İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani İtalya’yı ziyaret etti ve yaptırımların kalkmasından sonra İtalyanlara 17 milyarlık iş anlaşmalarının yolunu açtı. İtalya Başbakanı Matteo Renzi de bu büyük iş hacminin hatırına Capitolini Müzeleri’ndeki çıplak heykelleri kapattı. İtalya’da çok tartışma yarattı bu. Yalnız İtalya da değil, bütün dünya medyada ve sosyal ağlarda olayı konuştu. Çıplaklığı örtme konusunda Türkiye olarak da tecrübeliyiz.

Anafikri baştan söyleyelim: Ruhani’ye yapılan “jest” yanlış ve tehlikelidir ve Türkiye’deki gelişmeleri de içine alan global bir yanlışın önemli bir parçasıdır. Nedir bu yanlış? Hayır, Batılı devletlerin ikiyüzlülüğü değil. Demokrasi, insan hakları, özgürlükçü birlikte yaşam ilkelerinin gerçekleşmesini “devletler”den bekleme hatası. Bunları sadece bazı ülkelere veya coğrafi bölgelere atfetmek de aynı derecede yanlış.

Özgürlükçü demokrasi, insan hakları, laiklik (veya sekülerlik) kısacası Fransız Devrimi’nde dile gelen fakat birçok coğrafi bölgede izleri olan bu büyük dünya görüşü artık coğrafyasızdır. Bu yeni bir gelişme ve baskılardan, olaylardan ders alarak güçlenecek. Bütün dünyada izleyicileri olan politik bir duruş, bir kültür, bilinçli bir seçim. Artık bu ilkeler “vatansız”dır ve devletlerin de, dinlerin de kültürel havzalarıyla bire bir örtüşmemektedir: Hiç kimse Müslüman olduğu için otomatikman İslamcı olmadığı gibi, Hıristiyan vb. olduğu için de liberal ve özgürlükçü değildir. İnsan özgürlükçü ve eşitlikçi doğmaz. Eğitim ve terbiyeyle, norm ve yasayla öğrenir. Bunları öğretmek ve yaşatmak için yaptırımlar yani “devlet” dediğimiz komünal örgütlenmeler lazımdır. Son onyıllarda öğrendiğimiz gibi, özgürlük yalnız kültürel değil, ekonomik, hukuki, sosyal, bütün toplumsal alanlarla ilişkili. İtalyan şirketlerine Pazar açmak için Rönesans heykellerini örten Renzi’nin ihaneti kişisel değil kurumsaldır.

19. ve 20. Yüzyıllarda Hıristiyan coğrafyada Fransız ve Rus Devrimleri’yle yerleşen seküler yaşam tarzı bugün tehlikede. Sekülerlik yani din-devlet ayrımı olmadan hiçbir şey olmuyor bilindiği gibi. Yani: Dünyanın bütün laik özgürlükçüleri, birleşiniz! Dijital Devrim işinizi kolaylaştırıyor ama global bir örgütlenmeniz olmadığı ve bireysel avatarlarınıza da kaçamadığınız sürece tehlikedesiniz, unutmayın!

Şu anda yaşadığımız ülkelerin boynu kıldan ince vatandaşlarıyız. İranlılar da öyle. İranlı demokrat ve Nobel Barış Ödülü sahibi yazar Şirin Ebadi, yaptırımların kalkmasının ardından insan hakları meselesinin daha çok gündeme geleceğini ummuştu geçen yılki bir mülakatında. Ama Ruhani’nin “ılımlı” halleri de onu yaşadığı Londra’dan ülkesine geri dönmeye ikna edemiyor: “Cumhurbaşkanı’nın hareket alanı çok kısıtlı,” diyen Ebadi’ye göre herşey hala Ayetullah Hamaney’in elinde ve Ruhani’nin de ne kadar özgürleşme istediği belli değil. Şimdi Pazar olarak İran’ı açan Batılı kapitalist devletler elbette şirketlerine anlaşma imzalama kuyruğunda Rönesans heykellerini birkaç saatliğine örtüvermekte beis görmüyor. Nasıl ki zinayı yasaklamayı ilk icraatlarından biri sayan bir politikacıyı işlerine yaradığı sürece demokrat ilan etmekte beis görmedilerse.

İran’da 2005’ten beri rejim muhaliflerine ve adi suçlulara verilen cezalar sürekli ağırlaşıyor BM raporlarına göre. 2015’te 1000’i aşkın insan idam edildi. Aralarında 16 yaşında yaşlı bir adamla evlendirildikten bir yıl sonra kocasını öldüren Fatma Salbehi ile yine 17 yaşındayken kavgada bir çobanı öldüren Samed Sabri de vardı.

“Yeşil Hareket”in üyesi en az bin kişi hapiste. Liderleri (222 kırbaca ve 6 yıl hapse mahkum edilen) Mehdi Kerrubi ve Hüseyin Musavi dört yıldır ev hapsinde tutuluyor. Eski reformcu cumhurbaşkanı Hatemi’nin fotoğrafları bile yasak. Öte yanda genç şehirli İranlılar özgürlüğü sanal aleme taşıyor, örneğin erkeklerin, kadınlarına vasilik etmeyi reddederek başlattığı bir hareket var. Özgürlükçü Enternasyonel üyelerinin ağır baskı altında olmadığı bir “İslam ülkesi” neredeyse yok. Müslüman kültür bugün tarihindeki en büyük krizi yaşıyor ve bunalım henüz zirveye ulaşmadı – ama bu, başka bir yazının konusu.