Sömürüye karşı direnen tüm liderler, sömürgecilerin her türlü hilebazlığıyla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Dünyanın tanık olduğu en büyük örneklerden biri Nelson Mandela’ysa, yaşayan örnek de Abdullah Öcalan’dır. Mandela’yı 27 yıl boyunca Robben Adası’nda tutan Apartheid rejimi, onu gözünü kan bürümüş bir terörist olarak resmetti. Ancak, zaman ezilenin haklılığının batmadığı bir okyanustur. Mandela Güney Afrika tarihinin aydınlık yıldızı olarak göçtü bu dünyadan.

Öcalan ve Demirtaş

Türkiye’nin Abdullah Öcalan’a karşı siyasi, askeri, psikolojik, her türlü harp yöntemiyle on yıllarca sistematik olarak yürüttüğü kampanyaların vardığı yerin de hepimiz tanığıyız. “Bebek katili” vb, itibarsızlaştırma çabaları tek merkezden gazetelere talimatlarla yazdırıldı yıllarca. Ama devlet vurdukça Öcalan büyüdü. Çünkü haklı bir davası vardı: Eşitsizliğe karşı mücadele. Kuşkusuz, Öcalan’ın bu mücadeleyi silahlı bir yöntemle başlatıp yürütmesi, düşmanlarının kampanyaları açısından önemli bir nimetti aynı zamanda. Nitekim PKK’nin silahlı mücadelesi defalarca manipüle edilebildi. Fakat, devlet açısından Öcalan’a karşı sistematik kampanyanın dayanakları zamanla hükmünü yitirdi. Öcalan’ın son on yıldır çizdiği teorik ve pratik hat, devletin on yıllara yayılan sistematik şeytanlaştırma çabasından nasiplenmiş milyonlarca insanı öyle veya böyle etkiledi. Buna mukabil, devlet Öcalan’ın sözünü tüm Türkiye’ye iletmesine ısrarla mani olmayı sürdürüyor. Bunun güncel sebepleri de var, tarihsel sebepleri de. Ayrı yazının konusu. Fakat, 1999’dan bu yana hapiste, ağır tecrit altında tutulan Öcalan’ın son on yıldır çizdiği barış hattını legal siyasete kusursuz bir biçimde tahvil edebilen genç bir siyasetçi sahnede artık: Selahattin Demirtaş. Maruz kaldığı saldırılardan, önceki hiçbir Kürt siyasetçi azade olmadı elbette. Ahmet Türk’ten Gültan Kışanak’a, Orhan Doğan’dan Leyla Zana’ya, Sebahat Tuncel’den Aysel Tuğluk’a, tüm Kürt siyasetçilere karşı devlet hep aynı saldırı mekanizmalarını kullandı. Şu an legal Kürt hareketinin ve Türkiye solunun parlayan yıldızı olduğu içinse temel hedef Demirtaş.

Demirtaş’ı kanla, ölümle aynı fotoğrafa sıkıştırmak için her türlü hileye başvuruyorlar. Tıpkı diğer Kürt siyasetçilere yaptıkları gibi

Ağasoylu değil, bir işçi çocuğu. Kürt hareketinin yetiştirdiği binlerce genç gibi o da tok gözlü, tok sözlü ve cesur. Dürüst, samimi, insan hakları savunucusu, bir avukat. Devletin tüm istihbarat birimleri ne kadar çabalasalar da, onu silahla yan yana resmedemedi bir türlü. Başka yollardan vurmaya çalıştılar, olmadı. Demirtaş’ı kanla, ölümle aynı fotoğrafa sıkıştırmak için her türlü hileye başvuruyorlar. Tıpkı diğer Kürt siyasetçilere yaptıkları gibi. Sözlerini çarpıtıyorlar, söylemediklerini söylemiş gibi yapıyorlar. Nafile. 5 Haziran’da HDP’nin Diyarbakır mitingini bombaladılar, ama Demirtaş ve arkadaşları yüz binlerce insanın sükunetini siyasi mücadeleye olabilecek en nitelikli biçimiyle nakledebildi. Hak ve özgürlük mücadelesi veren on binlerce gencin iradesini barındırdığı için sendelemedi. Haklı bir mücadelesi olduğu için aklına geleni diliyle söyledi, söylüyor. Teklemiyor. Gözünü kaçırabileceği hiçbir muhatap yok karşısında. O yüzden Demirtaş’tan korkuyorlar ve korktukça saldırıyorlar, saldırdıkça da onu büyütüyorlar.

Devletin Kobanê “fırsatı”

AKP’nin aleni “söylemsel” desteğiyle beraber Eylül 2014’te Kobanê’ye saldıran IŞİD, Türkiyeli Kürtlerde infial yarattı. Günlerce Suruç sınırında insan(lık) zinciri oluşturan sivillere acımasızca saldırdı kolluk güçleri. Böyle bir atmosferde Demirtaş çıkıp tüm halkı demokratik, anayasal bir hak olan protesto gösterilerine çağırdı. Sığ devlet “fırsat bu fırsat” diyerek Kobanê gösterilerini maniplüe etti ve 41 kişi bu olaylarda hayatını kaybetti. Çoğu da kolluk güçlerinin açtığı ateşle öldürüldü. Gezi’de gençleri öldüren kolluğa “emri ben verdim” diyen Erdoğan, elbette Kobanê olaylarına müdahale emrini de veren kişiydi. Fakat AKP, aylarca bu olaylarda vahşice öldürülen bir gencin canı ve acılı ailesi üzerinden Demirtaş’ı hedef aldı. Çünkü Kürtlerin eşitlik ve özgürlük taleplerinin, devletin naklettiğinden farklı olduğunu sarih bir biçimde tüm Türkiye’ye nakledebilen bu siyasetçinin önünü almak istiyorlardı. Kürtlerin sadece mağdur diliyle hak dilenen, eğitilmeye muhtaç bir halk olmadığını ortaya koyan, kriminalize edilemeyecek bir siyasetçi, ancak Kobanê’de katledilenlerle anılırsa bertaraf edilebilir zannedildi. Yine nafile. Kobanê olaylarından sonra Demirtaş’la aynı uçağa “binen” bir Hüda-Par’lı, uçakta hakaret ve tehditlerde bulunmuş ve bunları da iddiaya göre aynı uçaktaki bir AKP milletvekili kayda alıp basına vermişti.

