Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman medyasında hakkındaki hakaretamiz bir şarkıyı yargıya taşımak istemesi, “hakaret davaları” sorununu uluslararası boyuta taşıdı. Alman Ceza Kanunu’nun “yabancı bir devletin organlarına ve temsilcilerine hakaret”i düzenleyen 103. Maddesi’nin 1. Fıkrası, “yabancı bir devlet başkanına (…) hakaret eden, 3 yıla kadar hapis veya para cezası ile, iftira atma yoluyla hakaret durumunda 3 aydan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır” diyor. Yasaya göre, Alman hükümetinin, vatandaşının yargı önüne taşınmasına yani yasal sürece izin vermesi lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan dava açılmasını Merkel hükümetinden resmi olarak istedi. Merkel buna izin verirse yurt içinde topa tutulacak. İzin vermezse – ne olacağını göreceğiz.

Alman Ceza Kanunu’nun 103. Maddesi “Şah Maddesi” olarak biliniyor. İran Şahı 1960’larda öğrenci hareketinin gerek Almanya ziyaretinde, gerekse genel olarak hakkında hakaretamiz yayınlar yapmasından, afiş ve sloganlardan rahatsız olarak bu maddenin işletilmesini istemişti. Alman İçişleri Bakanı Tahran’a gitmiş, eğer hakaret davalarında ısrar ederse İran’daki politik durumun daha çok tartışılıp bunun Şah’ın aleyhine olacağını anlatınca Şah, dava açmaktan vazgeçmişti.

Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aleyhindeki üç “mizahi şarkı”ya bakalım. Üç, çünkü ilk ikisinin üstüne bugün ünlü duayen kabareci Dieter Hallervorden’in ceza davası açma isteğini protesto eden ve “Beni de dava et” diyen kısa ama ağır bir şarkısı daha eklendi.

İlki, Alman birinci kanalı ARD’ye bağlı NDR’in hazırladığı siyasi mizahi Extra 3 programında yayınlanan şarkı:

Şarkı doğrudan Merkel’in Erdogan’la mülteci anlaşmasını konu alıyordu ve ağır politik eleştiri içeriyordu. Bunun üzerine Alman Büyükelçi Ankara’da Dışişleri’ne çağrıldı. Bu, elçinin kısa sürede üçüncü kez çağrılışıydı ve büyük yankı uyandırdı. Öncesinde de ZDF’te, Cuma akşamları çok izlenen Heute Show programında yayınlanan bir kabare parçası vardı:

Extra 3’te çok az kişinin izlediği şarkı Youtube’a konunca ve elçi çağrılınca hit oldu ve tıklanma rekorları kırdı. Merkel’in mültecilerden kurtulmak için Türkiye’yle anlaşmasından hız alan bir “Erdogan’a vurma”ya dönüştü; iş popülerleşince, ZDF televizyonunda “Neo Magazin Royal” adlı bir gece programı yapan Jan Böhmermann da bir “şiir” okudu. “Extra 3’teki şarkının elçinin çağrılmasına yol açmasını eleştirmek ve gerçek hakaretin ne olduğunu göstermek” amacında olduğunu söyleyerek sundu “şiir”i. Yazdığı dizeler ağır cinsel hakaret (“çü.. pis pis döner kokar…, keçi s…., çocuk pornosu izler….” gibi) gerçek bir Türk düşmanı ırkçılık içeriyordu ve Ankara’nın protestosu üzerine hemen arşivden silindi. 20 kişi suç duyurusunda bulundu. Mainz Savcılığı soruşturma başlattı. Çünkü “şiir”, her ne kadar kendini bizzat “böyle bir şey yapılsaydı suç olurdu” şeklinde sunsa bile bizzat seviyesiz ve berbat, ırkçı ve çirkindi. Şahsi hakaretti.

Üçüncü ve bugün nete düşen şarkı ise bu iki yayını ve tepkileri de hesaba katıyor ve duayen politik kabareci Dieter Hallervorden’in imzasını taşıyor:

Onun da birçok sözüne karşı olmak mümkün. Ama 81 yaşındaki entelektüel ve tecrübeli tiyatro adamını dava etmek kolay değil:

Erdoğan, beni dava et!
Erdoğan, Erdoğan, lütfen benim hakkımda da suç duyurusunda bulun,
Erdoğan, Erdoğan, müthiş adamsın, büyük reklamcısın!
Erdoğan, Erdoğan, ne olur benim şarkımı da meşhur et,
Erdoğan, Erdoğan, lütfen köpür öfkeden!

Ben sadece senin ne olduğunun şarkısını yazdım,
Hür düşünceye sı….. bir ter…..ist.
Erdoğan, ah Erdoğan, sansür her şeye kadir değil, ondan
Savcıya götürdüğün her şaka, seni bizzat şaka haline getirir.
Erdoğ-Erdoğan, dünyada internet gülmekten kırılıyor, çünkü
Birçok kullanıcı hala özgür – hatta Türkiye’de bile!
Erdoğan, Erdoğan, reklam çarkını döndür haydi,
Erdoğan, Erdoğan, sal gitsin megalomani!
Merkel seni seçince ve sana biat edince,
Yeni bir şey çıktı ortaya: Mizah!
Erdoğan, Erdoğan, ah seni fakir zengin adam,
Yasakladığın her şaka seni şaka haline getiriyor.
Erdoğan, Erdoğan, buna hiç başlama aman,
Erdoğan, Erdoğan, Almanya zannetme ki Kürdistan.

İlkeler, eleştiriler, rahatsızlıklar bir yana. Türkiye’de ne olduğu gerçekte kimin umurundaydı? Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye, Almanya’da özellikle Mülteci Anlaşması’ndan beri ön plana çıktı. “Nasıl bir hükümetle işbirliği yapılıyor?” sorusuyla yani. Merkel’e bir vuralım isteğiyle daha çok. Başa bela mültecileri alan ülkenin, yani Türkiye’nin vatandaşına vizesiz serbest dolaşım izni verilecek diye bir telaş, bir telaş. Anlaşmanın lağvedilmesini savunmaya kadar gitmiyor rahatsızlıklar tabii. “Kürdistan” meselesi de “Kürtler IŞİD’le savaştığı için” bu kadar konuşuluyor. Yani sinik bir dünyada yaşamaya devam ediyoruz. İkinci mesele Türkiye’yle alakalı. Ülke içinde nasıl “bütün oklar Erdoğan’a” yöneldiyse, bunun yansımasını Avrupa’da da görüyoruz. Adeta her şey tek kişinin eseri, o tek kişi suçlu, o giderse her yer güllük gülistanlık olacak gibi bir duruş. Avrupa’yla ilişkili aydın kesimde de, sistemi, ilişkileri, ideolojiyi sorgulamayan ve tek bir kişiyi şeytanlaştıran tuhaf bir yaklaşım. Şeytanlaştırılan kişiye karşı şeytanla işbirliği. Türkiye’de üretilen bu yanlış ortam, kolaylığıyla ve yüzeyselliğiyle, işte Avrupa’da da aynen yankılanıyor. Bazen mizah hiç güldürmüyor.