Belli ki bir tufan yaklaşıyor. Yaratıcısının riyakârlığı, fendbazlığı baş edilir gibi değil. Sıradan insanlar için tufan sayılabilecek her türlü koşulu yaratanın kendisi bizzat bağırıyor; “Bizden sonrası tufan!” AKP, HDP’ye yönelik saldırılar ve cinayetler üzerinden “kararsızlara” ölümü gösterip “istikrara” razı etmeye çalışıyor. Bütün siyaset kararsızlar üzerine kurulmuş durumda. HDP’nin oy patlaması yapacağı bölgelerde IŞİD kokulu broşürler aracılığıyla kararsız seçmen oy kullanmamaya davet ediliyor. Bazı yerlerde de HDP’nin din dışı gösterilmeye çalışıldığı broşürler dağıtılıyor. Yandaş medyanın kendisi ise bir süredir zaten AKP broşüründen ibaret. Dikkate alıp eleştirmek bile naçarlık belirtisi olur.

Mart 2006’da Diyarbakır’da çoluk-çocuk demeyip 10 kişiyi infaz eden, öncesinde Muş kırsalında 14 PKK militanını iddiaya göre kimyasal bir silahla öldüren, Roboski’de katliam yapan, Kobanê’de IŞİD’e arka çıkıp buna itiraz eden 50 Kürd’ü öldüren veya can güvenliğini korumayarak öldürten devlet ve onun yöneticisi AKP hükümeti ağır adımlarla bu politikasını Türkiye’nin geneline taşıdı. Ali İsmail Korkmaz’a veya Soma’daki işçiye atılan son tekmeye gelene kadar HES’lere karşı direnen Karadeniz köylülerinin, Anadolu’daki çiftçinin, şehirdeki gecekondulunun, işçinin, varoşlunun çektiklerini aslında herkes biliyor. 2002-2013 arasında hayatını kaybeden sigortalı işçi sayısı 13 bin 510! Üstelik bunlar sadece sigortalı olanlar!

Biri dolu iki gemi

Devlet şiddetinin artık Kürt-Türk tasnifiyle değil, AKP’li olanla olmayan şeklinde hedef saptadığı bir ortamda bile tüm mağdurların aynı gemide olduğunu varsaymak doğru değil. Ama tüm mağduriyetlerin kaynağının aynı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Dahası, iktidarının devamı uğruna hakikati bile haysiyetsizleştirecek kadar gözünü karartmış olan bir partinin tek frenleyici adresi de belli.

Evet, belli ki bir tufan yaklaşıyor. Ve bu tufanı atlatmak için binilebilecek birkaç gemi var. Biri dolmuş, daha fazla yolcu kişi almayacağı netleşmiş olan CHP. Diğeri ise tufandan kaçarken başka bir tufanı vaat etmeyen herkese kapısını açmış olan HDP. İsteyen binebilir. Geminin kaptanı büyük insanlığa çağırıyor; “Atlayın gidelim” diyor. Ama gelin görün ki, iyi veya kötü, bir düzen kurmuş, bu düzene alışmış olanlar kısa süre sonra tufanın kendilerini de kasıp kavuracağını bildiği halde o gemiye binemiyor. Mütereddit. Adım atmak, belki de koşmak istiyor ama içindeki bir güç dizginliyor. Bazen coşuyor; devletin kendisine yaptığını bir zamanlar Kürtlere yapmış olabileceğini idrak edip bendini aşıyor, HDP’ye meylediyor ama küçük bir dokunuş, rüyasına giren bir kalpaklı belki de, ona geri adım attırıyor.

Zihin yuvasını terk edememek

Aslında gemiye binenlere gıpta ediyor ama vicdanı, ruhu elvermiyor. Bunca yıllık emekle ördüğü “zihin yuvasını” nasıl terk edebilir? Kendi anılarına nasıl ihanet edebilir? Tufan gelecekmiş; e iyi de ya onu vurmaz da teğet geçerse? Hem, kurtarıcı olduğu söylenen o geminin batmayacağı ne malûm? Kaptanın, dümeni tufana doğru kırmayacağının garantisi var mı? Bu ve buna benzer binlerce soru karşısında evliya sabrı gösteren kaptan çıkıp haykırıyor; “Bize güvenin ve gemiye binin; onu asla başkan yaptırmayacağız!” Tereddüt, zekâsı olan canlının beynine konmuş bir sünger gibidir. Hakikatleri ha bire emip durur ve her seferinde aynı nihayete vardırır insanı: Olduğun yerde dur; kararsızlık en büyük konfordur! Ama galiba bu sefer köprüden önceki son çıkış.

