Ders kitaplarındaki haritalarda Osmanlı’nın toprakları gösterilince “Yeniden kurabiliriz” diye hayal kuran çocuklar, büyüyünce siyaseten farklı yerlere savrulsalar da aynı rüyada buluştular: Türkiye’de hemen hemen her siyasi hareket, büyük bir devlet kurma fantezisine sahip. Erdoğan son Sultan olmadığını kavrayabildi mi bilinmez, Kılıçdaroğlu bile Ortadoğu’ya barış için oy istedi CHP’ye. O CHP ki kendi iç barışını sağlayabildi de Ortadoğu eksik kaldı. O Erdoğan ki kendi ülkesine tam anlamıyla hâkim olamıyor, nerede baskı kursa oradan patlak veriyor, Osmanlı topraklarında etki yaratmaya çalışıyor.

Gerçek şu ki, Türkiye Osmanlı topraklarında cami onarmaktan ve bölge Müslümanlarına kendini sempatik göstermekten başka adamakıllı bir iş yapmıyor: Türkiye yönetmek istediği topraklara dair bilgisini kendi üretmiyor, ikincil kaynaklardan yararlanmaya çalışıyor. AKP’nin Suriye politikasındaki başarısızlığın yarısı zihinlerini kapayan dar muhafazakar kapılarsa, kalan yarısı da bilgisizlik, ki bu bilgisizlik de tek AKP’nin meselesi değil: Türkiye’de PYD’yle bir şekilde bağı olan HDP hariç hemen hemen hiçbir siyasi parti, Suriye hakkında bilgi sahibi değil, sadece rakiplerinin söylediklerine bakarak pozisyon belirliyor, günlük söylem üretiyor. Burnumuzun dibindeki ülkeyle ilgili doğru düzgün uzmanımız yok, olan bir avuçsa akademik bilgiyi popülerleştirmekle uğraşmıyor. Sonuç olarak, Reyhanlı’da bombalar patladığında kim bizi niye öldürmek istedi, anlayamadık bile.

Anlaması bilmesi gerekenlerden, milletvekili olmadan geçici olarak sürdürdüğü başbakan yardımcılığı görevinde hala çıkışlar yapanlardan biri, Bülent Arınç, bilgisizliğini neredeyse gurur duyulacak bir rozet gibi yakasında taşıyor: “Biz sadece YPG olarak biliyorduk, YPJ’leri de varmış.” Bilgisinden emin olduğumuz biri söylese küçümseme sezeceğimiz bu sözler, Arınç’ın ağzından dökülünce gerçekten bilmiyor olabileceğine dair şüpheler kaçınılmaz oluyor. Devam ediyor: “Alfabede harf bırakmayacak kadar ayrı çeteleri var. Bütün bunlarla mücadele etmesini biliriz.” Kimle mücadele edeceğinizi bilmeden nasıl mücadele edeceksiniz?

742552Türkiye’de PYD ve YPG de, her konuda olduğu gibi, içinde bulunduğunuz kampın kalıbına göre şekillenen bir mesele: Eğer AKP tarafındaysanız IŞİD’den bile daha tehlikeli, HDP tarafındaysanız özgürlük savaşçıları. Her konunun bu kadar basite indirgenmesi tabii ki geniş kesimlerin fikir sahibi olabilmesi açısından faydalı, ancak bir yandan da iki adım ötede neler olduğundan bihaber olmak gibi bir durumu da beraberinde getiriyor: “İşkodra’yla Üsküdar’ın arasındaki ilişkiyi bilmeyenler” diye meydanlarda kükreyenler, bilgisizlikleri sağ olsun saçma sapan politikalar üretebiliyorlar. Oysa lanetlenen Batı’nın kurumlarından Human Rights Watch, IŞİD gibi kanunsuzlara karşı savaşmasına rağmen, YPG’nin geçtiğimiz yıl çocuk savaşçı kullanmama sözü verdiği halde hala kullanmasının affedilir yanı olmadığını söylüyor.”Batılı”, ortada bir futbol maçı olmadığının farkında ve takım tutar gibi taraf tutmuyor, basite indirgemiyor.

İşte yine onlardan biri sayesinde, bir erken seçim sürprizi olmazsa, Arınç’ın çok yakındaki emekliliğinde günlerini değerlendirmesi için iyi bir kitap var artık. “Suriye Kürdistanı’nda Savaş ve Devrim” Viyana Üniversitesi’nden siyaset bilimci ve kültürel antropolog Thomas Schmidinger, alfabede tüketilen harfleri olabilecek en iyi şekilde derleyip toparlamış, Suriye’nin kuzeyinde neler yaşandığıyla ilgili sadece PYD’nin değil, hem bölgedeki diğer Kürt partilerinin hem de diğer azınlıkların görüşlerini almış.

