Bir toplumsal bellek olduğuna inanıyorum. Bu, insanların kendi hayatlarında yarım yamalak ve muhtemel yanlış hatırlanan çocuklukları, hatta bazen hesaplandığında, doğmadan önceki zamana da uzanan bir zaman dilimi gibi değil, kişisel bir bellek ile karşılaştırılamayacak bir şekilde, çok daha uzun bir geçmişe erişen bir bellektir. Bugün günlük hayatımızı bulanık, sanal suların içinde balıkken her şeyi unuttuğumuz ve daha da beteri her şeyi unuttuğumuzun farkına bile varmadığımız postmodern şahsi belleklerimizin bile bu toplumsal belleğin bir parçası olması çok şaşırtıcı. Öğrenmenin (!) Google’da search yapmak ile aynılaştığı ve hemen ardından yeni araştırdığın konuyu yazar yazmaz unuttuğun bir kocaman balık hafızasında yaşarken böyle bir toplumsal belleğin varlığından söz etmek de size garip gelebilir ama ironik olan, eğer siz haklıysanız zaten unutacaksınız demektir!

Bu yüzden bu isyanı sadece öfkeli olmanın; Fransızcasıyla “indignés”in kısa kitabına bağlamak zor. Fransa isyanının ardında Fransız Devrimi, 1848 isyanları, Paris Komünü’nün izleri var. Hatta kitabı bu toplumsal belleğin izlerinden sadece biri olarak tanımlamak daha doğru. “Gece uyumayanlar” isyanı, öfkeli olmayı dışa vuranlar, bunun hemen ardından genel grevler ve sokakları kısmen yakan molotoflar nereli diye sorarsanız, tamamıyla “içinden”. Neoliberal Tsunami kendi merkezine dönüp oranın son ayrıcalıklılarını, emeklilik haklarını, tazminatları ve güvenceli çalışmanın son nüvelerini süpürmeye kalktığında Fransa’nın devrim, Komün ve isyanları toplumsal bellekten sokaklara sıçradı. Bakalım bu öfke sadece güzel anılar bırakıp uçup gidecek mi yoksa toplumsal belleğin isyan sayfaları daha kabaracak mı?

Bu isyan aynı zamanda klasik Fransız soluna da karşı bir nitelikte. Bu sadece hükümetin “sosyalist” isimli olmasına rağmen büyümesi değil. Çok değil yaklaşık 10 yıl önce, 2005’te Fransız banliyölerinde sokaklar şenlikli bir şekilde yanarken, şimdi meydanda olanların önemli bir kesimi de dahil olmak üzere pek çok kişi bu eylemleri vulgar göçmen eylemleri olarak nitelendirip ilgilenmemişlerdi. -O günlerde Venezuela’da bir gecekondu mahallesinde dayanışmaya gelmiş bir grup genç Komüniste banliyö hareketini anlatmak zorunda kaldığımı hatırlıyorum. Çünkü, bilmiyorum size bir şey hatırlatır mı ülkenin “Doğu(!)”sunda, banliyölerinde olanlardan bihaberdirler.- Bu, 2005 isyanının özellikle İslamcı şiddete bir zemin olarak teslim edilmiş olmasının da en önemli nedeniydi aynı zamanda.

Neoliberal merkez, Neoliberalizmin -büyü ya da öl- karakterinin son kurbanı olarak büyümeye dahil edildiğinde, toplumsal belleğe daha çok dönülecek gibi görünüyor. Özellikle son dev neoliberal hamle ABD-AB birleşmesi karşısında merkezde ABD ve AB’de buna çok benzer isyanlar ve direnişlere tanık olacağız. Öfke merkeze taşınıyor. Neoliberalizmin fleksibıl omurgasızlığı nereden bir karşı çıkış yaşansa hemen başka tarafa taşınırken, bakalım merkezinde başka yere gidebilme esnekliğini gösterebilecek mi?

Devrimler, komünler, isyanlar sanıldığı gibi yenilmezler; toplumsal belleğin içinde derin izler bırakırlar ve bugünün lanet olası hegemonyasının içindeki soluk alabilme yerlerimiz hep bunların işaretidir. Mesela Fransa’da çalışma saatlerinin düşük olmasının esas nedeni, 1848 devrimcilerinin birbirlerinden habersiz saat kulelerine ateş etmesinden başka bir şey değildir. Bu yüzden bu günlerde unutmaya eğilimli bizim toplumsal belleğimizin derin izi “Gezi”, bazılarının sandığı gibi buharlaşıp gitmedi. Sadece İsyan tırnaklarını kemirerek zamanını bekliyor, o kadar…