Bu yazıyı televizyon ekranından birkaç günlüğüne uzaklaşmışken yazıyorum. Çünkü ekrana objektif olmak bunu gerektirir, değil mi?

Haber kanallarının karşısından ayrılamama dönemi en çok Gezi direnişi ile başladı. Tabii ki haberleri öğrenmek için değil; haberleri televizyondan takip etmeyi bırakalı çok oldu. Şimdi bunu okuyunca kızan büyüklerim olacaktır; ana akımdaki habere mecburuz. Bunu inkar etmiyorum, ancak televizyonda haber kanalları daha çok siyasi tartışma programlarını izlemek, yorumları takip etmek için daha cazip bir mecraya dönüştü. En azından Türkiye’de. Habere ulaşmak içinse seçeneğimiz çok. Bu yazıyı yazdığım Hogeschool van Amsterdam’daki hocalar ve öğrencilerin de televizyonla ilişkileri epey azalmış.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Medya Bölümü olarak bir süredir 4 farklı ülkeden (Almanya, Hollanda, Danimarka, Norveç) üniversitelerin medya bölümleri ile bir Erasmus+ projesi yürütüyoruz: European Media Cloud Campus. 2017 yılının sonunda kullanıma açılacak olan bu sanal kampüste hangi derslerin olacağı, kampüse girecek öğrencilerin haklarının neler olacağı gibi bazı konular tartışmaya açılınca Türkiye ekibi olarak hep ofsayta düşüyoruz. Mesela gazetecilik etiği, basın özgürlüğü, medya hukuku gibi alanlarda yukarıda saydığım ülkelerin hiçbiriyle kıyaslanamayacak düzeyde geriyiz. 2 yıldır birlikte çalışıp, birbirimizi fazlasıyla yakından tanıyınca, aramıza yeni katılan öğrencilerin ilgisini çekmek için bazen onların aklına gelmeyecek sansür, baskı olayları anlatıyoruz. Bizler de durumla baş etmenin yolunu olayları mizahi dille anlatmakta bulduk.

Şimdi Türkiye gündeminden birkaç günlüğüne uzak kalmışken, Ahmet Hakan’ın köşesinde yazdığı üzere programının haftaya başlayacağını öğrenince sormadan edemiyorum: Ahmet Hakan bir süredir tatildeydi, acaba Şirin Payzın ve Başak Şengül de tatile çıkar mı? Ama asıl önemlisi konuklar tatile çıkar mı? Yoksa aynı isimler (isimleri saymaya gerek yok, moderatörlerden daha çok onları tanıyoruz) hiç ara vermeden hayatımızı karartmaya devam mı edecek? Niye tek bir kanalla ilgili yazıyorsun diyenler olacaksa baştan söyleyeyim; medyanın başına gelenlerden sonra ana akımda izleyecek başka haber kanalı bulamıyorum. Hem izleyip hem sövmek böyle bir şey, ana akımda CNN Türk’e mecbur olduğumuzu düşünüyorum. O yüzden her şeye rağmen iyi ki de var! Ama bu programlara sabitlenen konuklar ne kadar güçlü sabitlendiler? Televizyondaki başarılı yorumlarından sonra çeşitli danışmanlıklara atananların yerine yeni isimler hemen bulunup nasıl sabitleniyor? Bu sabitlemeyi kim yapıyor? Saray yakınlarından telefon mu geliyor diye merak ediyorum. Bir diğer konuk sıkıntısı da, seçimde barajı aşarak Meclise milletvekili gönderen HDP’nin milletvekilleri programlara çağrılmadığı için “moderatörlerin” (zaten Türkçe değil, TDK’da da karşılığı yok) bazen parti temsilcisine dönüşmesinde yaşanıyor. Bunu zaten ekrana çıkartamadığımız için vicdanen rahat değiliz diye mi yapıyorlar yoksa kendi siyasi görüşlerini mi araya karıştırıyorlar bilmiyoruz. Ama bildiğim bir şey varsa o da acilen her görüşten gelen konukların yenilenmesi gerekliliği. Konukları bir güncelleyelim lütfen!

Burada biraz sakin bir hayatı bulmuşken (sakinliğin sebebi şehrin kendisi, ülkede yasal olan maddeler değil, spekülasyona gerek yok) Hollanda televizyonuna kısa bir süreliğine göz atmam bile, dilini anlamasam da gelişmişliğini anlamaya yetiyor. Hollanda bir süre öncesine kadar ülkede yaşayan göçmenlerin dilinde haberler yayınlayan, çok kültürlülüğün Avrupa’daki merkezlerinden sayılan bir ülkeydi. Avrupa’daki milliyetçilik rüzgarları burayı da sarınca, Hollanda hükümeti devlet televizyonundaki farklı dildeki yayınları azalttı. Bunun için ekonomik veriler gerekçe gösterilse de, Avrupa’daki göçmen politikalarını değiştirmeye başlayan milliyetçi rüzgarlar siyaset programlarında tartışılıyor. Ama en çok şehirlerin sivil toplum tarafından nasıl dönüştürülebileceği tartışılıyor. Mesela Amsterdam’da halk, şehrin önemli caddelerinden birinde eskiden bir gazete binası olan ve gazetelerin şehir dışına taşınmasıyla metruk hale gelmiş bir binanın ne amaçla kullanılması gerektiğine karar verip kararı uyguluyor. Tüm şehri yaratıcı endüstrilerin merkezi haline getirmek isteyen yerel yönetimle sivil toplum binanın bir kısmını herkesin kullanımına açık (ücretsiz) bir çalışma alanına dönüştürüyor.

Demokrasi ve özgürlük konularını hala çözememiş bir ülke olarak bizim bu konulara gelmemiz için daha çok yolumuz var. Ama bu yol hepimizin birlikte çalışacağı bir yol olmalı. Barış içinde.