Schmidinger kitabına Kürtlerin özerklik taleplerinin geçmişini, bölgedeki Kürtlerin tarihini Fransız mandasından alıp Baas yönetimindeki Suriye’ye kadar adım adım getiriyor, “Neden özerklik istiyorlar?” sorusuna da cevap arayarak. “…aile, aşiret veya bölgeye dayalı mümkün olduğunca geniş bir özerklik konusunda inatçı bir ısrar”ın Kürt tarihinin temel özelliklerinden sayılabileceğini düşünen Schmidinger’in kitabında kullandığı çoğu malzeme sahadan topladığı verilere dayalı. Savaş zamanı birkaç kere Suriye’ye girip çıkan yazar, PYD dışındaki diğer Kürt muhaliflerle de elinden geldiğince görüşmeye çalışmış, yurtdışındaki röportajlar ve internet üzerinden gerçekleştirilen görüşmelerle işini zenginleştirmiş.

İkinci bölümün ayrıldığı röportajlar, PYD ve diğer Kürt muhaliflerin birbirlerini karşılıklı suçlaması dışında (PYD’nin Esad’la el sıkışıp Suriye’nin kuzeyini hiç zorlanmadan teslim aldığı ve diğer Kürt partilerine baskı kurup işi bazı siyasetçileri işkenceden geçirmeye vardırdırdığı iddialarına kadar) çok değerli birtakım bilgiler de sunuyor. Eleştiriler sadece birbirine acımasız davranmak ve Suriye’yi bir bütün olarak görmemekle kısıtlı değil, Baasçı politikalar kapsamında Suriye’nin kuzeyine yerleştirilen Araplar, Suriye dışındaki Kürt partileri gibi her konuda neredeyse her kafadan bir ses çıkıyor.

Schmidinger etnik açıdan karmakarışık olan bölgede yalnızca Kürtlerle konuşmak hatasına düşmemiş. Kendi polis birimini kuran, “Biz bir halkız, salt bir dinsel cemaat değiliz” diyen Süryani siyasetçiler, özellikle Suriyeli Hristiyanları mülteci olarak kabul eden Avusturya’ya teşekkür etmek yerine “Hepsi giderse Suriye’de biz ve Hristiyanlar olarak var oluşumuz ne olacak?” diye tasalanan Süryani papazlar, Ezidilerin iltica etmesinin kolaylaştırılmasını göçe zorlanmak olarak okuyan Ezidi bir lider, İslamcılara karşı ‘vatanını’ terk etmemek için Suriye ordusunun gücüne güvenen, Ermeni papazın 16 yaşındaki kızı da kitapta kendine yer bulabilmiş.

Burada alıntılananlardan başka, neredeyse her kesimin orijinal bakış açıları metne çok iyi yansıtılmış, okuyan yine alır okur da, ‘okuyacak vakti olmayacak kadar yoğun’ siyasetçilerimiz için kitabın sonunda, alfabedeki harflerin nereden nasıl geldiğini güzelce açıklayan bir tablo da mevcut. Sadece Suriye’deki Kürt partileri bile bu kadar parçalıyken, Irak’ta Barzaniler de denkleme katılınca, ortaya Arınç’ı tasalandıracak bir çıkarımda bulunuyor Schmidinger: “Büyük olasılıkla sonunda bir değil, birkaç Kürdistan var olacak.”

Bu tahminin tutup tutmayacağını zaman gösterecek. Ancak Türkiye’nin yönetmeye aday olduğu yerlere dair bilgi üretmediği sürece bölgenin geleceğinde çok büyük etki yaratamayacağı aşikâr. Dışişlerini, üniversiteleri, etki alanı olarak hedeflediği yerlerin bilgisini üretmek yerine dil bilmeyen hamili kart sahipleri için İngilizce kursuna çeviren zihniyet silinip atılmadığı sürece, o hayalini kurdukları “Büyük Türkiye”nin kurulamayacağı da.

Suriye Kürdistanı’nda Savaş ve Devrim – Rojava’dan Sesler, Analizler, Thomas Schmidinger, Çeviren: Sevinç Altınçekiç, Yordam Kitap, Mayıs 2015.