDP’nin anlaştığının işareti olduğunu söylediler. İçlerinden HDP’ye oy vermeyen, desteğini açıkça ifade edemeyen çok oldu.

“Amerika ve Barzani ile yapılan pazarlıklardan tutun da, IŞİD’in süreçteki rolüne kadar, her şey en ince ayrıntısına kadar planlanmış. 8 haziran’dan bugüne olanlar tesadüf değil, savaş düğmesine basan AKP’den başkası hiç değil”

Erdoğan ve kurmaylarının oy amaçlı Dolmabahçe manevrasının işe yaramadığını öğrenmeleri uzun sürmedi. Demirtaş mutabakattan bir ay sonra, 17 Mart günü, batıdaki endişelere de son vermek adına tarihi bir sloganla seçim sürecini başlattı; “seni başkan yaptırmayacağız.” Anket sonuçlarına göre HDP’nin barajı aşacağı anlaşıldığında gözü başkanlıktan başka bir şey görmeyen Erdoğan, seni başkan yaptırmayacağız’a duyduğu öfkeyle adeta Bahçeli’yle yarışan açıklamalar yapmaya başladı. Davutoğlu ve Arınç gibi pek çokları önce ne olduğunu anlamasalar da, Yalçın Akdoğan’ın Mayıs ayında, seçimlerden hemen önce “HDP barajı geçerse çözüm süreci biter” şeklinde yaptığı açıklama her şeyin özetiydi; “Sen Erdoğan’ı başkan yaptırmazsan barışı rüyanda bile göremezsin” diyordu Akdoğan.

Aynı Akdoğan durumun geçici olmadığını söylüyor şimdilerde. Gazeteler 1990 model başlıklar atıyor. Başbakan rahatlıkla evlatlarımız ölmeye hazır diyebiliyor. Sonuç ortada, barış süreci sizlere ömür. Barışı istemenin bile suç olduğu günlerdeyiz. Belli mi olur yarın barış istiyoruz diyenlerin tek tek peşine bile düşer bu iktidar.

Unutmamalı

Savaşın yeniden alevleneceği TSK’nın hazırlıklarından belliydi. Sınıra yapılan yığınak IŞİD tehdidine karşı değildi. IŞİD’in Türkiye sınırlarında büyük bir askeri gücü yok, kalmadı. Sınırda nöbet tutan askerlerin hemen karşısında bir kaç IŞİD’linin, göstermelik mayın döşeme görüntüleri oynanan tiyatronun açılış sahnesiydi. 20 Temmuz‘da Suruç katliamı yaşandı. 22 Temmuz‘da IŞİDci oldukları gerekçesiyle iki polis öldürüldü. Saldırıyı PKK üstlenmese de medya olayın ardında PKK olduğunu yazdı. 24 Temmuz‘da ise IŞİD TSK’ya saldırdı ve bir astsubayı öldürdü. Sonrası malum, önce Amerika İncirlik karşısında sınır ötesi operasyona yeşil ışık yaktı. Erdoğan ve geçici hükümet anayasanın kendilerine verdiği yetkiyle TSK’ya vur emrini verdi. Herkes saldırının IŞİD’e olacağını düşünürken hedef tahtasında PKK vardı. 24 Temmuz’da PKK ateşkes sürecinin sona erdiğini açıkladı ve olanlar oldu. Bir kaç günde yapılan bir planın yürürlüğe sokulduğunu söylemek saflık olur. Amerika ve Barzani ile yapılan pazarlıklardan tutun da, IŞİD’in süreçteki rolüne kadar, her şey en ince ayrıntısına kadar planlanmıştı. İşin içinde sadece seçim yatırımı yok, petrol satış anlaşmalarından tutun, Amerika’yla olan ilişkilerin toparlanmasına kadar pek çok durumdan söz edilebilir. Özetle 8 Haziran’dan bugüne olanlar tesadüf değil, savaş düğmesine basan AKP’den başkası hiç değil.

“Erdoğan geçici hükümetten memnun, seçimlere kadar kimsenin kendisine ayak bağı olmasını istemiyor.. Sadece Kürtler değil, Erdoğan bu süreçte tüm hayallerini gerçekleştirebilir, Gezi parkı meselesini yeniden ele alması an meselesi”

Savaşı sadece Erdoğan istemiyor…

Kürtlerin içinde de savaşın sürmesini çeşitli nedenlerle isteyen, Öcalan’ın demokratik çözümlerine inanmayan gruplar var. Bu grupların doğrudan ses çıkarmaları, açıklama yapmaları zor olabilir ancak barışı tehlikeye atacak hatta bu amaç uğruna gerekirse MİT ile işbirliği yapabilecek kadar gözlerini karartabilecekleri de bir gerçek. Kürt silahlı hareketi homojen değil tıpkı Kürt siyasi hareketi gibi.

