Dışarıda yağmur var. Can Dündar ve Erdem Gül’ün müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılama kararının ardından yazdıkları mektup paylaşılıyor sosyal medyada. Ev sıcak. Battaniye üzerinde duran bilgisayardan mektubu okurken kahve içiyorum. Tam bu sırada televizyonda alt yazı son dakika haberi geçiyor. “Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü.” Hani geçenlerde Ahmet Hakan’ın programında PKK terör örgütü değildir dediği için CNN Türk’e ceza gelmişti, kendisi de göz altına alınıp bırakılmıştı. Sosyal medyadaki ve havuz medyasındaki linçi söylemeye gerek yok. Tahir Elçi’yi böyle hatırlayacak bir çoğunluk var. O’nun insan hakları savunucusu bir avukat, iyi bir insan olduğunu bilmeyerek, göz ardı ederek. Ne de olsa terör örgütüne terör örgütü değildir demişti. Barış için hukuki mücadele içinde olsa ne olur ki!

Dışarıda yağmur var. Tahir Elçi öldürüldü. Son zamanlarda Cumartesi günlerinin bir kötü haberle geldiğini düşünüyorum. Suruç katliamı, Ankara katliamı, Fransa’daki terör saldırısı (ben Cumartesi günü öğrenmiştim)… Ana akımda haber verebilecek kanal kalmadı. Yine de bu cinayeti görüyorlar mı diye kanallar arasında dolaşıyorum. Araya spor haberleri girmiş, ekranı son dakika diye bölmeden sadece alt yazıyla haber geçiliyor. Sosyal medyaya saldırının görüntüleri düşüyor. Görüntüleri inceleyip bizler için analiz eden gazeteciler var; bakınız Ahmet Şık. Bir de elinde kahve ile görüntülerden doğruya ulaşmaya çalışan sıradan insanlar. Ekrana çıkan, sosyal medyada yazan konunun “uzmanlarına” kimse itimat etmiyor artık. Gerçekten kimse itimat etmiyor mu? Tabii ki hayır! İtimat etmeyen kimseler senin benim timeline’ımdaki insanlar. Hangi dünyanın gerçek olduğuna inanacak kadar algı kayması oluyor. Ülke bir Fellini filmi gibi. Anti-depresan ilaçlarla gerçeği kaybetmek gibi.

Dışarıda yağmur var. Televizyon kendi dünyasında. Bugün Diyarbakır Baro Başkanı öldürülmemiş gibi. Kurulduğundan bugüne özgürlüğüne kilit vurulmaya çalışılan Cumhuriyet Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül tutuklanmamış gibi. Aydın Doğan’a bir gazete tarafından sunulan işten atılacaklar listenin ilk sırasındaki gazeteci Bülent Mumay işten çıkarılmamış gibi. Sosyal medya öfkeli. Sistematik öfke saçan hesaplar devrede. Bir gazetecinin tweet’inin altına yazılanları tesadüfen okuyorum, bu saldırılara nasıl alıştıklarına şaşırıyorum.

Hava kararınca yağmur durdu. Acaba Tahir Elçi’nin kızı babasının cenazesine gidebilmek için uçak bileti bulabildi mi düşünüyorum. Diyarbakır uçuşlarının saatleri değişiyor, ek sefer konmuyor. Televizyon kendi halinde, sanırsınız ülke mutluluk içinde, eğleniyor. Big Brother’da bir yarışmacı “kondüksiyonum” iyi değil diyor. Sunucu anlamayıp tekrar ettiriyor. “Koondüksioon, yane sipor yapmıorum pek” diyor. Diksiyonla kondisyonu birleştirdiğini düşünüyorum. Basın özgürlüğünü, basının özgür olması olarak anlayan bir çoğunluk var ülkede. Kendi haber alma hakkından, özgürlüğünden habersiz. Basının haber yapamamasının ülkeye getirdiği yeni rejimi görmeyen. Önümüzdeki 100 günde 100 katliam, 100 kriz olsa ne olur. Big Brother başladı. 100 gün boyunca televizyonda eğlence var. Haber olmasa da olur.

Tahir Elçi öldürüldü. Barışa hayatını adamış bir insan hakları hukukçusu arkasından vuruldu. Hendekleri kapatın, silahları indirin, barış istiyoruz dediği için öldürüldü. Cenaze töreninde görüyorum, neyse ki kızı ve oğlu yanı başında. Bu ülkede babalarını toprağa uğurlayan çocuklar kervanına katıldılar. Tahir Elçi’yi katlettiler. Barış biraz daha uzaklaştı bu ülkeden. Barış gelir mi bilmem, ama televizyondan eğlence hiç uzaklaşmaz. Haberler de eksik, taraflı, yanlı yayını aşarak yalana dönüşür. Haber televizyonda yoksa çoğunluğun mahallesinde de yok çünkü.

Tahir Elçi’nin ailesine ve şehit olan polislerin ailelerine başsağlığı ve sabır dilerim.