Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, El Cezire televizyonuna verdiği röportajda bütün Suriyelilerin ülkelerinin bölünmesine karşı olduğunu ve federal sistem önerisinin tartışılabileceğini söyledi. Bu pilav daha çok su kaldırır kaldırmasına, ama eğer ortada “Suriye’de savaştan sonra ne olacak?” sorusuna yanıt arayan bir masa varsa bu senaryonun tartışılması çok doğal. Masa henüz kurulmadan Cenevre’de adı geçenler arasında bu tartışmanın kapısını federalizmi reddederek kapatan isim “muhalefet”in koordinatörü Riyad Hicab oldu. Hicab, “Yüksek Müzakere Komitesi” diye adlandırılan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar ekseninde siyaset yapan grubun koordinatörü.

PYD Eş Başkanı Salih Müslim ise Mistura’yla benzer görüşte. Geçen hafta Reuters’a konuşan Müslim’e göre Suriye’de kurulacak yeni düzenin nasıl adlandırıldığının, adına yerinden yönetim mi yoksa federalizm mi denileceğinin dahi bir önemi yok. PYD Suriye’nin merkeziyetçi bir yapıyla yola devam etmemesini talep ediyor.

Suriye’nin bölünmesi, Başşar Esad’ın gücünü geri toplayarak dört yılda kaybettiği şehirleri yeniden ele geçirmesi, rejimin toprak kaybetmesine rağmen bir Alevi devletçiğiyle siyaset sahnesinde kalması, eşit-yurttaşlığa dayalı merkezi anayasaya bağlı ve Kürtlerin resmen statü sahibi olacağı federal yapı zemininde uzlaşılması, IŞİD varlığının savaşı çok daha uzun vadeye yayması vs… Bunların hepsi kağıt üstünde ve “teorik olarak” mümkün olan ihtimaller.

Bir parantez açalım: Birinci Dünya Savaşı’yla beraber Osmanlı Devleti’nin parçalanması da Suriye coğrafyasında bölünmelere yol açmış ve 1920’lerin ilk yarısında Fransızların sahası olan Suriye’de Alevi-Lazkiye hükümeti, Cebel Dürzi hükümeti, Lübnan Cumhuriyeti ve Suriye Cumhuriyeti kurulmuştu. Parantezi kapatalım.

Günümüz Suriyesi için de “bölünür, bölünmez, üç devlet çıkar, beş bölge olur” diye papatya falı açacak halimiz yok. Bunu bilemeyiz de. Ama ne olması ve olmaması gerektiği konusunda tarihsel arkaplanı ve etnik-mezhepsel çatışmaları göz önünde bulundurarak akıl yürütebiliriz.

Birincisi; BAAS rejiminin yıkılma tehlikesi yaşamasının sebebi Suriye devletinin kamusal alanı boğan otoriter yapısından türeyen meşruiyet kriziydi. Siyasal katılımın ve hesap verebilirliğin sağlanamadığı bir istihbarat rejiminin kendisini sürdürülebilir kılması da düşünülemezdi. Nitekim hem politik ve ekonomik hem de etnik ve mezhepsel temelde gelişen eşitsizlik hali bir “Suriyelilik ortak paydası” inşa etmenin de önünü tıkadı. Dolayısıyla müstakbel Suriye rejiminin de en azından nasıl şekillenmemesi gerektiği ortaya çıktı.

İkincisi; Suriye’nin daha önce iç savaş yaşamış iki komşusu Lübnan’ın da Irak’ın da sınırları yeniden çizilmedi. Lübnan da Irak da bölünmediler. Ama Yugoslavya’nın milliyetçilik temelinde parçalanması Bosna’da soykırımla sonuçlandı. Yıllar sonra Kosova bağımsızlaştı. Sırbistan’ın Karadağ’la ortaklığı ayakta kalmayı beceremedi. Bir başka coğrafyada ise İngiliz Hindistan’ı bölündükten sonra Hindistan ile Pakistan defalarca savaştı. Suriye düzleminde geçtiğimiz yüzyılın bu örneklerine bakıldığında etnik ve mezhepsel temelde bir benzerlik yapay sınırlarla komşu olduğu Lübnan ve Irak ile kurulabilir. Yani federal veya konfederal bir çözüm bölünmek anlamına gelmez ve hatta daha büyük bir birleşmeye yol açabilir.

