Milli piyango mevcut egemen zihniyet tarafından kumar olarak telakki ediliyor ve bu nedenle öteden beri özelleştirilmek isteniyor, diğer birçok konuda olduğu gibi. Kabul edelim ki ölümler de farklı açıdan da olsa piyango misali “özel”leşti bu ülkede. Ölüm ve acılar kestirilemezliği ve rastgeleleşmesiyle bize “özel” artık. Piyangoda büyük ikramiye dışında bir şey çıksa hayatımız değişmez…Oysa şimdi bu rastgelelik hali hepimizin gündelik hayatlarına sirayet ediyor. Egemenlerin, yerel ve küresel terörün bize sunduğu bu hayat, içimizden denekler alıyor adeta. Araştırma şirketlerinin 80 milyon içinden denekler belirleyerek çıkarsama yapmaları gibi içimizden rastgele kurbanlar seçerek acılarla, katliamlarla yoğuruyorlar, sınıyorlar bizi. İçimizden “sample”lar alarak hayatımızı sosyal araştırma laboratuarına çevirmiş durumdalar.

Bu aslında sadece son on dört yıla özgü bir durum da değil, diğer zaman muktedirlerinin haklarını yemeyelim.

Milyonlarca kişi içinden beş bin insanını 1970’lerin sokak çatışmalarında rastgele kaybetti bu ülke. Size de çıkabilirdi, hepimize de…Milyona yakın kişinin katıldığı 1 Mayıs 77 katliamında katiller rastgele otuz dört can aldı. Çoğumuzun akrabaları, dostları, komşuları oradaydı…

90’larda binlerce kişinin geçtiği meydanda, yüzlerce insanın yemek yediği Opera Pastanesi’nde Onat Kutlar ve Yasemin Cebenoyan kör bombaya hedef oldu. Bu satırların yazarı her gün önünden geçerdi.

Aynı yıllar faali meçhul dönemiydi, muhalif ya da Kürt kimliğiyle yaşamak kolay değildi, her an ölüm kapınızı çalabilirdi, yüzlerce insanın kapısını çaldığı gibi…

Çocuğunuz yüzbinlerce kilometrekarelik bu topraklarda iki metrekarelik alanda oynarken patlayıcı bir maddeye basabilirdi. Tıpkı Şırnak’ta hayatını kaybeden 12 yaşındaki Ahmet İmre gibi.

Bireysel silahlanmanın fetiş boyutuna geldiği Türkiye’de hepimiz balkonda çamaşır asarız değil mi? Tıpkı maganda kurşunlarının 2014’de rastgele aramızdan aldığı Emine Sayılır gibi…

Gezi direnişinde resmi rakamlara göre milyonlarca kişi eylemlere katıldı. Tıpkı Berkin gibi, Ali İsmail gibi… Ethem, Mehmet, Abdullah, Mustafa, Medeni gibi…

Belki çoğumuz parti mitinglerine katılmıştır. Tıpkı Diyarbakır HDP mitinginde bombalı saldırıda öldürülen 17 yaşındaki Civan Aslan gibi…

Bütün dünyada olduğu gibi insanlar evlerine gider. Tıpkı Ankara’da Destina Peri ve öldürülen diğer yurttaşlarımız gibi…Ve bütün dünyada insanlar yabancı şehirleri gezer, tıpkı İstiklal’de hayatını kaybeden İsrailli Yonathan Suher, İranlı Ali Reza Razmhah gibi…

Piyango, Türkiye’de öldürmediği zaman yine rastgele olarak teselli ikramiyeleri dağıtıyor. Binlerce gazeteci arasından Can Dündarlara, Erdem Güllere, binlerce asker varken Balyozculara, yüzlerce imzacı akademisyenler içinden 15 Mart’ta tutuklanan üç öğretim üyesine isabet ettiği gibi.

Ve bu rastgele yaşamlar ülkesinde, bu Milli Piyango Cumhuriyeti’nde bizlere “alışmamız” salık veriliyor şimdi. Alışırsak hayatta kalacağımız, daha mutlu olacağımız ima ediliyor. Oysa barış ve huzur gelecekse bizi bu noktaya getirenleri “sevmeyi” ve ne istiyorlarsa, mesela başkanlığı kabul etmeyi bile tercih etmek daha mantıklı görünüyor. Zaten Başkanlık gelince piyango bundan daha mı az çıkacak sanki? Ama “alışmak sevmekten daha zor geliyor” bu Rus ruletine dönen ülkede. Bu acılara, bu sarmala, bu ölümlere alışırsak ne işimiz var bu topraklarda? O yüzden bu topraklarda gözü olan Hrant’a ve öldürülenlere olan saygımızdan -alışmamızı söyleyenler alışsın- yaşadıklarımıza biz alışmayacağız, alışmayacağız, alışmayacağız…