Devletleri hiç sevmiyorum da ama galiba ‘dış işler’ en sevmediğim bölümlerinden biri. İç işler daha beter tabii. Sarayı filan hiç sormayın. Basit ve doğrudan bir yapısalcı tanımla ‘Nerede saray varsa orada firavun vardır.’ İnfaz timleri, komplolar, hapishaneler, resmi silahıyla yaklaşan bir komiser, bizatihi tebligatlar, vergisi ve hatta okulları, yine saymaya başladım yani hepsi. Fakat bunların arasında da daha fazla nefret ettiklerim, etmediklerim hiyerarşisi var tabii ki ve dış işler bunlardan biri.

İşte Türk devletinin dış işleri yine böyle bir hamle ile Rus uçağı düşürdü. Bu yorumum size belki şaşırtıcı gelecek ama dış işlerin bu hamlesi, Türk devleti için başarılıydı. En azından kısa vadede böyle görünüyor. Çok muhtemel bir toplantı yaptılar. James Bond filmlerinden esinlenerek şöyle hayal ediyorum ki duvarda asılı bir harita üzerinden kendi aralarında konuşan ceketli, kravatlı bürokratlar, halk arasındaki deyimle Çırak çıktıkları Suriye’den, nasıl bir hamle ile en azından bütünüyle tasfiye edilmekten kurtulabilirlerdi. Odaya çaycılar, başkanlar, bakanlar ve başkan girip çıksa bile, esas oğlan dış işler, sabit bir şekilde arz ediyorlardı. Nazi Almanya’sının saldırısından sonra dünyada ilk defa Avrupa devletleri, ABD ve Rusya IŞİD’e karşı bir araya geldi. En azından koordinasyon halinde bir birliktelik vardı. Bu durum özellikle şu anki Türk Devleti sahipleri için oldukça endişe vericiydi. Yine hayal ediyorum ki, Muhteşem Yüzyıl dizisi taklidi bürokratlar son zamanların moda konuşma biçimi metaforlarla bu durumu anlatırken, bu durumu çözmek için İskender’in kılıçla düğümü parçalamasını örnek göstererek, bir Rus uçağının düşürülmesini önerdiler.

şah-fırat-10Bu riskli bir hamleydi ama filmdeki başkan riski hep sevmişti. Uçak düşünce bu her durumda koalisyonun üzerine düşüyordu. Her durumda, mahçup da olsa NATO üyesi ülkeler, TD’nin yanında yer almak zorundaydılar. Bu koalisyonun bozulmasını henüz razı olmasalar da, Rojava’ya ilişkin ayaklarını yorgana göre uzatacaklardı. Başarılı bir hamleydi çünkü en azından yüzeysel olarak TD’nin yanında yer aldıklarını, hoşnut olmasalar da ağızlarından duyduk. Basit bir hesaptı. Dünyadaki en önemli rakiplerinden biri Rusya’nın yanında durmayacaklardı ya.

‘Peki ekonomimizi nasıl etkileyecek’ diye mutlaka sorulmuştur tabii ki. Çünkü son Türk Devleti’nin özellikle son zamanlarda sırat köprüsü buydu. Yani uçak düşerse borsa düşer mi sorusuydu bu. Bu konuda da çok şanslıydı saray. Sadece Batı açısından değil Rusya açısından da vazgeçilemez gibi görünüyordu. Tamam belki Türk inşaat şirketlerinin işlerini durdurabilirdi ama inşaatlar nasıl devam edecekti. Özellikle ambargo koşullarında buradan gıda alımını durdurabilirdi ama bu sefer nereden alacaktı? Mesela Çin ile böyle bir alternatif ekonomi geliştirme şansı politik ve ekonomik olarak en azından kısa vadede zordu. Rus turistler gelmeyebilirdi ve tabii ki bu etkilerdi ama her şeyi ile dahil olunmuş bir kumarda masaya daha fazla bir şey sürmekten başka çare yoktu.

‘Yangın zamanında kırılacak’ yerinden alınan Türkmen kartı masaya serildi. Bütün tarih boyunca muhteşem devletin en çok katlettikleri sanki Türkmenler değilmiş gibi, hıçkırıklar içinde Rus uçağı düşürülme kamuoyu yaratılmaya başladı. Türkmenlere yardım için TIR’ların sırtına atlayıp yola çıkan yiğitler, oraya ulaştı mı bilemiyorum ama Rus uçağı hamlesiyle Türk Devleti yeniden oyuna girdi.

‘Başarılı’ dememi yanlış anlamayın bu filmin ölenleri yine bizden başkası olmayacak…