“Bugün susma günü değildir. Savaşa karşı barış, güçlüye karşı hukuk talebimizi en gür sesle dile getirelim; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik Türkiyesini hep birlikte yeniden kuralım.”

Bu sözlerle biten bildiri, YARSAV’a ait. Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) yargı içerisinde, asgari müşterekleri belki “sosyal demokrat” olarak nitelenebilecek hakim ve savcıların oluşturduğu bir örgüt. Yargı mensuplarının Türkiye’deki ilk derneği olan YARSAV, hem ideolojik hem de örgütsel yapı anlamında inişli çıkışlı bir seyir izleyegeldi. Eleştirilecek çok şeyi oldu YARSAV’ın ama her şeye rağmen istikrarlı bir mücadale çizgisini sürdürdüğü söylenebilir. Yargının çeşitli kademelerindeki 1600’ün üzerinde üyesiyle önemli bir örgüt…

YARSAV’ın Güneydoğu’da sokağa çıkma yasakları, çatışmalar ve sivil ölümlerin üst seviyeye çıktığı günlerde, 23 Aralık 2015’de internet sitesine koyduğu bir açıklama, aradan bir ay geçtikten sonra sosyal medyada fark edildi. YARSAV bildirisinin akademisyenlerin “terörist” ilan edilerek soruşturma, gözaltı, işten atılma ve sivil faşist lincine maruz kaldıkları günlerde fark edilmesinin ayrı bir anlamı var kuşkusuz.

YARSAV bildirisinde çok önemli tespitler var. YARSAV, yaşananları “hukuk dışı bir ara rejim” olarak nitelendiriyor: Muhaliflerin “darbe süreci” tespitine yakın bir söylem bu. Bu hukuk dışı ara rejimde vatandaşların can ve mal güvenliğinin kalmadığını, eğitim hakkının engellendiğini, halkın zorunlu olarak göç ettiğini, sivil ölümlerin olağanlaştığını ve bunların sorgulanmadığını belirtiyor YARSAV. İhlallerle ilgili etkin soruşturmaların yapılamadığı, cenazelerin dahi kaldırılmasına izin verilmediği ve ortamın “adeta iç savaş görüntüsü verdiği bir sürece” dikkat çekiyor. Bütün bu tespitlerin bir hakim-savcı örgütünden gelmesinin anlamı ve değeri apayrı. YARSAV’ın bildirisi geleceğe dönük bir uyarılar manzumesi ve belki de gelecekte yapılacak yargılamaların bir ön-iddianamesi. Bu ön-iddianamedeki unsurları sıralamak önemli:

Bu “iddianamedeki” en önemli tespitlerden biri sokağa çıkma yasaklarının yasal yetkiye dayanmaması. Sokağa çıkma yasaklarının ne anlama geldiğini “ilçelerin kuşatma altında olduğu” tespitiyle açıklıyor bildiri.

Sivil ölümlerin hesabını vereceksiniz

YARSAV, artık neredeyse söylemesi suç haline getirilen şu uyarıları yapıyor: Devlet, terörle mücadele konseptinde hukuka bağlı olmak zorunda. Aksi halde meşruiyetini yitirmesi ve toplumu terörize eden bir hâle bürünmesi söz konusu olur. Devletin idari ve kolluk görevlileri ile askeri makamları, kanunsuz emirlere uymak zorunda değil. Bu türden emirlere uymak kendi sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak. Türk Ceza Kanunu ve uluslararası sözleşmelerde “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirilebilecek bu türden eylemlerde zaman aşımı süresi yok. Faili meçhul cinayetleri bugüne taşıyan iktidar, idari görevliler ve askeri makamlar, sivil ölümlerin hesabını yargı önünde er ya da geç verecek.

YARSAV’ın belki en önemli uyarısı savcılara yönelik. Bazı savcıların, görevleriyle bağdaşmayacak biçimde, operasyonların komuta merkezine gidip operasyonlara komuta ettikleri veya gözlemci olarak operasyonları izledikleri bilgisini veriyor YARSAV ve “Yargı mensupları, güçlüden yana değil hukuktan yana olmalı” diyor bildiride. Aslında tüm davalar ve tüm zamanlar için geçerli olacak temel yargı ilkesini hatırlatıyor: “Yargı mensupları, soruna duygusal ya da milli hislerle değil, evrensel hukuk anlayışıyla yaklaşmalı ve terörle mücadelenin hukuk içerisinde yapılması için yargısal denetim yapmalıdır.”

Yargıya ve iktidara bu uyarılarda bulunan YARSAV, demokratik kitle örgütlerine de ‘kararlı bir şekilde hukuk çizgisinde kalmayı, toplumsal barış dilini kullanarak sorunlara çözümler üretmeyi’ ve en önemlisi “seslerini birleştirmeyi” öneriyor.
Bir ay önceden bugüne gönderilmiş bir mektup gibi okundu YARSAV bildirisi. Toplumun çeşitli kesimlerinin, sanıldığı kadar, yaşanan hukuksuzluklara ve hak ihlallerine duyarsız olmadıklarının önemli bir delili değildi sadece bildiri, aynı zamanda ortak demokratik mücadele hattının asgari müştereklerini de içeren tarihi bir vicdan çağrısıydı. Umutsuzluk ortamında umutları tamamen yeşertmeye yetmedi belki ama karanlığa karşı yakılmış bir mum oldu şimdiden…