Orhan Munis bir kadına aşık oldu. Çok sevdiği bu kadınla hayatını paylaşmaya karar verdi. Kadına evlenme teklif etti ama reddedildi. Doğrudan kendisinden gelen bu teklifin sevdiği kadın tarafından fazla ciddiyetsiz bulunmuş olabileceğini düşünerek, bunun üzerine akrabası olan iki kadından bir evliliğe vesile olmanın hayrı ve sevabına ricacı oldu, onları gönderip teklifini yeniledi.

Bir kez daha reddedildiğini öğrenen Orhan, yanına sonradan kurbanlık almaya gidecek olmakla açıklamaya çalışacağı bir bıçak aldı ve evlenmek istediği kadınla tekrar görüşmeye gitti. Kadın kendisiyle görüşmek istemiyordu ama güç bela ikna etti, parkta buluştular. Orhan, hayatını paylaşmak istediği ve evlilik teklif ettiği kadını bıçakladı, sonra 15 kez daha bıçakladı. Sonra onu yerde bıraktı ve kaçtı.

Orhan Munis’in evlenmek istediği kadın kayıtlara 2014 yılında cinayete kurban giden 294 kadından biri olarak geçti.

“Tutku derecesindeki aşırı sevgiden kaynaklı duygusallığın sonucu 16 bıçak darbesi”

Hemen hemen bir yıl sonra mahkeme Orhan’ı kendisiyle evlenmek istemeyen bir kadını 16 kere bıçaklayarak öldürme suçundan alabileceği en ağır cezadan, 30 yıl kesintisiz hapis yatmaktan kurtaran kararını açıkladı:

“Sanık, maktülenin evlenme isteğini bir türlü kabul etmemesi, ayrılma düşüncesini kendisine hissettirip açıklaması sonucu içindeki tutku derecesindeki aşırı sevgiden kaynaklı duygusallığın etkisi ve ruh hali üzerinde yarattığı hiddetle yanına bıçak alarak maktule ile her zaman buluştukları parka gitmiş ve o hiddetin sonucu olarak maktuleye bıçak darbelerini vurmuştur”… “Duygusal çöküntü ve hiddetin maktuledeki bıçak darbeleri sayısı ile ortaya çıktığı, hiddetin sanığın soğukkanlı düşünme ve hareket etmesini engellediği, dolayısıyla tasarlamadan söz etmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.”

Maktule, bir türlü Orhan’ın evlenme tekliflerini kabul etmemişti. Oysa, her zaman onunla parka gitmesini biliyordu. Bakın, bu husus mahkemenin gözünden kaçmamıştı. Bu da yetmezmiş gibi ayrılmak istediğini hissettirip, üzmüştü. Bunun üzerine her aşırı seven insanın yapacağı gibi Orhan da eve gidip, kafasında hiçbir şey tasarlamadan bıçağını almış, aşırı sevdiği insanı 16 kez bıçaklamış ve sonra da kaçmıştı.

16 kez bıçaklanan kadın ise Gülnaz ve Dilver Süleymanoğlu’nun biricik kızı, eşini trafik kazasında kaybetmiş, küçük bir kızı olan genç bir anne, TRT’nin ses sanatçısı Hatice Kaçmaz olmaktan çıkıp bir istatistiğe dönüştü. Kendilerini seven, sevmiş olan, sevmek isteyen erkekler tarafından öldürülen diğer hemcinsleri gibi bir rakam ve bakışlarıyla kadın hayatının değersizliği karşısındaki umursamazlığımızı yüzümüze vuran bir fotoğraf oldu.

“Erkekler kadınları öldürüyor çünkü dur diyen yok”

“Kadınlardan Nefret Eden Erkekler” İsveçli yazar Stieg Larsson’un çok satan cinayet romanının adı. Ancak, bu roman uluslararası başarısını adını “Ejderha Dövmeli Kız” olarak yumuşatılıp İngilizceye çevrilmesinden sonra kazandı.

Romanın içeriğine dokunmadan insanın yüzüne sertçe çarpan başlığını tatlılaştırıp, cezbedici tınlayan bir yenisiyle değiştirmek, kadın cinayetleri konusunda takındığımız tavırla pek örtüşüyor maalesef. Durum ortada ve biz sorunu yüksek sesle telaffuz etmek yerine hafifletmeye, tutkunun gizemli dünyasında belirsizleştirmeye çalışıyoruz. Ve bu arada her gün, erkekler kadınları bıçaklıyor, boğuyor, yakıyor, ateş ediyor, kezzap atıyor, aşağılıyor, onurlarını kırıyor ve öldürüyorlar. Öldürüyorlar çünkü dur diyen yok. Çünkü biz bu şiddeti engellemek yerine onlar adına bahaneler üretiyoruz. Aşırı sevgi, aşırı tahrik, kadının rızası gibi itibar edilmeyecek gerekçelerle ortadaki sorunun üstünü örtüyoruz, suçluyu saklıyoruz. Erkeğin sevgisini şiddetin hafifletici sebebi olarak göstermeye çalışmakla uğraşmak yerine, çabamızı kadına yönelik nefretin kökenine çevirirsek belki müstakbel maktuleleri kurtarmaya başlayabiliriz.