Digitürk 1999 yılında Mehmet Emin Karamehmet’in sahibi olduğu Çukurova Grubu tarafından kurulmuş; kurulduğu yıldan kısa bir süre sonra %53 hissesi Çukurova Grubu’na ait Dijital Platform Teknoloji Hizmetleri A.Ş. tarafından, kalan %47 hissesi de A.B.D. menşeli Providence Equity Partner tarafından yönetilmiştir. Bugün yaklaşık olarak üç milyona yakın abone ile Türkiye’nin en büyük dijital platformu olarak hizmet vermektedir.

Çukurova Grubu’nun borçları…

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) Gezi sürecinden çok kısa bir süre önce borçlarından ötürü Çukurova Grubu’nun yönetimine el koyması ile Digitürk’ün satış süreci gündeme geldi. TMSF’nin yönetimine geçen %53’lük hisse için yerli ve yabancı şirketler teklif verdi, bu tekliflerden birkaçı medyada yer aldı. Bunlardan ilki Doğan Yayın Holding’in 742 milyon dolarlık teklifi oldu (teklifi daha sonra 879.450.000 ABD doları olarak revize ettiler). Buna karşılık servis sağlayıcı olmanın yanı sıra yayıncılık yapma isteğini tüm rekabet karşıtı tartışmalara rağmen dile getiren Türk Telekom, 530 milyon dolarlık teklif verdi.  Bu teklifle birlikte Abdullah Tivnikli ismi, Türk Telekom A.Ş. yönetim kurulu üyesi olarak satış süreci ile ilgili pek çok haberde yer aldı.

Abdullah Tivnikli, Albaraka Bankası ile Kuveyt Türk Katılım Bankası’nın kurucuları arasındaydı. AK Parti’ye yakınlığı ile bilinen Tivnikli, Türkiye’ye giren Suudi ve Körfez sermayesinin bir nev’i rehberi olarak görülür. Türk Telekom’un Lübnan/Suudi sermayeli Oger grubuna satılmasına aracılık etti, daha sonra da Türk Telekom yönetiminde yer aldı. Türk Telekom adına Digitürk’ün %53 hissesi için Çukurova Grubu’na verdiği teklifle “erotik kanallar” konusunda magazinleşen haberlerle de gündeme geldi; ancak bu teklifin esas çarpıcı tarafı Türk Telekom’un rekabet hukukunu hiçe sayarak, Tivibu’ya ek olarak hem servis sağlayıcı hem de içerik üretici olma arzusu ile dijital platformun talibi olmasıydı.

Türk Telekom içerik üretirse…

Servis sağlayıcıların içerik üretmeye başlaması, bugüne kadar pek de konuşulmayan karışık bir rekabet durumunu beraberinde getiriyor. Tüm dünyada telekom şirketleri geleneksel medyanın rakibi olarak görülmeye başlandı. Türk Telekom karasal ve uydu alt yapısını kuran şirket olarak bu alt yapı içine içerik de ürettiğinde ortaya çıkan rekabet ortamı için Türkiye’de gerekli yasal düzenlemeler henüz mevcut değil. Digitürk’ün satışı konusunda da benzer bir durum Cumhuriyet Gazetesi’nden Murat Sabuncu’nun haberinde belirtiliyor. Digitürk, bir uydu yayın platformu olarak kuruluyor; ancak kendi içinde kanallar kurup içerik de üretiyor.

Katarlı BeIN, alış fiyatını henüz açıklamadı…

TMSF’nin Digitürk yönetimine el koyması ile diğer tartışmalı el koyma ve satışlar 2013 Haziran ayının kargaşası içinde önemsizleşirken, %47’lik hissenin sahibi Providence Equity Partners’ın Digitürk’ün tamamını almak istediği konuşuldu ancak Aralık ayına kadar gerçekleşemeyen satış, 17 ve 25 Aralık süreçleri ile yine sekteye uğradı. O zamandan bugüne kadar üç seçim yaşayan Türkiye, TMSF’nin yönetimine el koyduğu Digitürk’e abone olmak için para verdi; karşılığında iktidar karşıtı sloganlarla inleyen stadyumlardan “sesi kısılmış” futbol maçları izledi.

Bugün Çukurova Grubu’ndan Digitürk’ün TMSF yönetimindeki %53 hissesini satın aldığını öğrendiğimiz Katarlı BeIN şirketi ile birlikte yabancı sermayeli medya sahipliği tartışması yine gündeme geldi. TMSF, Digitürk’e el koymadığı, sadece yönetimini devraldığı için Digitürk’ün kaça satıldığını henüz bilmiyoruz (1,150 milyar TL rakamı konuşuluyor). Çünkü satış iki şirket arasında gerçekleşecek ve kamuya açıklama zorunlulukları yok. Aynı sebepten dolayı ihale zorunluluğu da yok.

Medya sahipliği tartışmasının odak noktasında 2011 yılında yürürlüğe giren 6112 Numaralı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun var. Kanun’un 19. Maddesi f bendine göre;

f) Bir medya hizmet sağlayıcı kuruluşta doğrudan toplam yabancı sermaye payı, ödenmiş sermayenin yüzde ellisini geçemez. Yabancı bir gerçek veya tüzel kişi en fazla iki medya hizmet sağlayıcı kuruluşa doğrudan ortak olabilir. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların ortağı olan şirketlere yabancı gerçek veya tüzel kişilerin iştirak ederek yayın kuruluşlarına dolaylı ortak olmaları hâlinde, yayıncı kuruluşların yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ile yönetim kurulu çoğunluğu ve genel müdürünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması ve ayrıca yayıncı kuruluş genel kurullarında oy çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz gerçek veya tüzel kişilerde bulunması zorunludur. Şirket ana sözleşmelerinde bu hususları sağlayan düzenlemeler açıkça belirtilir.

Yukarıda alıntıladığım Kanun’a göre BeIN, Türkiye’de bir medya hizmet sağlayıcının (televizyon veya platform) %50’sinden fazlasına “doğrudan” sahip olamazken, Katarlı şirket muhtemelen yine bizim ilk bakışta göremediğimiz bir boşluktan yararlanıyor. Bu boşluk, Digitürk yönetiminde Katarlı şirket BeIN adına T.C. vatandaşı yönetim kurulu üyeleri atanması ve böylece “doğrudan” ve “dolaylı” olarak tanımlanan medya sahipliğinde %50 ortaklık sınırının göz ardı edilmesiyle aşılacak. Benzer bir durumu TGRT’nin News Corporation’a (FOX) satışında da yaşamıştık.

Bu satışın nasıl sonuçlanacağı ileriki günlerde belli olacak. Muhtemeldir ki satış sürecini mahkemeye taşıyacak kurumlar ya da bireyler olacaktır. Burada hatırlanması gereken nokta 2002’den beri iktidarda olan AK Parti’nin özellikle 2007 yılından itibaren medyayı ekonomik, politik ve içerik açısından şekillendirme isteğini bugüne kadar çok başarıyla yürüttüğüdür. Bu satış sürecinin iktidarın isteği üzerine Katarlı şirket lehine sonuçlanması Türkiye medya ortamını daha da tedirgin hale getirecektir. İktidara yakın kişi ve kurumların eline henüz geçmeyen medya grupları için zor günler bitmeyecek gibi gözüküyor.