Aslında bu durumu Türkiye hükümetlerinin bir beceriksizliği olarak algılamamak lazım. Bu tam anlamıyla bir “İşte benim stilim”dir ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en iyi yürüttüğü diplomasi biçimidir. Bunun en iyi ve yakın örneği Kıbrıs’tır. 1974 yılından beri bir fiili durumun ortada top dolaştırarak, az değil, 42 yıl sürdürebilmek beğenin ya da beğenmeyin bir başarıdır. Her gelen hükümet bunu çözme kararı ile gelir, sonra devlet ona bu diplomasi biçimini, “işte benim stilim”i anlatır ve o da top sektirmeye başlar. Bu diplomasi biçimini bu oyunun baş aktörü Denktaş çok kısa ve çok iyi bir şekilde tanımlamıştır; “Çözümsüzlük çözümdür.” Ve korkarım, “Kürt Meselesi”nde de bu diplomasi kendisini yedirmeye çalışmaktadır.

Geçen hafta Kolombiya müzakere sürecinde baştan beri ateşkes talebinde bulunan, arada bir kaç kez tek yanlı ateşkes ilan eden ve uygulayan FARC-EP’e bu sefer müzakerenin uluslararası gözlemcileri de katılarak, taraflardan ateşkes talebinde bulundular. Bu talep sadece gerilla tarafından gözlemci olarak dahil edilmiş Küba ve Venezuela tarafından değil, hükümetin gözlemci ülkeleri Şili ve Norveç tarafından da çağrıda bulunuldu. FARC-EP bu çağırının hemen ardından buna uyacağını açıklayınca gözler Kolombiya hükümetine çevrildi. Her şey bir yana, bu, müzakerede “usul” kurallarına uyulmasının ve uluslararası gözlemcilerin önemini bir daha ortaya çıkardı.

Öte yandan burada ise, KCK, ateşkesin artık olmadığını ve misilleme eylemleri yapacağını açıkladı. Bu arada burada hiçbir hükümet ateşkes yaptığını söylememişti bildiğim kadarıyla. Belki fiili olarak uygulanıyordu ama kimse söz etmiyordu bundan ve bu da başka bir “benim stilim”di mutlaka. KCK’nin açıkladığı misillemenin hedefleri de çok ilginçti. Barajlara saldırılacağını açıkladı ve şirketleri uyardı. Bunun iki açıdan önemi çok büyük. Bir yandan ilk defa bu kadar büyük ekonomik damarlar hedefe alınıyor, öte yandan dünyanın her yerinde geniş ve haklı bir meşruiyet kazanmış baraj ve HES’lere karşı mücadelenin rüzgarını da alarak bu mücadele belki bütün dünya için yeni bir evreye sıçratılıyor ki bu “çözümsüzlük” dengesini etkileyebilir…

Bu durumda “Çözümsüzlük çözümdür” stilinden artık vazgeçilecek mi? Yoksa “İşte benim stilim”de ucube kıyafetler, bir zapla ya da bir kapatma ile gözümüzün önünden gidebiliyor ama sürekli çözümsüzlüğe dayalı bir diplomasi stilinin mağdurları olarak, hızla Pakistan’laşan ülkede, bizden başkaları olmayacak…