ABD’de de kiracı grevleri yayılıyor. Çok yükselen kiralar karşısında, özellikle 2008 krizinden sonra bir çok yerde kiracılar ‘kiralarından doğan güçleriyle’ bir araya gelerek ‘kiracı grevleri’ ile kendilerini korumaya çalışıyorlar. Kiracı örgütlenmesinin, kiracı sendikalarının tek gücü bundan ibaret değil, bir araya gelen kiracılar düzenledikleri gösterilerle seslerini duyuruyor, vergilerini ödemiyor, kira yardımları talep ediyor ya da kira yardımlarını artırmayı başarıyorlar. Ayrıca kiracı sendikaları -‘sendika’ demek hoşuma gidiyor- devletin ve yerel yönetimlerin üstünde konut sorununu çözmesi için baskı yaratıyor. Hepsinden ötesi örgütlenmeye başladıkları andan itibaren ilk anladıkları şey hiç de az olmadıkları ve kendi güçlerinin farkına varmaları. Bu şekilde hareket etmeye başladıklarından itibaren ‘konut piyasasını’ etkilenmesi bir oluyor. 2007 yılında Seattle’da kurulan ‘SeaSol’, kiracılar ağının başarılı örgütlenmesi çoktan Portland, San Francisco, Brooklyn, Boston, Houston, San Jose’ye sirayet etti ve her geçen gün de artıyor kiracıların örgütlendiği şehirler.

“Neoliberalizm bir şey üretmez ve sürekli miş, mış gibi yapar”

Arjantin isyanı sırasında Buenos Aires’de bir arabayla gidiyorduk. Kırmızı ışık yandığında iki kişi kola satmaya çalışıyordu, üç kişi börek. Bir kişi havaya lobut atıyor, iki kişi alev yutuyordu. Bir başka kırmızı ışığa geldiğimizde yine üç kişi kola, bir kişi börek satıyor, bir kişi lobut atıyor ve alev yutan sırasını bekliyordu. O sırada arabayı kullanan Arjantinli profesör Miguel söylemişti: “Arjantin hükümeti işsizliğe karşı çare bulmuş, trafik lambalarını artıracaklarmış!” Çok güzel bir Neoliberalizm tarifi olduğu için sık anlatırım bu anektodu. Neoliberalizm bir şey üretmez ve sürekli miş, mış gibi yapar. Neoliberalizmin tek yaptığı, Yeni kent inşası yani tabii ki otobanlar, viyadükler, köprüler, havalanları ve bunun için ihtiyacı olduğu enerjiyi elde etmek için doğanın talanıdır. Bu yüzden direnişler ve isyanlar artık ‘Mekan, Kimlik ve Ekoloji’ ekseni merkezindedir. Gezi isyanı, hemen ardından Brezilya, sonra Hamburg ve sonrakiler, kentsel dönüşüm, mutenalaştırma yani neoliberal yeni kent inşasına karşı direnişlerdi.

kira eylemBu nedenle neoliberalizm sadece yeni kent-ev yapınca direnişler, grevler de artık kapılarımıza kadar geldi. Mekanın neoliberal dönüşümü bir domino oyunu gibi birbirini tetikler. Mesela üretimin gözden düşmesi, bununla birlikte eğitimin paralılaştırılması, piyasaya tabi kılınması, eğitim kentleri ortaya çıkardı. Türkiye’de eskiden önemli üretim kentleri olan Eskişehir, Zonguldak ve bir çok şehir, koca öğrenci kampüslerine dönüştü. Evler küçük parçalar halinde 3’e 4’e bölündü. Ortaya çıkan stüdyo daireler öğrencilere kiraya verilerek, bir ev kirası pratikte en az 3-4 katına çıktı. Bununla da kalmayarak kesintisiz her yıl, özellikle de çeşitli biçimlerde öğrenci sayısı artırıldığında ev kiraları daha da arttı. Zorunlu olarak stüdyo daireler koğuşlara döndü. Öğrenci sayısının artması da zaten domino oyunun bir diğer taşından başka şey değildi çünkü üniversite bitirenlerin yoğun işsizliği karşısında, herkes işsizim demek istemediği için yüksek lisans, doktora yapmaya devam etti!

Sadece öğrenci kentlerinde değildi kiraların her yıl ‘patlaması’. Mesela Kadıköy’de yapılan ‘kentsel dönüşüm’ Neoliberal kent inşasının sürgünleri binlerce kişi kendi evlerinden kiraya çıktıklarında, kiralar birbirlerinin üstüne bindi. Kiraların artması sadece ev sahiplerinin kısmen cebini doldurmadı. Bu ‘iyi’ kira geliri evlerin değerlerini ve ironik bir şekilde ev satışlarını artırdı. Zaten finans dünyası sadece inşaat ve bina satışlarını finanse ederek kazanıyordu. İnsanlar kira öder gibi Mortgage ile evlere girdiler. Kira ücretlerinin artması ev değerlerinin artmasına, bu Mortgage ödeme tutarlarının artmasına, bu da yeniden ev değerlerinin artmasına, yani bir tekerlemeye dönüşerek ilerliyordu.

Birbirine sırtını dayamış ama artık asansörde bile selamlaşmayı kesmiş komşuların, kiracıların bir araya gelerek direnebilmesi ilk başta oldukça güç görünse de buna niyetlenenlere ve bizim sola hatırlatmalıyım ki Faşist Franco rejiminden sonra özgürleşen! Barcelona’da herkesin kendi evini kendine satan yani bankalara borçlandıran bu sisteme karşı ‘İpotek Karşıtı Hareket’in başkanı, bugün Barcelona belediye başkanıdır. Mesela özellikle öğrenci kentlerinde kiracı sendikaları neden örgütlenemesin?
Yeni dünyanın bütün kiracıları birleşiniz…