Erdoğan’ın hedefindeki Demirtaş

IŞİD, AKP’nin en naif tabirle “göz yumması” sonucu Türkiye’de 32 kişiyi katletti. Yüzlerce kişi yaralandı. Ertesi gün (21 Temmuz) öğlen saatlerinde Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, HDP MYK toplantısı sonrasında basına açıklamalarda bulundu. Demirtaş, katliama karşı büyük bir yürüyüş gerçekleştireceklerini, kendi güvenliklerini de alacaklarını söyledi ve ekledi: “Sokaklar IŞİD’e dar olacak, bize değil.” Demirtaş’ın bu açıklamalarından birkaç saat sona, AKP’liler Twitter’da “KatilDemirtaş” başlığı altında Selahattin Demirtaş’ı hedef aldı. Genel seçimler öncesinde de AKP’nin hedefinde Demirtaş vardı. Kapısına defalarca polis dayandı; yıllarca AKP Genel Başkan Yardımcılığı yapan Dengir Fırat, bunun suikast girişimi olduğunu açıkladı. Erdoğan da gözünü karartmıştı Demirtaş’a karşı. Seçimden bir hafta önce (1 Haziran 2015) şu sözleri sarfetti: “HDP’nin eş genel başkanını eline saz tutuşturarak bar sanatçısı havasında pazarlıyorlar.” Erdoğan’ın hakaretleri, devletin saldırıları, AKP’nin yemlediği köşe yazarı kılıklı saldırganların kini ters tepti; HDP yüzde 13 oy alarak Erdoğan’ın başkanlık hülyalarını toprağa gömdü.

Demirtaş iyi korunmalı

Davutoğlu “Ona artık Selahattin demeyeceğim” diye bağırdı meydanlarda. Seçim süreci boyunca HDP’ye ve Demirtaş’a yönelik saldırı ve hakaretlere toplum net bir itirazda bulununca, 7 Haziran’dan sonra, “Selahattin Bey” demek zorunda kaldı. Demirtaş’a yönelik karalama kampanyaları, AKP havuzundan yem (ev, araba, arsa vs,) kapma mücadelesi içindeki gazeteci-yazar tayfasının binlerce hakareti tek tek sıralanabilir, ama gerek yok. Sonuç ortada: Demirtaş, onlar vurdukça büyüyor, büyüyecek. İtibarsızlaştıramadılar ve bugün milyonlarca insan var yanında.

Öcalan’ın Türkiye ve Ortadoğu’ya barışı getirme gayesi taşıyan teorisini Demirtaş öncülüğünde Türkiyeli demokratlar, sosyalistler, Kürt hareketi son derece samimi bir söylemle tüm Türkiye’ye naklediyor. Türkiye halklarının, ülke bölünmeden de özgürleşebileceğine dair formül, on yıllardır “bölücülükle” korkutulup itaat ettirilenlerin beyinlerinde yeni bir ışık belirtiyor. Bu ışık yayıldıkça, karanlık dışında bir şey yaymayan Ankara daha da köşeye sıkışacak. Bu, devletin ve onu yöneten AKP’nin temel korkusunu daha da büyütüyor. Bunun için de her türlü yönteme başvurabilirler, ama sonuç değişmeyecek. Mezhepçi, merkeziyetçi, faşizan devlet anlayışını IŞİD vahşetiyle bile ayakta tutamayacaklar.

Şu bir hakikat; AKP, HDP ve Demirtaş’a saldırmak zorunda. Başka çaresi yok. Ama saldırılar HDP ve Demirtaş’ı büyütecek. Bunun da başka yolu yok

Şu bir hakikat; AKP, HDP ve Demirtaş’a saldırmak zorunda. Başka çaresi yok. Ama saldırılar HDP ve Demirtaş’ı büyütecek. Bunun da başka yolu yok. AKP’nin düşman bellediklerine saldırarak onunla “irtibatını” belli eden IŞİD, 20 Temmuz’da Suruç’ta doğrudan HDP’yi hedef aldı. Bundan sonra da HDP’ye yönelik her türlü saldırıda bulunması işten bile değil. IŞİD’in kimin taşeronluğunu yaptığını Suruç katliamıyla birlikte gördük, görüyoruz. O yüzden HDP’lilerin ve en başta da Demirtaş’ın kesinlikle çok iyi korunması gerekiyor. İnsanlık onuru için mücadele eden gençler de kendilerine iyi bakmalı. Yarın Türkiye’yi Demirtaş veya onun gibi haklı bir davası olduğu için devletin saldırılarına maruz kalarak büyüyen gençler yönetecek.