HDP’ye oy verip vermeme konusunda hâlâ mütereddit olanların büyük bir kısmının bilinçaltında, Kürt hareketinin eşitlik mücadelesine dair yaratılmış “kuşkular” yatıyor. Oysa bu kuşkuları yaratan da o dönemin iktidarıydı, Kürtler değil. Kürt hareketinin iki yorumu var bu ülkede; biri devletin resmettiği-batıya naklettiği diğeri de gerçekte olan. Tıpkı iki Gezi yorumunun olması gibi. AKP ve devlete göre darbe girişimi, ezilene göreyse bir isyan. Hangisine itibar ediyorsanız, hayata dair kararınızı da o itibar belirler. Bir dönem Kürtlerin haklarını vermemek için Türklerin nefretine ihtiyacı vardı devletin. Şimdi ise Türklerin de haklarını vermemek için yine Kürt karşıtı nefrete, HDP’yi baraj altında bırakmaya muhtaç bir iktidarla karşı karşıyayız.

HDP siyaseti, neredeyse yapısal bir hâl almış olan anti-Kürt “kuşkuculuğu”, AKP’nin düşmanca politikasına rağmen önemli ölçüde dağıtmış olsa da hâlâ kuşkularından vazgeçip geçmeme konusunda kararsız olan büyük bir kesim var. Ancak bu kesimin kuşkuculuğunu bertaraf etmek artık Kürt hareketinin gücünü aşmış durumda. Eğer hareketin ısrarla “Türkiye’yi bölmek istemiyoruz” demesi ve bunun gereklerini yerine getirmesi; Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız”, “AKP’yle koalisyon yapmayacağız” gibi açıklamaları ve tüm siyasetin de bu çerçevede kurulması bile “kararsızların” zihnini hâlâ berraklaştıramamışsa, bir alamet şart görünüyor. O alamet maalesef bir tufan ve herkesi kapsayacak bir neticeyle belirecek: HDP’nin barajı aşamaması halinde AKP gücünü mevcuttaki halde çok daha otoriter bir düzen kurmak üzere tazeleyecek, Erdoğan’ın da kişisel ve siyasi maksadı hasıl olacak.

Başka bir seçim olmayabilir

Soma’daki işçiye atılan tekmeyi, kararsız kalıp HDP’ye oy vermeyenler de böğürlerinde hissedecek; AKP’ye oy verenler de. Bu bir şantaj değil, hakikat. Az çok Türkiye siyasi tarihine vakıf olan herkes, çok partili yaşama geçişten itibaren iktidar olan sağ partilerin tek partili yaşama direksiyon kırdığını ve bunun neticelerini hatırlar. Bu seferki ise hepsinin üzerinde bir egemenlikçi yaklaşım. Zira sadece yurt içinde değil, bölgede de hegemonik bir düzen kurmaya meyletmiş ve bu uğurda tehlikeli sularda yüzmekten (IŞİD’le münasebet gibi) en ufak bir tereddüt duymayan bir “dava” partisi ve onun milli şefinin agresif siyasetiyle karşı karşıyayız.

AKP’nin kriminalize etmediği veya etmeye çalışmadığı hiçbir muhalif güç yok artık. Öyle ki, artık eskisi kadar yorulup oraya buraya kulp takmaya da mecalleri yok. Eskiden bu işleri Gülen Cemaati’ne yaptırıyorlardı, anlaşılan şimdi ona da ihtiyaç yok; CHP, MHP, HDP, SP, Paraleller vs… Meğer hepsi kafa kafaya vermiş ve AKP’ye bir “sandık darbesi” indirmeye hazırlanıyorlar! Mevcut haliyle fiilen yasaklanmış olan muhalefet HDP’nin barajı aşamaması halinde bir silindir gibi topyekûn ezilmek istenecek. Artık seçimde yenilme ihtimalini bile “sandık darbesi” ifadeleriyle kriminalize eden bir iktidarın 2015’ten sonra bir daha seçim yaptırmayacağının hiçbir garantisi yok!

Özellikle son birkaç yıl aldığı yaralarla iyice saldırganlaşan AKP’nin karşısındaki tüm muhalifleri tamamen bertaraf etmek üzere güç devşirmesine müsaade edenler de bu saldırganlığın kurbanı haline gelebilir. Şunu unutmamak lazım; Kürt hareketi en büyük tufanı yaşadı. Fırtınalı denizlerde yol almanın bedelini iyi biliyor. HDP’nin barajı aşamaması Kürtler açısından sadece yeni ve çetin bir mücadelenin başlangıcı olur ama örgütlü olmayan kesimlerin, her bir ağacı, parkı, küçük bir hakkı bile kaptırmamak için her seferinde yeni bir Gezi İsyanı gerçekleştirmesi gerekecek ki, mevcut örgütsüzlük hali bunu kategorik olarak ihtimal dışı bırakıyor. Ezcümle, mevcut aşamada kararsızlık artık bir karardır ve o kararın bedeline de herkes katlanır.