Aslında Gizli Sevda’yla birlikte bir yolculuğa çıkmak tek derdim. Bir şiirin sizi çıkardığı yolculuk, yolculukların en uzunudur. Her ne kadar süre olarak kısa gibi gözükse de… O zaman başlayalım:

“Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.”

Muhtemelen orta halli bir mahalle. Büyükşehrin vasatı. Hava bahar. Kaldırımlar insanları sırtında taşıyor. Ağırlar. Hem kilo olarak hem de acı yükü olarak. Kahramanımız, bir iş için şehrin bu yakasına gelmiş. Yürüyor ve arkadaşının eski sevgilisi ile karşılaşıyor. Buraya kadar normal. Yedi sekiz sene önce arkadaşının sevgilisi olan kadını görür görmez tanıyor. Hafıza muhteşem. Çünkü o da tıpkı arkadaşı gibi bu kadından etkilenmiş zamanında. Kadın seviniyor çünkü eski erkek arkadaşından bir iz buluyor. Kahramanımızın gözlerinde onun gözlerini görüyor. Ona bu vasıtayla mesaj göndermenin harika olacağını düşünüyor çünkü onu unutamamış.

“Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan.
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız bir de oğlan,”

Sokaktalar. Uzaktan inşaat sesleri geliyor. Pazarcılar bağırıyor. Çocuklar bu enfes bahar gününü değerlendiriyor ve deli gibi koşuşuyorlar. Bir “aura” peyda oluvermiş etraflarında. “Aura” mavi ve bir kalkan gibi sert. Dışarıdan hiçbir müdahaleyi kabul etmeyecek kadar sert. Görünmez bir kabuk aslında. Bir salyangoz kabuğu. Havadan sudan bahsediyorlar fakat kadın inatla kahramanımızın arkadaşı yani eski sevgilisine göndereceği mesaja getirmeye çalışıyor sözü ve başarıyor da. Hangi kadın bunu başaramaz? Bence hiçbiri. Kadınlar bu konuda profesyoneller. Evlendiğini söyleyiveriyor. Üstelik çocukları da olmuş. Bir kız bir de oğlan. Dikkat edelim buraya. Kız ve oğlan. Muhteşem oran. Üremenin en büyük zaferi. Tüm ailesini eşit bir şekilde ikiye bölmüş muntazam bir kader. Allahtan daha ne isteyebilir ki. Bunu onun duyması gerekiyor. Duyacak da…

 

“Seni sordu.
Hiç değişmedi, dedim.
Bildiğin gibi…
Anlıyordu. “

Konuyu ona getiriyor. Bu kaçınılmazdı. Soruyor. Kahramanımız onun eskisi gibi neyse o olduğunu söylüyor. Bunu söylerken biraz sitemi var aslında arkadaşına. Nasıl olur da bu kadını kaçırırsın gibi. Nasıl olur da hiç değişmezsin ve her seferinde hayatını daha dibe götürmeyi başarırsın gibi. “Bildiğin gibi…” Kilit cümle bu. Bildiğin gibi. Her şey, herkes hatta rüyalar, hatta eşyalar, hatta iktidarlar, hatta parklar, hatta kediler, hatta çeteler, hatta saçlar, hatta elbiseler bile değişti fakat o değişmedi. Kahramanımız bunu söylerken biraz kızgınlıkla söylüyor. Yine de kadının hoşuna gidiyor. Çünkü kadının, o eski ve havai günlere olan özlemi depreşiyor. Anlıyor. Biliyor çünkü. Fakat bu değişimsizliği, büyük bir değişime uğramış bir kadın olarak yüzüne vurmak istiyor ve mesaja devam ediyor:

 

“Mesutmuş, kocasını seviyormuş.
Kendilerininmiş evleri…
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.”

Mesutmuş yaaa, kocasını seviyormuş yaaa, hatta kendilerininmiş evleri yaaa… Sen ne diyorsun? Kirada değilmiş, çok şükür çocukları varmış, karnı doyuyormuş ve kocasını gerçekten seviyormuş. Kocası belki de onun hayal edemeyeceği kadar çok para kazanıyormuş. O çok değişmiş. DEĞİŞMİŞ! O kadar. Eski sevgilisi ise hâlâ o berduş hayata saplanıp kalmış. Yine de anlıyoruz ki tüm bunlara rağmen kadın bir suçlu gibi ezik selam söylüyor. Ne han, ne hamam… Aslında her şeye rağmen, hayatın tüm bu getirilerine rağmen onu hâlâ seviyor. Biz bunu bu şiirde hissediyoruz. Alttan alta. Gece ahıra sızan bir karayılan gibi. Kahramanımızın bundan sonra yapacağı iş ise biraz kırgınlıkla bu mesajları arkadaşına iletmek. Sonunda birbirlerine selam veriyorlar ve orta halli mahallenin ara sokaklarında kayboluyorlar. Hava bahar. Kahramanımızın arkadaşı deniz kenarında bir meyhanede kafasını dumanlıyor. Olay bu!