Roberto Canas

El Salvador gerilla kumandanı Ruben Rojas ya da gerçek adıyla Roberto Cañas, El Salvador hükümeti ile FMLN (Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi) gerillaları arasındaki müzakere sürecinin başından itibaren yürütücülerinden ve gerilla ile hükümet arasındaki barış anlaşmasının imzacılarından biriydi. Kumandan Rubén ile tanışıklığımız uzun yıllara dayanıyor. Daha doğrusu onu ilk tanıdığımda daha çok Rubén’di adı ve yıllar geçtikçe, eski adına, Roberto’ya döndü. Gariptir bu da barışın ve barış sürecinin gelişmesi gibiydi aslında. Üç döneme ayırabilirim bu söyleşiyi; ilk olarak El Salvador’da barış yeni imzalanmış sayılırdı, üzerinden 4-5 yıl geçmişti ve yasal parti haline dönüşmüş FMLN, ilk defa San Salvador belediye başkanlığını kazanmıştı. Yanıbaşında bu hattın son domino taşı Guatemala’da ise barış yeni imzalanmıştı ve henüz gerilla, URNG, silahlarını teslim etmemiş, kendi alanlarında duruyorlardı. El Salvador ve Guatemala’da çok uzun yıllar süren savaş sona ermişti ama sokaklarında hala bir gerilim vardı. Bununla beraber insanların çoğu umut doluydu.

Her iki ülkede savaş korkunçtu. 9 milyon nüfuslu Guatemala’da 300.000 kişi hayatını kaybetti. 5 milyonluk El Salvador’da 150.000 kişi öldürüldü, kaybedildi, 1.5 milyon kişi, başka ülkelere göç etti. Böyle bir savaşın sonunu getiren barış anlaşmasının imzacılarından Kumandan Rubén yani Roberto Cañas da o günlerde çok umutluydu. Benimse aklım fikrim devrimdeydi hala. 1980’de cezaevindeyken El Salvador devrimini oldu olacak diye bekliyorduk ve hatta Nikaragua devrimi ondan önce olunca şaşırmıştık. Bu yüzden Nikaragua 1990 da barış anlaşması imzaladığında aldatılmış hissetmiştik doğrusu. Ardından El Salvador’da barış imzaladığında yine kırılmıştık ama biraz daha alışmıştık galiba ama o günler konuşurken yine de, sorularım daha çok, ‘Neden masaya oturdukları?’ üzerineydi. O zamanki adıyla kumandan Rubén bunu basit bir şekilde cevapladı:

“Biz devrim için mücadele ediyorduk ama şimdi mümkün olan bir başka biçimde mücadele etmeye devam edeceğiz. Bununla ilgili aramızda çok tartıştık. Dışarda dostlarımızla çok tartıştık, bu anlaşma için neden masaya oturduğumuzu ama bir savaş ne kadar devam edebilir? Bir halk yüzyıl savaşı sürdürebilir mi? Burada hem devlet, öldürmekle gerillanın bitmeyeceğini anladı hem biz bu pata durumu aşamadığımızı anladık.”

Ruben Jonas (Roberto Canas)

Ruben Jonas (Roberto Canas)

Bense kısa bir süre sonra gerçeklik ile gençlik aşkının! hayal kırıklığı içinde Guatemala da henüz dağılamayan URNG gerillaları ve Zapatistalara doğru yola çıkmıştım.

Bu yirmi yıldır süren söyleşimizin ikinci durağı olarak 2009’u görüyorum. Türkiye’de ‘Barış süreci’ başladığında El Salvador, Guatemala ve Meksika’da barış ve ateşkes sürecini anlatan, deneyimlerini aktaran ‘Gerillanın Barışı’ kitabını yazmak için El Salvador’a gittiğimde sokaklardaki politik gerginlik yerini çoktan ‘sosyal şiddete’ bırakmıştı. Kumandan Rubén’in yerini kumandan Roberto Cañas almıştı ve o da üniversitede yakın siyasal tarihi anlatan bir profesördü artık. Ülkenin değişimiyle ilgili umudu tükenmemişti ama coşkusu ve heyecanı Rubén’le aynı değildi. Ancak barışa ilişkin, barışın gerekliliğine ilişkin inancı hiç sarsılmamıştı. -Bu arada FMLN bir koalisyon ile iktidardaydı. Politik bir silahlı bir savaş yoktu ama her gün sokaklarda ortalama 20-25 kişi ölüyordu.roberto canas alias ruben rojas1

