Paralel yapıyla mücadele kapsamında Kanaltürk ve Bugün’e operasyon yapılırken aynı günlerde iktidarın sesi soluğu Star gazetesine Uğur Mumcu’nun katil zanlılarından biri köşe yazarı yapıldı. Basının hali böylesine pespayeleşmişken şimdilerde kavgalı olsalar da bu durumun sorumluları basın özgürlüğüne ilişkin taraf olmamızı bekliyorlar. Oysa basın özgürlüğü bağlamında ne iktidar ne de Cemaat medyasının yaptıklarına onay vermek mümkün.

1970’lerin sonunda evrim karşıtı konferanslarla adını duyuran Cemaat’in otuz yıl önce ideolojisini yaygınlaştırma amacıyla yayına geçirdiği Zaman gazetesinin AKP iktidarıyla birlikte nasıl yükseldiği sadece medya iktidar ilişkisi bağlamı adına değil, basın özgürlüğü tartışmaları açısından da önemlidir. 1980 darbecilerinden Özal, Demirel, Çiller ve Ecevit’e ve hatta 28 Şubat sürecinde, her daim devletle iyi ilişkiler içinde olan Cemaat her iktidar döneminde kendi kabuğundan biraz daha çıkarak yaygın bir kimliğe bürünürken medyayı da etkin bir araç olarak kullanmıştır.

Cemaat medyası 2000’lerle birlikte Türkiye’nin demokratikleşmesini hedefleyen, ilkeli bir anlayışta gazetecilik yaptığı algısını yerleştirmek adına toplumun aydın bellediği isimleri de bünyesine katarak yeni bir imaj oluşturmaya başladı. Başarılı da oldu. Oltanın ucunda yüksek ücretler ve şöhret gibi yemler ve bu yemleri ısırmak için sıraya dizilen gazeteciler olunca Cemaat sabır, nezaket ve ince hesaplarla yeni, manipülatif bir gazetecilik atmosferini yerleşik kılmayı başararak AKP’nin gücüne güç katmıştır.

1986’da bisikletle abonelik usulü ve ücretsiz olarak dağıtılan, o yıllardaki hocaefendi gibi mütevazı bir gazete olarak pedala basan Zaman, 2001’de radikal bir değişimle sadece gazetenin logosunu değil, tümüyle tasarımını ve yayın ilkelerini de değiştirdi. Kültür sanat ekleri başta olmak üzere geniş içeriğiyle gazetenin sağ muhafazakar kimliği yerini liberal, “özgürlükçü” bir örüntüye bıraktı. 2007’de Türkiye’nin en çalkantılı olduğu süreçte gazete Today’s Zaman ismiyle İngilizce yayın yapmaya başladı. Dert, olan biteni kendi bakış açılarından İngilizce konuşan dünyaya aktarmak mıydı, onu kendileri daha iyi bilir. Fakat aynı yıllarda yurt dışından farklı bilim insanları ve entelektüeller tüm masrafları karşılanarak Türkiye’yi görmeye getiriliyordu. Bu nedenle amaç dönüşüm geçirmekte olan düzene ilişkin uluslararası kamuoyu oluşturmaktı olasılıkla.

“Gazetecilikten Tutuklanmadılar”

corredor

 

2007’de “Düşünmek Taraf olmaktır” söylemiyle sol ve liberal kesimin duygu ve düşüncelerine tercüman olacak yazar kadrosuyla Taraf gazetesi yayına başladı. Cemaat Taraf’ın kurulmasında etkili miydi halen bilinmemekle birlikte, Taraf liberal yazar kadrosuyla iki üç yıl boyunca Türkiye’nin sorunlu konularına dokunan cesur haberler yaptı. Her ne kadar Ahmet Altan kabul etmese de gazete zamanla ülkenin seyrini değiştiren, yeni tutuklamalara adeta zemin hazırlayan bir yayın organı haline geldi. Kurulduğu günden itibaren gazete kadrosunda bulunan Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi isimler gazetecinin bilgi edinme prensiplerinin ötesine geçerek Cemaat savcı ve polisleriyle yaptıkları iş birliklerini manşetlere taşıdılar. Bilgi paylaşmanın ötesine geçerek üretilen sahte delillerin yayınlaştırılmasında, kişi ve kurumların yıpratılmasında etkili oldular.

Hatırlayalım, Taraf 2011’de attığı “Gazetecilikten Tutuklanmadılar” manşetiyle Cemaat’i deşifre eden Ahmet Şık ve Nedim Şener’i suçlu ilan etmişti; Ergenekon, Balyoz, İzmir casusluk soruşturması, Hanefi Avcı, Devrimci Karargah Örgütü, Odatv gibi pek çok olayda Cemaat savcısı ve polisinin yaptığı operasyonları haklı çıkarma ve belirli bir kamuoyunun oluşturulmasında etkin roller üstlendi. Vicdan sahibi olan yazarlar hariç, Taraf kadrosundaki yazarların bir bölümü yaşananlara ilişkin bir değerlendirme yapmadı, aksine Cemaat ve İktidar yanlısı olarak birbirlerini bertaraf etmeye çalıştılar.