Gerekçesi farklı olsa da Kürtler’in içinde de tıpkı Bahçeli gibi düşünenler var. PKK Suruç katliamı sonrasında iki polisin öldürülmesi olayıyla ilgisi olmadığını, olayın ardında “PKK’den bağımsız, kendi içlerinde örgütlenmiş yerel güçler” olduğunu söyledi. Bu AKP’nin işi de diyebilirdi rahatlıkla, demedi KCK sözcüsü. Örgüt, kontrol edemediği, barışa mesafeli güçlerin varlığından haberdar olsa gerek. Eğer öyleyse neden engel olmadı, olamadı? Her koşulda “Kürtler” AKP’nin tuzağına düştüler, kimileri hevesle dipsiz çukura atladı, atlamaya da devam ediyor.

Türkiye’de toplumsal algı Kürtler’i homojen görme eğiliminde olduğu sürece yavaş yavaş, binbir özveriyle örülebilen barışın bir dakikada savaşa dönüşmesi normal karşılanmalı. İster parlamenter olsun, ister sıradan, apolitik bir yurttaş, Kürtler’in tamamının dağda savaşan gerillalarla bir tutulduğunu bir kez daha gördük. Türkiye Cumhuriyeti’nin onlarca yıldır Kürtlere karşı yapılandırdığı algı yönetimi değişmeden gerçek bir barıştan söz etmek bir miktar hayaldi, doğrusunu söylemek gerekirse. Birbirinden nefret eden ulusalcılar ile AKP’nin Kürt nefreti paydasında ortaklaşmalarının, nedeni tam da bu; şehitler ölmez, vatan bölünmez. Kimse öldürülmesin elbette ama; Suruç’ta öldürülen 32 gençten daha önemlidir üniformalı 1 kişinin öldürülmesi, şehit edilmesi Türkiye’de. CHP’nin elini bir türlü taşın altına sokamamasının nedeni de aynı; en ufak bir girişim gelen yeni bir şehit haberiyle CHP’ye oy kaybettirecek.

“Kürt hareketinin liderliği artık HDP’ye bırakılmalı”

Acilen HDP liderliği…

Türkler ve Kürtler’in Gezi sürecinde yakınlaştıkları unuturlarsa her şey biter. PKK de bu yakınlaşmaya kendisinin değil Öcalan’ın önayak olduğunu unutmamalı. PKK, başta HDP olmak üzere barışı destekleyen herkesi zora soktuğunun farkına varmalı artık. CHP’nin elini taşın altına sokma ihtimalini, yaptığı misillemelerle ortadan kaldırdığını iyi bilmeli.

Gezi HDP’nin Türkiye partisi olması için önemli bir eşik olmuşken, SSÖ’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi için başkanlık yarışına girmesi, Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olması, Kürtlerle Türkleri yakınlaştırmışken bu önemli fırsatı yerle bir etmenin tarihi bir sorumluluk olduğunu PKK anlamalı. Kürt silahlı hareketinin lideri Öcalan’ın silahsız, siyasi hareket etme düşü 7 Haziran’da gerçekleşmişken PKK bilindik ezberleri bir kenara bırakmalı.

PKK, Erdoğan’ın asıl hedefinde kendilerinin değil, siyasi bir hareket olan HDP’nin olduğunu, her şehit haberinin HDP’yi zayıflatacağını, Kürt nefretini pekiştireceğini görmeli. Savaşın bin yıl süren barışı unutturan türden vahşi bir şey olduğunu, barış ortamında gerillaya ilişkin yazılan güzellemelerin şu günlerde hiçbir hükmünün kalmadığını anlamalı.

Türkiye’de artan milliyetçiliğin öznelerinden biri olduğunu, demokratik haklar ve eşit yurttaşlığın HDP’nin kısa sürede aldığı yolla mümkün olabileceğini, gerçek barışın yolunun kapalı kapılar ardında yapılan AKP’nin oy eksenli pazarlıklarlarıyla değil, mecliste HDP’nin daha çok temsil edilebilmesiyle mümkün olabileceğini görmeli PKK. Kürt hareketinin liderliğini artık HDP’ye bırakmalı PKK. HDP’nin yarattığı sempatiyi, çekim gücünü erozyona uğrattığını anlamalı PKK. Devlet’in, Erdoğan’ın yapmadığını yapmalı, bedeli ne olursa olsun, bu tarihi sorumlulukta gerekeni yapmalı PKK.

Tabii arzulanan bir arada yaşamak ise…