Roberto Cañas anlattı:

“…Barış, bu müzakere döneminde oluşan üç objektif durumun sonucudur. Birincisi savaşın çok hızlı bir şekilde bitirilmesi için politik bir yol, ikincisi Salvador halkıyla yenilenme ve üçüncüsü ülkenin demokratikleşmesi. Askeriyenin, 1989’da müzakere için bizimle masaya oturduğunda direkt talebi gerillanın silahsızlandırması ve seçimlere katılarak sadece sandıkta mücadele sürdürmesi idi. Biz orada hemen söyledik. Hiçbir zaman geride bıraktığımız mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Yani savaşın bitimi gerillanın silahsızlandırmasıyla gerçekleşemez. Biz, ülke değişirse silahı bırakırız. Bizim silahlı mücadele sürdürmemizin nedeni ülkeyi değiştirmek. Tabii ki her şeyin değişmesi mümkün değil ama bazı şeylerin değişmesi gerekir. Bunların başında askerin, sivil kesim üzerindeki hegemonyasının kalkması geliyordu. Bunun iyi anlaşılması gerekir. El Salvador’daki diktatörlük elli yıldan fazladır sürüyordu. 1930’dan 1990’a kadar devam etti. Burada askeriye, otoritenin ve demokrasinin gasp edilmesinin, yani seçim hilelerinin, seçim komedisinin simgesiydi. Barışı imzaladık çünkü çok önemli bir reform kabul edildi. Bu eski tip ordunun büyük ölçüde tasfiyesiydi. Aynı zamanda pratikte bütün ülkenin katılabileceği bir durum ortaya çıkıyordu. Ordunun sadece iki işlevi olmalıydı. Ordunun sadece bu iki görevi olmalı: Ülkenin korunması ve güvenliği! Ama barış imzasından önce ordu, ülkede halkın topraklarını işgal ediyordu. Hükümete karşı muhalefeti engelliyordu. Barış ile askerin, polisin bu işlevi sona erdi. Çünkü barış anlaşmasıyla birlikte yeni bir ulusal polis teşkilatı kuruldu. Gizli servis lağvedildi. Bu aynı zamanda ordu için de geçerliydi. Yani barış anlaşmasıyla ordu için başka bir doktrin kabul edildi. Ordunun görevi yeni doktrinle beraber ulusal sınırların korunması ile sınırlandırıldı. Ve üzerine sosyal görevlerin de yüklendiği yeni bir polis kurumu inşa edildi. Aynı zamanda bir insan hakları komisyonu kurularak, ordunun daha önce işlediği bütün insan hakları suçları araştırılmaya başlandı. Bu komisyona öyle bir isim uyduruldu çünkü bugüne kadar orduyu araştıran böyle bir komisyon yoktu…

…Bunu düşündüğünüzde, her zaman savaşın bitmesinin daha iyi olduğuna karar vereceksiniz. Başka bir soru sorayım: Neden hâlâ gerilla ölsün? Neden daha fazla avantajlı olmayalım? Neden savaşın bitmesi bizi engellesin? Bu savaştan ölenler aynı aileden, bu bir sivil savaş. Yani bazen bir aileden, bir tarafta bir kardeş, diğer tarafta diğer kardeş ölüyordu. Yani insanlar kardeşlerini öldürüyordu. İşte bu şekilde bir geri dönüş söz konusuydu. Yani hiç kimsenin savaşı kazanmadığı, sadece sıfıra dönen bir durum… Yani barıştan söz edince, uzun süre savaşta olan insanlar çok iyi anlarlar ki savaşın sona erme olasılığı söz konusu. Silahlı mücadele bir mücadele biçimidir. Bir sosyal değişim mücadelesi, burada silah tabii ki değişebilir. Tabii ki silahlı mücadelenin bir olasılığı da zaferdir. FMLN hiçbir zaman bu fikrinden vazgeçmedi. Ancak biz bu rotayı yakalayamadık. Biz hiçbir zaman vazgeçmedik ama bir savaşı ölmeden yüz yıl sürdüremezsiniz. Bunu onlar da öğrendi biz de öğrendik. Yani resmi subaylar öldürmeyle bitmiyor, gerilla öldürmeyle bitmiyor. Sorunu, ancak müzakere ile sona erdirebilirdik. Biz öğrendik ki, sivil halk barış şansını, adaleti ve yaşamı savaşa tercih ediyor. Peki anlaşmadan sonraki on yedi yılda, karmaşa da kötü değil mi? Evet; ama savaştan başka hiçbir şey değişmedi diyemezsiniz. Yani başka bir durum var.roberto canas1

