Toplam altı yıl boyunca ana akımda olmak üzere yaklaşık 10 yıl medyada çalıştım, üç defa idari editoryal baskı nedeniyle istifa ettim. Son istifam Gezi nedeniyle olduğu için mesleği de bıraktım, “ne gerek var” diyerek yoluma baktım. Bunun dışında medya yaşantımda ana akım olmayan mecralarda, farklı tematik işler de yaptım ve içinde bulunduğum en başarılı operasyonlar onlar oldu. Bölücü faaliyet değil merak etmeyin, spor, futbol, sinema gibi alanlar. Bu önbilgiyi verdim ki, sonra vay şöyleydi, vay böyleydi denmesin.

Gazeteciliği de bir köşe yazarlığı kariyeri olarak yapmadım. Ya editörlük ya muhabirlik yaptım. Sokağın tozunu, editörlüğün idari baskısını da bilen gazetecilerdendim. İdeoloji gazetelerinin köşelerinden, politik doğruculuk üretip, ana akımda çalışan medya çalışanlarına saplamamaya özen gösterdim. Zete’de de tamamen bu güzel mecraya destek olmak amacıyla ve içimde bu mesleğe karşı duyduğum özlemi bir nebze olsun azaltabilmek adına yazıyorum. Nurcan Akad ve Zete ekibi için (küçük bir ekip merak etmeyin), sektörün son mohikanları diyebiliriz. En bağımsız olanın bile sırtını dayadığı bir yerler vardır, benim gördüğüm, bildiğim kadarıyla tabi. Zete gerçekten bağımsız.

“Muhabir sansürlenirse haber değeri yoktur”

Bu kişisel ve kurumsal girizgâhtan sonra hâlâ sıkılmadıysanız devam edeyim. Bu memlekette gazetecilik yapmak falan mümkün değil arkadaşlar. Şimdi de Milliyet Gazetesi bir sürü gazeteciyi işten çıkardı ve tartışması yine çıkarılanlar arasındaki en ünlüler üzerinden dönüyor. E tabi onların üzerinden dönecek, medya “ünlü” yaratmayı sever. Yoksa muhabirin haberi sansürlemiş, manipüle edilmiş, muhabir istifa etmiş kime ne?

Fakat asıl mesele bu arkadaşlarımızın işten çıkarılması değil. Almışlardır tazminatlarını, bir süre başlarının çaresine bakıp ya Cumhuriyet’e, BirGün’e falan sığınıp ısrar edecekler, ya bir PR ajansına başlayıp her gün “ben ne yapıyorum” diye kaderlerine küsecekler, eğer biraz etli tazminatları varsa ya da borçlanacak güçleri varsa Karaköy’de, Moda’da falan kafe-restoran işine girecekler. Ne yapsınlar? Biraz internetten anlayanları bizim gibi bir girişim yapacaklar, tutana kadar bin badire atlatacak, ömürlerinden yiyecekler vesaire.


”Zamanın ruhu ‘gazeteci olmayın’ diyor”

Ama yine de hayırlı olsun arkadaşlar. Sizlerin bu zamana kadar cesaret edip yapamadığınızı patronlar yapmış. Önünüzde aslında gerçekten yapmak istediklerinizi yapamadığınız için şişeceğiniz günler yok artık. Rahat olun. Hayat bir şekilde akıyor. Zamanın ruhu diye bir kavram var ya. Sizleri işlerinizden eden asıl şey o. Zamanın ruhu size bu köhnemiş mesleği yapmamanızı söylüyor. İnsanları kandırmak üzerine kurulu medya düzeninin içinden çıkmanız için size harika bir zaman veriyor.

Hepimizin elinde yepyeni iletişim teknolojileri var. Bunlara odaklanın arkadaşlar. O kağıttan paçavralar artık seyyar sofra altlığı olarak bile kullanılmıyor, bunu siz de biliyorsunuz. Zira satılmıyorlar bile. Eğer muktedirlerin sevdiği türden haberler “patlıyorsa”, devlet dairelerine bol bol alıyorlar. Mevcut satış sayılarının bu şekilde geldiğini, bir tek sen değil, bir tek ben değil, alem biliyor. Kendinizi kandırmayın.

Eskiden çalıştığımız kurumlarla hava atardık ya. Ben şurada muhabirim, burada editörüm falan. Bunun hiçbir yerde artık geçer akçe olmadığını da biliyorsunuz. Unutmaya çalışsanız, taksici söylüyor, berber söylüyor, bakkal söylüyor, konu komşu, eş dost akraba söylüyor. 

İşten çıkarılmanıza hiç üzülmedim. Eğitimli insanlarsanız, dünya değişiyor. Evinize ekmek götürecek bir yol bulacak kadar zeki insanlarsınız. O meslek iyi kötü bir “iş bitirme aklı” kazandırıyor insana. Enseyi karartmayın. Mümkünse çalışacak başka bir köhne bina aramayın, mecbur kalmadıkça kerhen başka bir medya kuruluşunda çalışmayı tercih etmeyin. Hayat güzel şeyler yaptığınızda size güzel şeyler sunuyor.

Hepinize hayırlı uğurlu olsun. Allah içeridekileri de kurtarsın. Amin.