Google’a “problem solving” yazınca, yaklaşık 66 milyon 100 bin sonuç geliyor. Türkçe olarak “sorun çözme” yazınca da 560.000 küsur içerik servis ediliyor. Konuyla ilgili 15.000’den fazla açık, akademik makale bulunuyor. Yani bütün dünya ve Türkiye’de eğitimli, meslek sahibi, uzman vs insan, gündelik yaşamında sorun çözerek değer yaratıyor. Bu sayede ekonomi dönüyor, falan filan. Gündelik hayat döngümüzde dinlenme saatlerimiz dışında sürekli sorun çözüyoruz. Eğitim süreçlerimizde başarı kriterimiz bu zaten. Problemi çözen sınavı kazanıyor, bir üst seviyede eğitim alma hakkı kazanıyor.

Fakat bizim siyasi partilerimizden bir tanesi, özellikle seçim sonuçlarının açıklanmasıyla beraber ilk kırmızı çizgi olarak “çözüm sürecini bitirmek” gibi bir iddiayla koalisyon görüşmeleri için kapı açıyor. Tamam burası Türkiye, her şeye kolayca şahit olabiliriz, birçok şeye alıştık ama bir siyasi parti, üstelik bundan 14 yıl önce Türkiye büyük bir krize sürüklendiği için 2002 seçimlerinde baraj altı kalan bir muhalefet partisi, içeriğinde ne olursa olsun, “çözümü sürecini bitireceğiz” diye bir cümleyi nasıl kurabilir? Düz bir akıl yürütmeyle bu cümleyi katiyen kurmamaları gerektiğini tek bir kişi bile söylemedi mi? Bir siyasi parti nasıl böyle bir retorikle topluma gidebilir?

İnsan gerçekten hayret ediyor!

Gerçekten yanlış anlaşılmak istemem. MHP’nin siyasi tercihlerini eleştirdiğimin düşünülmesini katiyen istemem. Zira durum üretilen siyasetin içeriğiyle ilgili değil. MHP’den kimse Kürt siyasi hareketini özgürleştirecek stratejiler üretmesini beklemiyor. Bu yüzden eleştirilemez de. Fakat bir siyasi parti, toplumda sorun olarak kabul edilen bir durumla ilgili, sadece görmezden gelme, sorunu orada o şekilde bırakma üzerine bir retorikle topluma ne anlatabilir?

Üstelik Osmaniye dışında hiçbir şehirde en yüksek oy almayı başaramayarak, toplumdan bir sinyal almış. Orta Anadolu’daki muhafazakâr seçmen, hâlâ AKP’yi ilk adres olarak görürken, ideolojik rakibin tüm dilini “icracılık” üzerine kurarken, nasıl oluyor da MHP yöneticileri “çözüm sürecini bitireceğim” gibi bir cümle kurmayı akıl edebiliyor; gerçekten inanılmaz bir risk.

Peki; diyelim ki çok ilkeli bir tavırla, gerekirse sistemi tıkamak pahasına bu konuyu önceleyeceksiniz, bu jargonda ısrar edeceksiniz. Bu riskin kayıp hanesinde ne yazıyor, kazanç hanesinde ne yazıyor bakalım.

Bu politikayla MHP ne kazanır?

Çözüm konusunda idare eden değil, kesinlikle süreci sonlandıracağım dediği zaman MHP’nin önünde muhalefet partileriyle ilgili hiçbir seçenek kalmıyor. Sadece iki senaryo üzerinden konuşabiliyoruz. Şöyle:

1- AKP-MHP koalisyonu: Seçim öncesinde ve sonrasında bazı AKP’li yetkililerin çözüm sürecine yönelik açıklamaları da referans alınarak böyle bir koalisyon kurulabilir. Kürtler açısından tarihi bir baskı dönemine işaret eden bu seçenek, güçlü bir iktidar ortaklığında uzun yıllar Türkiye’yi daha büyük buhranlara taşıyabilirdi. Fakat bu ortaklık gerçekleşse bile sürdürülebilir değil. MHP çözüm sürecine karşılık yolsuzluk meselesini oyun dışı bırakamaz. Zira muhalefet sıralarından o sorular gelecek. O hükümetin sürdürülebilir olması için MHP’nin de yolsuzluk konusunda AKP’yle ortak adım atması gerekecek. Öte yandan AKP, 7 Haziran seçimlerinde en büyük oy kaybını kendisine oy veren Kürt seçmenlerde yaşadı. Bu tür bir çözümsüzlük hükumeti, giden seçmeni AKP’ye asla geri getirmeyecek, HDP tabanını güçlendirecektir. Yine 7 Haziran seçimlerinde gördük ki; bu dünya kimseye kalmıyor. Bu noktalarda uzlaşan bir hükümete de kalmaz.

2- Erken seçim: Dört parti yine meydanlara inecek. Yolsuzluk dosyaları açılmamış, baraj kaldırılmamış, 7 Haziran koşulları aynen yerinde duruyor. Üç partiden uzlaşma için size öneriler gelmiş, siz “alayına hayır” diyerek halkın önüne çıktınız. Vaadiniz ne olacak? “Sorun çözmemeye, sistemi tıkamaya devam edeceğiz” mi diyeceksiniz?

Çözümsüzlük ısrarı MHP’yi eritmekten başka bir şeye yol açmaz. AKP yeni bir muhafazakar konsolidasyon oluşturabilir ve yine üç partili bir meclise dönebiliriz. MHP, şimdiye kadar kullandığı retorikle, Türkiye’yi AKP’nin mutlak iktidarına doğru ittiriyor.

Bu çok çetin siyasi süreç içinde CHP ve HDP’nin çok dikkatli adımlar atması gerekiyor. Hatta olası bir erken seçim için ortak liste çalışmalarını bile hesaba katıp, Türkiye’yi sol ittifakın iktidarına taşımaları gerekiyor. AKP’nin karşısında oluşabilecek en ciddi blok bu olacaktır.