Peki federal bir Suriye’nin inşası Türkiye’nin yararına mıdır, zararına mı? Bu soru bize hiç yabancı değil. Çünkü yakın geçmişte “Kuzey Irak” diye bir yapının olmadığını, o bölgenin dünyaca tanınan Irak anayasasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi diye adlandırıldığını, Yunanistan’dan bile sonra Erbil’e konsolosluk açan Türkiye için IKBY’nin AB’den sonra ikinci büyük ticaret ortağı olduğunu deneyimledik. Yıllarca Bağdat merkezli Sünni-Arap diktatörlüğün Kürtlere zulmetmesini tercih eden Ankara geç de olsa kendisine yeni bir pozisyon belirleyebildi. Bu birincisi.

“Türkiye eğer Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyorsa, Suriye Kürtleri’nin hamisi değil, müttefiki olmak zorunda”

İkincisi; son derece başarısız dış politikasıyla sıkça oyunun dışına düşen Türkiye eğer Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyorsa, Suriye Kürtleri’nin hamisi değil, müttefiki olmak zorunda. Suriye’de yaşayan Şiiler nasıl ki İran’ın, Sünni Araplar da diğer Arap devletlerinin hinterlandındaysa, Türkiye’de yaşayan 15-20 milyon Kürt’ün soydaşlarının Suriye’de statüye kavuşması da Türkiye’nin iç demokrasisiyle ve bölgede ciddiye alınmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’nin iç demokrasisiyle de bağlantılıdır, nitekim Türkiye demokrasisinin özellikle son üç yılda ve son sekiz ayda uluslararası diplomaside ve basında sert eleştiriler alması tesadüf değil.

Üçüncüsü; olası bir federal yapıda PYD de meşruiyetini bölgesindeki sandıklardan sağlayacaktır ve Rojava seçimlerine tek başına girmeyecektir. Hükümete yakın çevreler de Kürtleri kimin temsil edip etmediği üzerine “geyik muhabbeti” yapmayı bırakıp, sordukları temsiliyet sorusunun yanıtını Kürtlerin vermesinin koşullarının nasıl yaratılacağı üzerine kafa yorabilir.

Dördüncüsü; Irak Kürtleri statü sahibiyken Suriye Kürtleri’nin de önünde bu ihtimalin belirmesi Türkiye’yi zannettiği gibi tehdit etmez. Yani Erdoğan’ın “Suriye’nin kuzeyinde Kürt oluşumuna asla izin vermeyeceğiz” diye meydan okuyan ısrarı birbirinden farklı iki sorunun, yani “Türkiye’nin Kürt sorunu ile Ortadoğu’nun Kürdistan sorunu” arasındaki farkın azalmasına yol açar. Böylece zaten karmakarışık olan bir durumu, iyice işin içinden çıkılmaz bir hale sokar. Üstelik Suriye Kürtleri’nin statü kazanma olasılığı Türkiye’nin iki asırlık sorununu çözmesi için de müthiş bir fırsat yaratmışken asıl bunun geri tepmek Türkiye’ye zarar verir.

“Peki bu federalizm tartışmasında ABD ve Rusya nasıl bir tutum sergileyecek?”

Peki bu federalizm tartışmasında ABD ve Rusya nasıl bir tutum sergileyecek? Olası bir federal yapının anayasası nasıl hazırlanacak, merkezi hükümeti kimlerden seçilecek ve yetkileri ne kadar sınırlandırılacak?

Biz şimdilik basit sorudan başlayalım:

Adı üstünde Rusya Federasyonu ve yine adı üstünde Birleşik Devletler… Kendi ülkelerinde uyguladıkları federalizmin aslında yanlış bir sistem olduğunu mu anlatacaklar?

Kime, nasıl?