Önce eşşeği sağlam kazığa bağlamalıyım, ne olur ne olmaz. ‘Diktatör ve Şili’ dediğimde Augusta Pinochet’den bahsediyorum. Halkçı başkan Sosyalist Allende’yi katleden askeri faşist cuntanın komutanı Pinochet; çok bilinen yanıyla insanları statlara doldurup, binlercesinin öldürülmesinin, işkencelerden geçmesinin Şili distribütörlüğünü yaptı. Dünyanın ilk neoliberal pratiğinin yaşama geçtiği ülkeydi Şili. Henüz Thatcher ve Reagan ‘Neoliberalizm’ adını kullanmadan, ortalığı işçi muhalefetinden, sendikalardan, öğrenci örgütlenmelerden, itiraz etmeye çalışan öğretim üyelerinden, sanatçılardan, herkesten temizleyerek, zemini kanla yıkayıp Neoliberalizmi yaşama geçirdi. Bu yüzden bugün Santiago Şili’de arabayla bir yerden bir yere giderken ‘dı-dıt’, ‘dı-dıt’ diye sürekli sesler duyarsınız. Çünkü hangi yoldan geçiyorsanız satılmıştır ve para ödersiniz. Marketteki bandrollü paketler gibi hissedersiniz kendinizi. Bir gün Santiago Şili doğumlu iki arkadaşla iddiaya girip, bir yerden diğerine ara sokaklardan, para ödemeden gitmeye çalıştık, başaramadık. Her yer satılmıştı.

De Facto Başkan Erdoğan ve yanındaki iş adamlarının çok seveceği bir yerdir çünkü değerlendirilmemiş, ‘paraya çevrilmemiş’ hiçbir şey kalmamıştır. Mesela yakın zamanda ‘Osmanlıca eğitim’ gürültüsü altında geçen, okulların mali özerkliğinin ilk uygulandığı ülkedir Şili. Bunun manası ortaokulların, ilkokulların gerekli her malzemeyi kendi bütçeleri ile almaları, yani gecekondu mahallesindeki okulların oturacak sıra, tahta ve tebeşir bulamaması ve maaş veremedikleri için öğretmensiz kaldıkları ülkedir Şili. Bu yüzden öğrencilerin isyan ettikleri –belki de öğretmen yok diye isyan edebildikleri- bir yıl, iki yıl süren boykotların ardından adı ‘Sosyalist’ olan bir başkanın iktidara geldiği bir ülkedir. Mesela siz Şili’de devlet Üniversitesinde hukuk okumak isterseniz, aylık 1500 dolar karşılığında para ödemeliydiniz ve hem de 12 ay boyunca. Bu kadar paranız yoksa, eğitimi çok seven bankalar devreye girip sizin yerinize öderler ve siz de onlara mesela 10 yıl-15 yıl boyunca geri ödersiniz. Bunun manası sadece 10-15 yıl borçlanmak değil, sırtında borç küfesiyle sisteme entegre olmaktır.

Ancak takdir etmeliyiz ki Şili neoliberalizminin de Türkiye’den giden ekipten öğrenecekleri vardır. Çünkü mesela Ali Sami Yen stadının yerine yapılan alışveriş merkezinin üst sınırı uçak geçişi, havayolu, yer altı sınırı yanlışlıkla birkaç kez delinen metro tavanıdır. Ancak bana göre, esas neoliberal AKP keşfi buradan çıkan toprakla, denizinin, miting meydanı olarak doldurulması ve bir kez daha satılmasıdır. Bu moda terimle, Neoliberalizmin dibidir.

Peşpeşe Şili notlarıyla devam edersem…

Bu yazıyı yazarken farkına vardığım iki şey var. Şili Faşist cuntasının bilinen nedeni Sosyalist başkan Allende’nin ülkedeki bakır madenlerini kamulaştırılmasıdır. Bunun yanında gözden kaçan, (İllich’ten okumuştum ilk olarak) aynı zamanda tıp doktoru olan Allende’nin, ülke için patentsiz ilaç üretme kararı almasıdır. Bunun faşist cuntanın asıl nedenlerinden biri olmasının altını bir çok kez vurguladım ama bunun Neoliberalizmde ‘sağlığın piyasalaşmasının’ çıkış nedeni olabileceği fikri, ilk defa aklıma geldi.

İkincisi büyük Santiago Şili depreminin ardından, kentin tümden yenilenmesi, Neoliberalizmin temel dinamiği, yeni kent inşasının esin kaynağı olabilir düşüncesi; Yık ve yap…

Ben Latin Amerika örneklerinden Neoliberalizmi ve ona karşı isyanları, 10-15 yıldır anlatırken, bunların gittikçe daha az şaşkınlık yaratmasının nedeni içinde boğulmamızdan başka bir şey değil sanırım. Artık insanlar anlattıklarımı daha normal karşılamaya başladı.

Bir de Kumandan Salvador’la konuşmuştum. Şili FRMP-Silahlı direniş örgütünün lideriydi. Pinochet’e suikast girişimini de konuşmuştuk. Daha sonra FRMP’nin, bazuka mermisinin Pinochet’in arabasını sıyırıp geçtiği ve ardından gelen arabanın içindeki dört korumanın öldürüldüğü yere gittiğimde, tesadüflerin hayatımızı ne kadar etkilediklerinin bir kere daha farkına varmıştım. Bir merkez toplantısına grip olduğu için katılamayan ve bu yüzden tam tersi karar çıktığını düşünen Troçki söylüyordu. ‘Devrimi örgütleyebiliriz ama tesadüfleri asla’…

Şili diyince ne olursa olsun böyle bitirmeden edemeyeceğim. ‘Venceremos’…