Ukraynalı genç bir anarşistle konuşuyordum. Genç değilim 30 yaşındayım diyordu. İnsan ne zaman gençse kendini genç değilmiş gibi zannediyor. Ne zaman hala genç olduğunu düşünüyorsa yaşlı olduğu kesin! Hiç söylemeyeceğim zannettiğim klasik bir şey söyledim ona; ‘Gençsin henüz ve bu yüzden çok keskin düşünüyorsun!’ dedim. Bu ise muhakkak bir yaşlılık belirtisi. Tartıştığımız konu ise liderlerin toplumsal mücadeleye etkisiydi. Klasik anarşist bir bakışla, ‘liderler yok, onlar sadece semboldür.’ diyordu. Teorik olarak katılıyordum. Pratik olarak mesela Venezuela’yı anlatmak için Hugo Chavez olmadan ya da Öcalan’ı anmadan Kürt mücadelesini anlatabilmenin mümkün olmadığına ikna edemedim ama. Hatta Sub Kumandan Marcos’u ister sembolik ister kişi olarak anmadan Zapatistalar bile anlatılamaz diye düşünüyordum. Bir olgu bu. Siz sevin ya da sevmeyin bu böyle. Böyle bir gerçeklik, ‘olgu’ varsa bunu hesaba katmadan bir politik analiz yapamazsınız. Eh tabii bunu derken egemen tarih bakışının secerelerden ibaret tarihinden söz etmiyorum tabii ki. Böyle bir durumda hemen topu Brecht ustaya atıyorum. ‘Sezar Galyalıları yendi. Eh tek başına mı yendi? Yanında bir aşçı olsun yok muydu?’ diyordu.

Bunların yanında hafif kalacak ama buna benzer bir değişiklik oldu İngiliz İşçi Partisi’nde. Jeremy Corbyn yüzde 59 oyla İşçi Partisi başkanı seçildi. İşçi Partisi içerisinde neoliberalizmin silip süpürdüğü dönemde, Tony Blair’in altın çağında bile kendisini sosyalist diye nitelendiren birisiydi. Bunu sadece balkonda oturarak da söylemedi. İşçi Partisi’nin iktidarda olduğu dönemlerde bütün savaşlara karşı çıktı. Mesela Irak işgaline karşı her zaman sokaklardaydı. Savaşa karşı mücadeleye ve iktidarda kendi partisi İşçi Partisi olsun olmasın, İngiltere’nin her türlü askeri müdahalesine karşı örgütlenmelerin öncülerinden biriydi. Ayrıca İngiliz göçmen politikalarına, göçmenlerin toplama kamplarına(!) doldurulmalarına karşı da direndi. Müslümanların dışlanmasına karşı durdu. Biraz fazla mı övdüm? Belki ama muhalefetteyken bunların hepsini yaptı. Zaten bu yüzden Tony Blair ‘onun seçilmesi halinde İşçi Partisi’nin iktidara gelemeyeceği’ iddiasında bulunmuş ve Corbyn seçildikten sonra Başbakan David Cameron, ‘Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi’nin şimdi ulusal güvenliğe tehdit olduğunu iddia etmiştir.

pisuarYukarıdaki ‘tartışmaya’ geri dönersek eğer lider seçimi sadece sembolikse de bu seçim çok önemli. Yunanistan’la başlayan Avrupa’daki ‘sol’un yükselişi, İspanya ve Katalonya ile devam ederken zaten sol açıkta bekleyen Portekiz’in ardından ve yine adanın diğer yanı İskoçya’da ‘sol’, daha doğrusu artık neoliberalizmin ideolojik olarak çöktüğünü açığa çıkartan, neoliberalizm karşıtı muhalefet, İngiltere’de de güçlü bir ses olarak ortaya çıktı. Bunun dünya üzerindeki etkisi, -isterseniz sömürgeciliğin bumerang etkisi deyin- İngiltere olduğu için çok daha fazla olacaktır.

Bunların ilk işareti Jeremy Corbyn’in gölge kabinesinde de ortaya çıktı. Yarısı kadın olan kabine, Kürt hareketinin siyasal literatüre kazandırdığı deyimin uyarlamasıyla bir ‘eş bakanlar’ kabinesi gibi oldu. Ayrıca neoliberalizm ile İngiltere’de bile sürekli kırpılmış işçi haklarının, nihayetinde yeniden hareketlendirdiği sendikaların da desteği ile seçilen İşçi Partisi yeni başkanı Jeremy Corbyn ve yeni gölge kabinesi oldukça açık bir neoliberalizm karşıtı bir görüntü içinde. Bakalım bu ‘sol’dan ataklar en son İngiltere’den sonra bizim CHP’yi de artık en azından ‘Neoliberal sistem karşıtı bir söylem’e taşıyabilecek mi?

Bu yazıyı okuduktan sonra liderler üzerinden bir değişim beklediğim yanılgısında olduğumu çıkartıp, artık yaşlandığımı düşünmeyin. ‘Hala genç olduğumu düşünüyorum.’ Erdoğan rejimi ‘olgusunu’ yaşadığımız bu günlerde olguların reddedilebilmesi söz konusu olamaz herhalde. Yoksa Avrupa demokrasisini fotoğrafta gördüğünüz gibi tarif ederim her zaman. Dünyanın bütün tuvaletlerine yazı yazılır. Yukarda fotoğrafını gördüğünüz İngiltere’deki Pub’da ise pisuvarların yanında tahta vardı ve isterseniz oraya yazarsınız. Bu ise tam bir demokrasi(!) örneği idi…

Kırıntıyı değil dünyayı istiyoruz ama bu karanlıkta, kapının altından ışık da keyif veriyor insana.