Bu haftaki yazıya ukalalık yaparak başlayayım. Kendimi canlı yayında gol geliyor diyen Rıdvan gibi hissediyorum! Geçen hafta -yerli diziler gibi-özetini verirsek- yazıyı şöyle bitirmişim: “Hem de bu plan, (mülteci planı) içinde gerçekte vizelerin kaldırılması filan da olmadan Türkiye tarafından kabul edilecektir çünkü baş aşağı giden Türkiye ekonomisinin kısa vadede tek kurtuluşu, 3 milyar dolar yani mülteci vergisidir! Bununla ancak belki biraz kendini toparlar ve ömrünü biraz daha uzatır. Yoksa bir televizyon dizisinden daha fazla ömrü kalmadı Saray’ın…”

Tam da böyle oldu. Henüz bir hafta bile olmadan dize geldi Davutoğlu hükümeti ve plan kabul edildi. Tabii ki vizenin kalkmasından filan hiç bahsetmeyen bir kabul bu. Başbakan bir soru karşısında “Bu plan AB parlamentosunda görüşülecek” filan diyor. Sen planı kabul etmişsin daha ne görüşülecek AB parlamentosunda! Komik olan şu ki 2 milyon Suriyeli mülteciyi kabul etmeyen AB’nin- ki hepsi zaten gidemezdi; vize kalktığında Avrupa’ya gidip dönmeyecek 10 milyon Türkiyeli riskine gireceğini mi zannediyorsunuz?

Ayrıca daha önceki görüşmede 3 milyarı az bulan Erdoğan, “5 iste” demişti ama bu sefer miktar bile belirtilmeden kabul ettiler planı. Bakın şuraya yazıyorum! Bu Türkiye’ye verilecek miktar, -mülteci vergisi- hiçbir zaman 1 milyar doları filan aşmayacak. Erdoğan’nın kabadayılığı Meriç’i pek geçemiyor. Dış politikada en fazla dizine kadar açılabiliyorsun. Yani cürmün AB’de, küçümsemeye çalıştığın Lüksemburg başbakanının bir oyu kadar etmiyor. Siz şişinerek ancak sarayın sığ sularında, Melih denizinde gezinebilirsiniz, o kadar…

Yine bir politik tahminde bulunarak yani uydurarak söyleyebilirim ki bu durum, Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki makas işareti olan yerden çok muhtemel cart diye yırtılacak yeri gösteriyor. Eğer Erdoğan, bir ya da iki gün içinde “Hükümet bunu kabul etmemeliydi” diye açıklama yaparsa, bu söylediğimin işaretidir, Ya da birisi nihayetinde kendisine dış politikada çöküşün, Erdoğan rejiminin çöküşü olduğunu  söyleyebildiyse o zaman ilk muhtarlar toplantısına kadar sessiz kalacaktır. Fakat nihayetinde bu durum Erdoğan rejiminin uzatma dakikalarının başladığının işaretidir.

Şimdi biraz geriye gidelim. Belki sizi şaşırtacak,  bence Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinin hemen arkasında çok iyi bir şans yakaladı ama kaçırdı. Eğer biraz ayağında top dolaştırıp nihayetinde, AKP ile CHP koalisyonunu kösteklemek yerine destekleseydi bu durum değişik olurdu. İkisi arasındaki dengeden biraz tarafsız gibi oynayıp, hatta bazen ‘CHP doğru söylüyor’ gibi davransaydı, çoktan olmaya çalıştığı gibi bir başkanlık meşruiyetini yakalayacaktı. ‘Devlete sahip çıkanlar’ onu yargıda kurtların önüne atmayacaklardı. Ülkeye sahip çıkma sorumluluğu! buna engel olacaktı. Maaşlı ya da tımarlı aydınlar arasında bunu söyleyenler çıkmıştır muhtemel ama bütün ülkeyi ve hatta dünyayı kendi face grubu gibi zannettiği için dinlememiştir herhalde.

Yani bundan sonra bütün maçlar deplasmanda oynanacak. Dış politikadaki çöküş hızla ülkeyi sarıyor ve sarmaya devam edecek. Düşürülen Rus uçağı, peşpeşe patlayan bombalar ile çöken Turizm kıyıların rengini değştirmeye başladı bile. İran ambargosunun kalkmasıyla ülkeye giren karapara artık yok ve eğer İran başbakanının dediği doğruysa, ilk defa kredi almaya başlayan Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye desteğini ne kadar sürdürebileceği kuşkulu. Ayrıca artık Muhteşem Yüzyıl pek reyting alamıyor ve ne kadar faşist olursa olsun hiç kimse kendilerinin de içinde olabileceği yerlerde bombaların patlamasından hoşlanmaz…