Geçtiğimiz günlerde IŞİD antik Palmyra şehrinin tiyatrosunda “görkemli” bir infaz gerçekleştirdi. IŞİD dünyanın en muazzam kültürel emanetlerini yok ederken sadece insanlık tarihinin sayfalarını hunharca koparıp atmıyor, bir yandan da bu anıtları birer sahne, propaganda aracı olarak kullanıyor. Asıl amaç Batı’ya mesaj vermek. IŞİD’in tarihi eserlerin bir kısmını da örgüte gelir sağlamak için Batı ülkelerindeki alıcılara satması bölge ve anlayış için yeni bir durum değil. Bu eserlerin adeta Batı modernliğine ait olduğu algısı hakim, bedeli ödendiği sürece bölgedeki tüm geçmiş satılık birer unsur.

Bugün din ve mezhep savaşlarıyla kana bulanan Büyük Mezopotamya bitkilerin tarıma alındığı, hayvanların evcilleştirildiği, ilk yerleşik köy topluluklarından, evin, kamusal alanın, inançların, ticaretin, yazı ve sanatın, kent ve devletlerin oluştuğu, insanlığın en önemli belleklerinin depolandığı dünyanın tartışmasız en muazzam kültürel coğrafyası.

IŞİD palmira infaz

Buna karşın sadece dünyanın kurucu söylencelerini değil, kudretli enerjisini de derinlerinde barındırdığı için bu kadim coğrafyada türlü çıkar çatışmaları, savaş ve acı bir türlü bitmiyor, uzunca bir süre de son bulmayacak gibi. Eski Dünya’da geçmişin biriken kültürel katmanları farklı kimlikleri de beraberine alarak ayrıştırmaya devam ediyor. Zaman içinde yükselen kültürel anlamlar dünya ve insanlığın ortak mirası olarak algılanmak yerine, provokatif birer unsur olarak görülüyor. Günümüz dünyasıyla hiçbir ilişkisi olmayan anıtlar, yerleşmeler “Batı” düşmanlığına kurban ediliyor. Elbette minik bir nesneden büyük bir kente, sembolik anlam ve öğeler toplumun tarihi ve kültürel değerlerini yansıtan somut göstergeleridir; kültürün maddi olmayan yönleri ise bu somut anlamlarla sarmal bir yapılanma içine girerek topluluğun kimliğini oluşturur. Kimlik ve belleği biraraya getiren kültürel emanetler tam da bu nedenle çatışmaların hedefindedir.

1993 yılında Osmanlı Dönemi’ne ait, Türk/Müslüman kimliğiyle özdeşleşen kültürel bir ikonun, Mostar Köprüsü’nün bombalanması,  Yugoslavya’da iç savaşın nedeni olan etnik ayrışmanın bir sonucuydu. Sırplar, Müslüman Bosnalılar ve onlara ait kültürel emanetleri de yok etmeyi amaçlamıştı. Soğuk Savaş yıllarına gelindiğinde Amerika’nın “Yeşil Kuşak” projesindeki en önemli müttefiki olan Taliban iyice güçlendikten sonra Afganistan’da rejimi değiştirmiş, Mart 2001’de tüm dünyayla paylaştığı görüntüler ise sembolik yeni bir milat olmuştu. Taliban eski İpek Yolu üzerinde bulunan Buda heykellerini dinamitle patlatarak Budistler’den çok Batı dünyasına mesaj veriyordu. Aynı yıl El Kaide kapitalizm ve Amerika’nın en önemli sembollerinden biri olan Dünya Ticaret Merkezi’ne yaptığı saldırıyla sadece sonrasında dünya dinamiklerinin değişecek olması adına değil, medya ve iletişim araçlarının canlı yayınlarıyla dünyanın en büyük propaganda sahnelerinden birini meydana getiriyordu. Tüm dünyanın canlı olarak ekranlardan izlediği görüntülerle “Batı” karşıtlığı sembolik bir zafer kazanmıştı. Bir yıl sonrasında ise Amerikan hükümetinin Irak seferi için büyük bir kamuoyunu arkasına almasının nedeni yine aynı görüntüler olacaktı.

Geçmişe ait semboller üzerinden yapılan tüm propagandalar son yirmi yılda medya mecralarının artması ve interaktif bir yapıya evrilmesi ile birlikte farklı bir boyut kazandı. Kitle iletişimi geçmişin aksine bireylerin çok yönlü, etkin ve katılımcı iletişimini mümkün kılmakta. 2 milyar aktif üyeye sahip Facebook’a, bilgisayara ihtiyaç duymadan her gün dört milyon kişi akıllı telefonlarından giriyor, çektiği video ve fotoğrafları yüklüyor. 2007 yılından bu yana varlığını sürdüren Twitter’da ise günde 500 milyon tweet atılırken, Vine, Periscope, Instagram ve benzeri görsel içerik sağlayıcıların yaygınlaşması sosyal medya paylaşımlarını misliyle arttırmakta. Soğuk savaş yıllarında meydanlardan yapılan gövde gösterileri, nükleer silahların birer penis gibi, ardı ardına sıralanarak yapılan resmi geçit törenlerini düşünürsek, iki kutuplu dünyanın sembolik dili devletler eliyle radyo, televizyon ve beyaz perdenin gücüyle oluşturuluyordu. Günümüz dünyası ise ana akım medya olanaklarına ihtiyaç duymaksızın küçük grupların dahi kendi sembolik dilini oluşturabileceği olanaklarla dolu. Cep telefonlarımızdan tıkladığımız bir link kültürel bir travma yaratmakla kalmıyor, şiddetin, yıkımın sıradanlaşmasına da neden oluyor.

IŞİD örneğinde en korkutucu haliyle temsil bulsa da bu vahşet, tahribat ve yıkım, Eski Dünya için yeni bir durum değil. Yeni olan sosyal medya olanaklarıyla daha tehlikeli bir sürecin ortaya çıkmış olması. Kültürel ikonların imhası küresel olarak yaygın kılınarak bir yandan düşman kültürel bir travmaya uğratılıyor, bir yandan da sosyal medya iletişim stratejisinin sağladığı gövde gösterisiyle yok edenin daha çok destek bulmasını doğuruyor. Kültürel mirası yok etmek adeta yeni bir trende dönüşüyor. Geçmişi tahribata davetkar kılan sembolize edilmiş anlamların yok edilmesi yeni, sosyal medya yoluyla yaygınlaştırılan karşı-sembolik anlamların bütün ihtişamlarıyla internet ortamında inşa olmasına neden oluyor. Vandallık anıtsallaştırılarak geleceğe yeni ve çirkin anıtlar bırakılmaya çalışılıyor.