Her zaman aklıma helikopterin balkondan havalanışı geliyor. Binlerce kişi hükümet binasının etrafını çevirmişti ve son başkan helikopterle Miami’ye kaçıyordu.- O gün binlerce kişi o meydanda çocuklar gibi şendik ve o gün binlerce kişi dev gibi neoliberalizmi yendik! – O giden helikopterle birlikte, uluslararası finans dünyası, ulusötesi tekeller, dünyayı elinde tutan tarım şirketleri ve patentli tohumlar, paralı eğitim, çok paralı sağlık mesela satılık böbrek fabrikaları hastahaneler, oldukça yoksulluk, işsizlik, açlık filan da uçtu gitti diye düşünüyorduk. Hadi kapitalizm gitti mi hiç emin değildik ama neoliberalizmin gittiğine emindik. İnsanlar birbirlerine sarılıyordu. ‘Que se Vajan Todos- Hepiniz Çöpe’ diye slogan atıyordu. Sahipsiz kalmış, şimdiki adıyla Tomo’lar, polisler, polis jopları ve polis köpekleri, silahları ne yapacaklarını bilmez bir şekilde, bizimle beraber bu yükü yolsuzluk, yoksulluk ve ölüm- bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm- olan helikopteri seyrediyorlardı. Eğlenceliydi, şenlikliydi…

“Bana Latin Amerika’da özelleştirmeyi savunan sağcı bir politikacı gösteremezsiniz. Solcu demiyorum sağcı bir politikacı gösteremezsiniz”

Kapitalizm yerinden hiç kımıldamadı. Aslında neoliberalizm de hep oralardaydı ama en azından mahçup ve çekingen, köşe başlarında işe çıkıyordu o kadar. Mesela “Bana Latin Amerika’da özelleştirmeyi savunan sağcı bir politikacı gösteremezsiniz. Solcu demiyorum sağcı bir politikacı gösteremezsiniz” diyordum konuşmalarımda. “Evet iktidar olduklarında yaparlar ama bunu yapacağız diye savunamazlar” diye anlatıyordum. O sokaklarda neoliberalizm sadece iktidar karanlıklarının köşe başında iş tutabiliyordu. Bizim buralarda ise her şey hızla satılıyordu, özelleştiriliyordu. Bunu “Bizim ülkemizde şimdi aynısı oluyor” diye onlara söylediğimde, bir işçi lideri ya da bir işgal fabrikası işçisi “Nasıl? Sizin orada hiç kimse bizim başımıza neler geldiğini bilmiyor mu” diye şaşkınlıktan ölüyordu. “İşte ben bunu anlatmaya çalışıyorum” diyordum -ve galiba hala anlatamadım.- Biri yine, yanlış hatırlamıyorsam bir Piqueteros-Barikatçılar hareketinin önde gelenlerindendi. O, “Bu ülkede artık hiç özelleştirme olmaz çünkü hepsini özelleştirdiler, sattılar. Geriye hiçbir şey kalmadı” diyordu. Ben de burada bunları anlatamadım bari satılacak bir şey kalmasın, bitsin diye bekliyordum ama hala bitmedi, satıla, satıla….

arjantin APIMAGES Mauricio Macri

Mauricio Macri (AP)

Arjantin’de şimdi köşebaşında iş tuta tuta yine semiren neoliberalizm hiçbir şey olmamış gibi sırıtarak eski yerine sıçramak üzere. Buenos Aires belediye başkanı, zengin iş adamı Mauricio Macri, yine neoliberal politikaları açıkça savunarak, başkan olmaya pek yakın görünüyor. Başkanlık seçimin ilk turunda yüzde 34,33 alarak sol ittifak adayı Scioli’den sadece iki puan kadar az alarak ikinci tura kaldı. Seçim öncesi bütün kamuoyu yoklamaları, ‘Sol’ ittifakı Scioli’nin açık ara seçimi alacağını açıklıyordu. İsyandan sonraki ‘sol’ peronist, ‘popülist’, Kishner ve onun ardından eşi Christina Fernandes’in iki dönem iktidarından sonra onların da adayı, şu anki Buenos Aires valisi Scioli’nin iş bu seçimde oldukça zor ve müstehcen neoliberalizm ile Macri iktidara oldukça yakın görünüyor. Yüksek enflasyon ve ‘güvenlik’ meselesini çözmek için, uluslararası yatırımlara açacağını, kendi şirketini nasıl başarılı yönetiyorsa ülkeyi de öyle yöneteceğini söyleyen Macri, daha çok kıtanın Berlusconi’si olarak -ve ondan mutlaki daha yakışıklısı olduğu için- iktidarı istediğinde üst sınıfın yanında özellikle orta sınıfın desteğini alıyor. Ayrıca Buenos Aires belediyesinin verdiği imkanlarla ‘maaşa bağlanmış sosyal hareketleri’ de etkileme şansına sahip olduğundan yeni bir neoliberal başkan olmak için ısınma turları atıyor. Bu arada yukarıda artık özelleştirecek bir şey kalmadı demiştim ya ama bu arada Kishner hükümetleri sırasında daha önce özelleştirilmiş mesela banliyö trenleri ya da bazı stratejik petrol ve doğalgaz tesisleri iflas ettikleri ve yolsuzluklar yüzünden işlemez duruma geldiğinden hükumet tarafından yeniden kamulaştırılmıştı. Yani Macri’nin yeniden satabileceği eski şeyler yeniden var. Ayrıca doğanın, mesela suyun ve toprağın hızla daha fazla metalaştığı bugünlerde sat sat bitmez Arjantin.

Bu durum uluslararası politika açısında da çok ilginç sonuçlara yol açacak. Latin Amerika toplumsal hareketlerinin ve özellikle Chavez’in işlevsiz hale getirdiği ALCA- Latin Amerika Serbest Pazarı, bu kıtanın iki etkili ülkesinden biri olan Arjantin’in açıkça ALCA yanında yer alması, Mercosur’u doğrudan ALCA’ya entegre etmesi sadece kıtayı değil, bütün dünyayı yeni bir neoliberal tsunamiye sürükleyecektir. İşin ilginç tarafı dünyanın diğer kıyısında Avrupa’da ideolojik olarak çözülen neoliberalizmin ilk pratik olarak doğduğu topraklarda yeniden ve utanmadan hortlaması. Bu Yunanistan, İspanya, Portekiz, İskoçya ve hatta İngiltere’de neoliberal politikalara karşı kendisini konumlamış muhalefeti nasıl etkileyecek çok önemli soru.

Bütün bu durum gösteriyor demek ki ‘sol’, bir alternatif olamaz diyebilecek olanlara karşı bir fıkra ile bitirmek istiyorum: “Bir adam, karısına ‘herkes şu Irish coffee-İrlanda kahvesini methediyor. Bir yapsana’ diyor. Kadın bakıyor tarife, kahveye rom katacak ve biraz şeker. Bağırıyor içeriden ‘Rom yok rakı koysam olur mu?’ ‘Tamam’ diyor adam. Bir daha bağırıyor. ‘Kahve kalmamış çaya koysam?’ ‘Olur’ diyor adam. ‘Şeker de yok’ diyor kadın. ‘Tuz koy’ diyor adam. Sonra adam içiyor kahveyi. ‘Ne kadar kötü bir şeymiş bu Irish coffee’ diyor…” Hiç gerçekçi değil şu Sosyalizm…