7-8 ay önce yazmıştım. Bir Paris saldırısının hemen ardından. ‘Bundan sonra her yer Ortadoğu, her ülke Lübnan ve her devlet İsrail’ diye. Ne yazık ki tahmin ettiğim gibi politikaya, bundan sonra bombalarla devam edilecek. Yok öyle politikayı daha doğrusu iktidar-devlet mücadelelerini hiçbir zaman şiddetsiz yorumlamadım ve hatta zaten iktidar saf bir şiddet tekelinden başka bir şey değildir ama benim burada sözünü ettiğim ‘konvansiyonel canlı bomba saldırıları’. Bu yüzden en azından bu bombalar politikasının ne dediğini anlamaya çalışarak, hengi meydanda kalabalık arasında girip girmeyeceğimizi tahmin etmeye çalışalım. Terörist(!) son Sultanahmet bombasıyla ne demek istedi?

Sultanahmet'te patlama - canlı bomba saldırısı APimagesYazılarımı takip edenler bilirler ki ben IŞİD’i hiçbir zaman, manasız-kör bir şiddet uygulayan bir yapı olarak görmedim. Her eyleminin ardında askeri-politik bir hedefi vardı. Sevin sevmeyin bu bir olgu. Hatta dehşetli kafa kesme videolarının bile böyle bir niteliği vardır. Osmanlı tarihini bir yana bırakın, yakın dönem Meksika mafyasının şiddeti pornografik bir araç olarak kullanarak, rakiplerini yıldırmaya çalışması biçiminin aynısıdır bu yöntemler ve muhtemelen savaş okullarında mesela Pentagon’un Panama okulunda ‘halkı terör yoluyla sindirme’ tekniği arasında sayılmaktadır. Bu yüzden sorgusuz ve sualsiz, her eylemi IŞİD’in üzerine doğrudan yüklemenin doğru olduğunu zannetmiyorum ve hatta ölen canlı bombanın bile kendisini mesela IŞİD’li zannetmesi de bu düşüncemi değiştirmiyor. Benim bakışım her zaman basit bir televizyon polisiye sorusu: Bu işte kimin çıkarı var? Bu yüzden Reyhanlı, Suruç ve Ankara katliamlarının, o günlerde de yazdığım gibi doğrudan IŞİD eylemleri olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. IŞİD de resmi(!) sayfasında uzun süre, doğrudan bunları üstlenmedi.

Bir kere daha hatırlatmalıyım ki sadece bir politik tahlilde bulunuyorum. Gazeteci olarak yakaladığım bir istihbarat ya da son zamanların modası olarak servis edilen bir haber ya da devletin bir kenarına filan ‘iliştirilmiş gazeteci’ değilim. Açıkcası sadece bir senaryo yazıyorum yani uyduruyorum. Bana göre, bu son eylem ve daha önce iki turizm polisinin öldüğü yine Sultanahmet’teki eylem IŞİD eylemleriydi. Türkiye ilişkisini her zaman çok dikkatli yürüten IŞİD, özellikle son gelişmelerden sonra, neredeyse başka bir destek alanı kalmadığından bunu çok dikkatli olarak sürdüreceği kesindir. Bunun manası Türkiye aleyhine bir şey yapmaması değil, bombalar politikasını bu dikkat içinde yürüteceğidir. Bu yüzden 1 yıl önceki Çeçen asıllı bir kadının Turizm polisine yönelik saldırısına dönelim. Neredeyse üstü hemen örtülen, sadece ölenlere rahmet, yaralılara allahtan şifa dilenen bu saldırı aslında IŞİD’in ‘senin turizm hedeflerine saldırırsam görürsün gününü’ uyarısıydı ve yine uyduruyorum ki devlet, bu rest karşısında, özellikle o günkü koşullarda ‘pas’ diye kenara çekildi; taa ki özellikle uluslararası kamuoyunun ender görülen bir şekilde birleşerek IŞİD’e karşı saldırılara başlayana dek. Hatta açıkça söylenemese bile bunu yaparken pek de üzüntü duyduklarını sanmıyorum. Ancak ABD ve Rusya’nın bile Nazi Almanyası’ndan sonra en azından görüntüde bir araya gelerek hareket ettiği bir ortamda, Türkiye IŞİD’e karşı bazı ciddi müeyyidelerde bulunmaya başlamak zorunda kalana kadar. İşte tam bu noktada, IŞİD, bombalar politikasıyla yeni bir mesaj daha gönderdi ki bu hükümetin elini oldukça zorlamaktadır. IŞİD turizm hedeflerini bombalamaya devam ederse ne olacaktır?

Kanlı satrancın yeni hamlesi ne olacak? Türkiye bu sefer, bu rest karşısında yine masadan her ne kadar iktidarın gönlü istese de pek kenara çekilemeyecek bir durumdadır. En azından bir süre için IŞİD’e karşı bazıları oldukça ciddi önlemleri almak zorundadır ve yine uyduruyorum ki ABD başkan yardımcısının buraya gelip gitme konusunun ana ekseni de budur. Bu önlemleri alırsa ilkbaharda Antalya’da patlayacak iki IŞİD bombası karşısında turizm ve buna oldukça bağımlı Türkiye ekonomisi ne yapacaktır? Zaten turizm gelirleri arasında oldukça önemli bir pay taşıyan Rus turistlerin, uçak krizinden sonra iptalleri çoktan başlamasının ardından son patlamadan sonra, başta Almanlar olmak üzere Avrupalı turistlerin gelmemesi sonucu ekonomiyi ve sırat köprüsünde olan bir hükümeti ne hale sokacaktır?

Ayrıca ekonomik felaket işaretleri sadece bununla da kalmıyor. İran’a uluslararası yaptırımların kaldırılmasıyla, bu ambargodan en çok ekmek yiyen, kara para içinde yüzmeye alışmış Türkiye ekonomisinin hali ne olacaktır? A’dan Z’ye –umarım A dedim diye hakaret davası açılmaz- herkesin bulaştığı İran’a para transferleri, altın ticareti sona erdiğinde, piyasalardaki ‘anlaşılamaz’ rahatlık ortadan kalkınca bakalım yaz aylarında ki domates bolluğu ekonomiyi rahatlatacak mıdır? Elimizde kalmış yerlerin satılması ve Suudi Arabistan’la birlikte yeniden alevlenen İsrail dostluğu, bu durum karşısında ne kadar kurtarıcı olacaktır?

Bana göre son bombalar politikası: Sultanahmet patlaması böyle bir şey demeye çalışıyordu. Yani iki ucu da kanlı değnek. Hepsini uyduruyorum ama bence euroya yatırım yapın. Ben hemen şimdi 40 euro kadar alacağım mesela…