Latin Amerika’yı ve Kolombiya’yı yakından izleyen ama şu anda uzakta biri olarak, bu söylediğimin sadece bir tahmin olduğunun altını çizerek başlamalıyım. Yani buna ilişkin gazetecilik manasıyla bir istihbaratım yok. Ancak henüz barış anlaşması olmadan iki liderin bir araya gelmesi müzakerelerde pek rastlanır bir şey değil. Eğer barış çok yakınsa, barışın sağlayacağı politik kazanımdan yararlanmak için bu mümkün olabilir. Ancak her ne kadar altı ay sonra imzalanacağı söylense de var olan durum hiç de bu kadar yakın görünmüyor aslında ve beni kuşkuya düşüren de bu. Altı ana başlıkla başlayan müzakerenin henüz üç başlığında uzlaşma sağlanabildi ve bunlardan da önemli alt başlıklarının bir kısmı da sonraya bırakılmış durumda. 3 yıl süren müzakerede bu aşamaya gelmiş bu süreç nasıl olur da geri kalan sadece altı ayda, neredeyse hiç konuşulmamış diğer yarısını ve üstünde uzlaşılamadığı için atlanmış maddelerin çözümlenmesi sağlanabilir?

Her şey bir yana, bu altı madde üzerinde uzlaşıldığında bile, ayrıca bütününde ayrı bir kabul edilme zorunluluğu müzakerenin başlangıç mutabakatında vardı. Bu konu başlı başına bir tartışma konusuydu çünkü Devlet, parlamento onayı ve bir referandum önerirken, gerilla ise ısrarla yeni bir Anayasa’yı inşa edecek kurucu meclis öneriyordu. Biz müzakerenin başında FARC-EP gerilla komutanlarıyla görüştüğümüzde, bu konuya çok önem verdiklerini vurguluyorlardı. Bu yüzden bunlara değinilmeden yapılan son açıklama kuşkularımı daha da artırıyor.

“Eğer müzakere olağanüstü bir ivme kazanamazsa, yine her şey başa dönecek ya da sadece kağıt üzerinde kalan bir ‘barış’ olacaktır”

Barışı örgütlemek bir savaşı örgütlemekten çok daha zordur. Bir yanda gözü gerillanın denetimi ve etkisi altındaki doğal kaynaklara, petrol, doğal gaz, madenler, ilaç hammaddeleri, bitkiler, hayvanlar ve bizzat suda, Amazon’un kendisinde olan ulus-ötesi şirketlerin barışla uyuşan talepleri, öte yanda 50 yıldan fazla süren savaştan illallah diyen, askerin, polisin ve özellikle de paramiliterlerin cinayetlerinden, işkencelerinden yılmış halkın, gerilla üzerinde kurduğu barış baskısı, bunlarla da bağlantılı olarak uluslararası durum, özellikle de ABD yönetiminin de Obama’nın görev süresi bitmeden bunu çözmek (!) istemesi barışı oldukça zorlamaktadır. Ancak öte yanda Kolombiya ordusunun ve özellikle paramiliter güçlerin ne olacağına etkili bir çözüm bulmadan gerillanın silah bırakmasını doğru bulmayan genel gerilla kanaati, muhalefette ve hatta hükümet içinde bile barış görüşmesinin uzamasıyla çözümün olamayacağına dair yükselen inanç, devlet başkanı Santo ve “Timoşenko”yu bir araya getirdi. Daha doğrusu bu, barış sürecinin son hamlesiydi. Eğer bu son hamle ile müzakere olağanüstü bir ivme kazanamazsa, yine her şey başa dönecek ya da çok önemli tarafları eksik olan ve sadece kağıt üzerinde kalan bir “barış” olacaktır. Bu endişeyi özellikle gerillanın bir bölümünün taşıdığını ve müzakerenin hızlandırılmaya çalışılmasının nedenlerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum.

“Kötü bir barış, savaştan daha da kötüdür.” diyen Kumandan Marques’in sözü son altı ayda herkesin temel endişesi olacak gibi geliyor bana. Yani Kolombiya’da henüz bir barış yok ama hâlâ sağlam bir masa ve etrafında oturanlar var.

Biz de ise “bir masam bile yok, anlıyor musun”…