…Barış anlaşmasıyla ombudsman tayin edilerek ve bir enstitü oluşturularak bu duruma önlem alınmaya çalışıldı. Bu şekilde devlet, insan hakları ihlallerine karşı bir halkı savunulması için garanti vermiş oluyordu. Aynı zamanda barış anlaşması, silahlı mücadele veren El Salvador halkının ordusuna bir politik hak tanınmasıydı. Asker ve polis okullarının-enstitülerinin değişmesiyle, polis ve asker için yeni okullar kuruldu. Tabii ki bu anlaşma silahlı mücadele veren FMLN için bir zafer değildi. Çünkü ekonomik ve sosyal talepleri karşılanmıyordu. Ekonomik, sosyal alandaki maddeler barış anlaşmasında kısırdı. Hiçbir zaman anlaşmadaki maddeler patronlarla, işçiler ve hükümet arasındaki durumu tartışmıyordu. Dolayısıyla ülkede bu haklar ortadan kayboldu. Dolayısıyla barış anlaşması kesinlikle ekonomik ve sosyal anlamda bir zafer değildi ama ülkenin değişiminde önemli olan yeni bir ordu ve polis için yeni bir doktrin ve yeni bir teşkilat yapısı, yeni bir seçim mahkemesi, adalet sisteminin yönetiminin değiştirilmesi fikri-ideası, insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve bir miktar da ekonomik ve sosyal maddeleri içeriyordu… “

Savaş ve söyleşi 20 yıl sonra, bugün devam ediyor… Roberto Cañas, Türkiye’deki gelişmeleri dünyada takip eden -sanıldığının aksine- ender kişilerden biri. Türkiye’de barış için müzakerenin! En azından karşılıklı temasların kesildiğini de biliyordu; “ Devlet tabii ki gerillayı ortadan kaldırmak isteyecek. Bunun için her şeyi yapacak. Bunun tersini beklemek şaşırtıcı” dedi.

roberto canas3

“Peki barış müzakeresinin tekrar başlaması için ne yapılmalı sizce?” diye sordum; işte yanıtı:

“Barışı ülke içine hapsetmeyin. Oradan barışın çıkması zordur. Birleşmiş Milletlerin barış için devreye sokulmasına çalışmalı. Diaspoara’daki barış yanlılarının harekete geçmesi, dünyanın her ülkesindeki sol, sosyalist parlamenterlerle ilişkiye geçilmesi gerekir. Uluslararası platformlarda barışın gerekliliğin anlatılması gerekir. Mesela biz savaş sırasında El Salvador’da sosyal demokrat Guillermo Manuel Ungo ile yaptığımız eylem birliği ile silahlı mücadele yürüten bir grubun bu gibi geniş kesimlerle birlikte hareket etmesiyle önemli bir tabuyu yıktık. Bu şekilde bütün dünyanın bizi daha rahat anlamasını ve güvenmesini sağladık. Bizim neden mücadele ettiğimizi anlamalarını sağladık. Bütün dünya El Salvador’da ne olduğunu biliyordu. Bunu anlatabilmek için dünyada entellektüellerle, Nobel ödüllü yazarlarla barış için temasa geçilmeli. Her iki tarafta ancak müzakereye bu şekilde ikna edilebilir.”

Bir akademisyen olarak El Salvador’dan Türkiye’ye barış için imza atmıştı…

20 yıllık söyleşi bugün hala devam ediyor ve umarım Roberto Cañas ya da ben ölmeden bu topraklara barış gelir de, biz de başka şeyler konuşma fırsatı buluruz….