Diyelim elinizde küçük küçük faşistleriniz var. Elinizde dememin manası mutlaka sizin kapınızın önünde yatıyor olmaları değil ya da bir çiftliğe gidip ‘bana doldurun oradan 17 adet irisinden küçük faşist’ filan da değil. Nerede olursa olsun, kolay ve çabuk bulabiliyorsanız bu elinizin altında olması manasına geliyor. Hatta şimdiki gibi dönemlerde ‘elinizi sallasanız ellisi’ diyerek kolayca faşist kafiyesi bile yapabilirsiniz. Bu gücün ve gittikçe temerküz eden gücün, bilerek ya da bilmeyerek yarattığı iktidar serpintileri bunlar. İktidar ne kadar büyüyorsa, faşist serpinti de o kadar çok eteklerinde yayılıyor.

Şimdi bu bol faşistli girişi niye yaptın derseniz, Can Dündar suikast girişimine bir polisiye roman tadında bakmak istedim. Ayrıca Erdoğan rejiminin zapturapta alınması için yolsuzluk ya da savaş davası açılacağını Fas’ta bir berberi kasabasından, Avrupa ile mülteci anlaşmasının mutlaka alel acele imzalanacağını Sevilla’dan, Erdoğan ile Davutoğlu’nun ilişkisinin işaretli yerlerden kopacağını Lizbon’dayken filan yazıp doğru çıkınca, benzer polisiye tahminlerde bulunma isteğim coştu.

Mesela Can Dündar’a suikast girişiminde kullanılan silahın MKE yapımı olduğunu düşünüyorum ya da en azından mermilerin öyle olduğunu. Bunu nereden çıkardın derseniz arkasına iktidarı ve özellikle temerküz etmiş iktidarı alınca, bu tür organizasyon mensupları çok ince hesap yapmazlar. Elinin altında kim varsa onu kullanır, elinin altında hangi mermi varsa onu verirler. Çok değil, biraz araştırılsa adliye bahçesinde yanında olanın ya da biraz önce hamburgercide birlikte çay içen kişinin, 487 nolu ihbar başı para alan, götürü usulle çalışan bir muhbir ya da diğer adıyla haber(!) görevlisi filan olduğu ortaya çıkar. Yanlış anlamayın tekrar ediyorum ki sadece uyduruyorum ama iktidar rehavetinin ancak bu kadar organize olabileceğini düşünüyorum. Her ne kadar biraz çalışılmış, ne ve nasıl ifade vereceği önceden hazırlanmış olsa da henüz olay olur olmaz, ifadelerin ortalarda dolaşması da ‘iktidarın aptallaştıran’ etkisinden başkası değildir. Meksika’da yıl 1996 ya da 1997 idi. Zapatistaların da dostu olduğu solcu vali adayının otomobiline, çok ağır yaralanmasına neden olan bir kamyon çarpmıştı ve kamyon şoförünün cebinden kazanın nasıl olduğuna dair ifadesi çıkmıştı. Bu ortada dolaşan ifadeleri görünce aklıma bu kazaya hazırlıklı kamyon şoförü geldi.

Aslına bakarsanız bu küçük faşistin hikayesi beni çok ilgilendirmiyor. O kadar çok var ki. Yukarıdaki spekülatif tahminleri yaptıktan sonra daha çok bu durumu besleyen ideolojik gübreden söz etmek istiyorum. Zaten baştan itibaren Can Dündar ve Erdem Gül bir suikast kurbanı. İktidarın ‘görünen’e saldırarak yaygınlaşmış toplumsal hoşnutsuzluğun, yılgınlık ve çaresizliğe dönüştürmesi suikastı bu. Benzer biçimde barış için imza toplayan akademisyenlere karşı yürütülen politika da aynı şekilde bir operasyonun parçası. Bu tür, çaresizlik ve yılgınlık yaratma biçimi mesela kitlesel bir alana bomba kullanmaktan daha az tahripkar ama etkisi de neredeyse o kadar fazla. Çok geniş kesimde ‘bu kadar bilinenlere, tanınanlara bile bu yapılabiliyorsa, kim bilir bizim başımıza neler gelir’ düşüncesini yaygınlaştırıyor. Her şeyi bir yana bırakın, farkında değil misiniz sosyal medyada ne kadar çok kişi artık kendi isimleri dışında başka isimleri kullanmaya başladı. Bu bile Can Dündar’a suikast girişiminin sadece ona yönelik değil bütün toplumsal hoşnutsuzluğa yönelik olduğunun bir işaretidir. Bu yüzden Küçük Faşist Organizasyonlarının bundan sonraki hedeflerinin mesela Erdoğan’a cevap verme cüretiyle Leman dergisi ya da dava açma cesaretiyle akademisyenlerden Baskın Oran ve Neşe Özgen olabileceğini tahmin ediyorum. Yani her ne kadar bu sefer dava açan onlar da olsa yine, ‘Vatandaş hakimler kadar anlayışlı davranmayabilir’!

Mini mini faşistleri serpilip geliştiren boş, manasız ve vıcık vıcık erkek söylem, suikast girişiminden hemen sonra da ortalığı kendi rengine boyadı. O kadar aptalca ki bu. Mesela bir yandan bu ‘tiyatro’dan haberi olduğunu söyleyip öte yandan ‘bak nasıl korktu’ demek! Fakat bu beni şaşırtmıyor. Çünkü iktidar eteklerinde aptallığa her zaman bolca yer vardır. Beni şaşırttan şey baylar; cesaretten söz edebilen nasıl siz olabiliyorsunuz? Arkasına kurumsal güç tekeli, devleti alıp cesaret tweetleri atmak kolay. Bir de cesaretinizi efendinize karşı gösterin bakalım erkek(!) parçaları sizi. Sizin cesaretiniz ancak ‘büyük efendinin önünde saygıyla eğilirken, sessizce yellenmekten’ ibarettir.

Ve böyle bir yazı ‘Dinle küçük adam’la, Wilhelm Reich’la bitmeli; ‘Eeh, kes artık Küçük Adam. İki tür ses tonu vardır: Dağların doruklarından esen fırtınaların uğultusu ve bir de senin yellenmen. Seninki, yellenme sesi, yelleniyorsun ve menekşe kokusu saldığını sanıyorsun…’