O bir yandan kahve yapıyor, bir yandan Chavez’i konuşuyorduk; “Henri Malraux Fransa’da kültür bakanıydı. Çin’e ziyarete gitmişti. Kültür Devrimi’nin en hızlı zamanlarıydı. Başkan Mao ile görüştüklerinde Malraux, ‘Başkan Mao’nun kültür devriminin yarattığı dönüşümden çok etkilendim. Fransa’ya döndüğümüzde bunu uygulamaya başlamak istiyoruz’ dedi. Mao, ‘Mösyö Malraux’ dedi, ‘sizin samimiyetinize inanıyorum.’ -Tam böyle anlatıyordu Douglas amca. Çok iyi hatırlıyorum. Çünkü Mösyö filan diyince takım elbiseli Malraux tabii ki Mösyö, başkan Mao diyince ise tek tip elbisesi ile Mao geliyordu gözümün önüne- ‘ama’ dedi Başkan Mao, ‘sadece siz değil kabinenin hepsi hatta başkan bile inansa, siz bunu yapamazsınız çünkü bu sistem sorunudur.'” O sırada kahve taştı. Dönüp bardaklara doldurdu taşkınlığı aceleyle – Burasını uyduruyorum ama film yapsaydım böyle yapardım.

Çipras’ın istifası bana bu konuşmayı hatırlattı. Çünkü Çipras sadece Yunanistan’ın başkanı değil, bütün AB ülkelerindeki muhalefetlerin sol kanadının nefesini tutarak izlediği bir hareketin simgesi ve tabii ki aynı zamanda egemenlerin de. Henüz geçen hafta Portekiz’de bir gayrimenkul yatırım danışmanı “umarım Çipras başarılı olamaz. Yoksa İspanya’da ve Portekiz’de de onlar kazanacak” diyordu.

Çipras bir yandan Venezuela’nın merhum lideri Chavez’in referandum ve seçimleri dönüştürme dinamiğini biçim olarak kullanırken, öte yandan tam aksine bir uzlaşma programına onaylamak için kullanması söz konusuydu. Daha da ötesi, bunu, özellikle parti içindeki sol platformun güçlenmesini engellemek için bir manevra olarak ileri sürmesi ironiktir. Bütün geniş koalisyonlar gibi -ve SYRIZA kazandığında yazdığımız gibi- her gün giderek ılımlıya sürüklenen bir süreç yaşandı yine. Lakin bizdeki gibi bir Fujimori diktatörlüğü ile aynı kefeye konulması da mümkün değil. Bu yüzden iki seçim arasındaki tek benzerlik, başına gelen “erken” kelimesi. Hatta bizdekine seçim denilebilecek mi o bile kuşkulu.

Bunun üzerine “Sol muhalefette güzel” diyenlere bu tartışmayı başka bir zamana bırakıp, Fernando Leon’un “Güneşli Pazartesiler” filminden bir sahneyle bitirmek istiyorum. Göçmen Rus işçi anlatıyordu: Sovyetler Birliği’nin son döneminde iki yaşlı komünist yolda yürüyorlar. Biri, ‘Yoldaş sana kötü bir şey söylemeliyim. Sosyalizme ilişkin anlatılan her şey doğru değil galiba’ diyor. Diğeri ‘Yoldaş, ben sana daha kötüsünü söyleyeyim, Kapitalizm ile ilgili anlatılan her şey doğru…'”