Şu kırmızı çok çarpıcı bir renk. Bir kere etrafımız sağımız solumuz ‘kırmızı çizgi’. Herkes kendi iktidarının boyuna göre nereye sallarsa çiziktiriyor. Son günlerin moda kırmızı çizgisi de Fırat’ın batısı. Baykal bile, ‘ihtiyaç halinde kırınız’ kutusundan fırlayıp, elinde kırmızı boyasıyla andropoza girmiş iktidarını canlandırmaya çalıştı. Ayrıca bir de hemen ardından bu çizerler, bu kırmızı çizgilerini yalayarak silmeye çalışıyorlar ki en çok bu hoşuma gidiyor. Küçük ve büyük egemenler aralarında tepiştiklerinde aralarda ezilen biz olsak da yine mazoşist bir keyif duygusu yaratıyor bende.

O zaman moda kırmızı çizgi Fırat’ın batısından başlayalım. Öncelikle söylemeliyim ki neredeyse 50 yıldır hiçbir devlet açıklamasına inanmam. Akıl sağlığımı buna borçluyum. Basit polisiye kurallarım var benim. Sherlock Holmes kuralları ya da Cingöz Recai soruları bunlar. Temel soru, ‘Bu işten kimin çıkarı var?’ sorusu. Her şey bunun etrafında dönüyor. Bazen bunun etrafında iki fag hareketi, bütün hepsi bu. Hele bu ‘fag’leri beceriksizler yapıyorsa çok fazla uğraşmaya da gerek kalmıyor.

O zaman başlıyoruz. Ankara eylemini YPG neden yapsın? Kendisine yönelik bir saldırının nedeni olarak gösterilen ‘terör örgütü’ tanımlamasını pekiştirmek için böyle bir ‘terör’ saldırısı yapmak ‘gel bana saldır’ demekten başka bir manaya gelebilir mi? Zaten dört bir yanda birileriyle savaşırken böyle bir şeyi yapması için ancak çılgın olması gerekir. Bu aynı zamanda uluslararası konjonktürde yakaladığı desteği de bombalamak demektir ki tam anlamıyla kendi bindiği dalı kesmektir. Polisiyeye biraz da komplo dahil edelim. Velev ki böyle bir saldırıyı, Türkiye’yi ‘bataklığa’ sokarak, her şeyi daha karıştırmak için öyle bir şey yapmıştır. Böyle bir şeye mutlaka güler geçerim de ama böyle bir şey varsa eğer o zaman bu bataklığa düşmemek için zaten bu müdahale yapılmaması gerekir.

Sorulara devam edelim. Türkiye ile savaşmak YPG’nin işine gelir mi? Kesinlikle gelmez. Çok basit olarak Esad’ın muhtemel ilerleyişi de YPG’nin işine gelmez. Çünkü Esad’ın bir sonraki hedefinin YPG ve Rojava olacağı çok büyük ihtimaldir. Böyle bir ihtimal karşısında bölgede Esad’a karşı batıyla birlikte, bir ittifak yapabilme şansı olduğu Türkiye’ye öyle bir saldırı niye yapsın? Hatta birilerine belki şaşırtıcı gelecektir ama bu senaryo, Esad’ın ilerleyişi ile Rojava’nın tehdidi, Türkiye’deki barış sürecini de harekete geçirebilecek ulusarası(!) bir durum yaratıcaktır. Bu yüzden böyle bir olasılığı neden bombalasın?

“Trabzonsporlu Salih Dursun’un hakeme kırmızı kart göstermesi de çok simgesel bir iktidar karşıtı eylemdi bence. … Aslında bütün iktidarların ne kadar komik olduğunu gösteren bir andı”

Polisiyeye devam edelim. Bu eylem ABD’yi, YPG’ye karşı harekete geçirmek için yani devlet açıklamalarının ulaşmaya çalıştığı hedefe yönelik bir provokasyon mudur? Burada bir çıkar olduğu için çok mümkündür ama ABD’ye karşı, yani provakasyon kralına karşı bir provokasyon –Reyhanlı ile iki oluyor- tereciye tere satmaktan başka bir şey olabilir mi? Buna ABD’nin, eğer işine gelmiyorsa inanmasını beklemek çok safça değil midir? Bu o kadar ‘açık ve net’ bir şeydir ki bu yüzden insan, devlet böyle bir provokasyon yapar mı diye kuşkuya düşer. Bu durumda ise Zizek’in ‘Yamuk Bakmak’ta söz ettiği, komedyen Groucho Marx’ın ‘müvekkilini savunurken avukata söylettiği’ şeyden başka bir şey aklıma gelmiyor. ‘O bir aptal gibi görünebilir ve bir aptal gibi konuşabilir ama bunun sizi kandırmasına izin vermeyin. O gerçekten bir aptal.’

Kırmızıdan bahsetmeye devam edersek Trabzonsporlu Salih Dursun’un hakeme kırmızı kart göstermesi de çok simgesel bir iktidar karşıtı eylemdi bence. Salih böyle bir şeyi aklından bile geçirmiyordu ama bir an için oyunun bütün iktidarı, hakemin elinden kırmızı kartı kapıp ona göstermesi, aslında bütün iktidarların ne kadar komik olduğunu gösteren bir andı ve nedense aklıma gezi isyanını getirdi bu fotoğraf…

Biz ise kırmızıya arkadaşlar arasında ‘kızıl’ deriz ve bu sefer, diğer Marx’ın, Karl Marx’ın sözünü ettiği ‘Avrupanın tepesinde dolaşan hayaletin’ rengidir bu…