Dizi senaryolarına kadar…

Yazılı basında yaşanılan değişimin aksine Cemaat’e bağlı televizyonların bazıları sadece sağ muhafazakar kesime hitap etmeye devam ediyordu. Dizi senaryoları Türkiye’nin gündemine göre şekillendiriliyor, senaryolar Cemaat tarafından yönlendiriliyordu. Okuma alışkanlığı olmayan kesimin olan biteni dizi senaryolarından öğrenmesi amaçlanmış olmalıydı. Kürt sorunundan, Ergenekon ve Balyoz’a kadar her türlü mesele dizilerin içine sıkıştırıldı. Cemaat ekranlarının kentli, sol ve liberal kesimler için de reçetesi vardı; bir kaç sol ve liberal aydınla bezeli tartışma programları, haftalık ve aylık dergiler, belgesel ve sinema filmleriyle Türkiye’deki değişim sadece gündemde tutulmuyor aynı zamanda yaşanan saçmalıklar farklı yayın organlarıyla normalleştiriliyordu da.

Sadece kendi mecralarında değil; gerek iktidarla gerekse Cemaat’le uzlaşmak zorunda bırakılan farklı medya gruplarında Cemaat’e bağlı isimlere yer verildi. İsimler iktidar tarafından medya patronlarına dayatıldı. İktidar da Cemaatçilerin propaganda konusunda deneyimli olanlarına TRT kadrolarını açtı. Yerel gazeteler iktidar ve Cemaat’in kontrolüne geçti. Anadolu’daki tüm otobüslerde koltuk arkalarındaki televizyonlara kadar her türlü detay düşünülmüştü. Bu mecralar da Cemaat ve iktidara yakın televizyon ve haber kanallarıyla domine edildi. Kısaca medya AKP ve Cemaat’in hayalini kurduğu Türkiye için en etkin araçlardan biri olarak düşünülmüştü. Bütün bunlar planlanmaksızın, kendi başına gelişmiş süreçler olamaz.

“AKP ve Cemaat ortaklığında ortaya çıkan iletişim ağı Yeni Türkiye operasyonunun bir parçasıdır ve işlevini fazlasıyla yerine getirmiştir”

Cemaat medyasının yazılı ve görsel basındaki yükselişi tesadüf değil

Cemaat medyası blok yargılarla kamuoyunu hazırlamak, gerçeği manipule etmek, iktidarın önünü açmak, belirli kurum ve isimleri tasfiye etmek amacıyla AKP iktidarı sayesinde bu denli yaygınlaşabilmiştir. Cemaat AKP’nin iddia ettiği gibi sadece devletin bazı kurumlarına sızmamış, toplumun her kesimini tesir altında tutacak bir medya ağını da, iktidarın bilgisi dahilinde örgütlemiştir. AKP ve Cemaat ortaklığında ortaya çıkan iletişim ağı Yeni Türkiye operasyonunun bir parçasıdır ve işlevini fazlasıyla yerine getirmiştir. Birincil amaç hiç bir zaman özgür, gerçek ve ilkeli bir basın anlayışı olmadığı gibi bu yeni, manipülatif medya ortamının oluşmasında Zaman gazetesi amiral gemisi olarak önemli roller üstlenmiştir.

AKP ve Cemaat’in yol ayrımına gelmesiyle birlikte havuz medyası Cemaat’in medya anlayışını taklit etmeye çalışsa da teknik ve entelektüel donanımı sınırlı olduğundan ortada çok daha vahim, zekadan yoksun, çirkin bir anlayış olduğu aşikar. Bu yüzden bilginin eğilip, büküldüğü, gazetecilik etik ve ahlakının yerle yeksan edildiği, havuz medyası ucubesinin oluşmasında Cemaat medyasının öncülüğü, AKP kötülüğünün kemikleşmesinde Cemaat medyasının rolü tartışılmadan basın özgürlüğünü tartışmak doğru olmaz.

Dönelim olmayan Basın Özgürlüğüne…

Gelinen noktada meselenin neresi ne kadarı basın özgürlüğü derseniz, Bugün’ün IŞİD’e silah yardımı yapıldığını gösteren fotoğrafları tam anlamıyla gazetecilik başarısıdır. Ve fakat Cemaat’in bu haberi yapmasındaki ana neden gazetecilik değil AKP’yi zayıflatma çabasıdır. Peki ya Cemaat 17 Aralık’a kadar neden iktidar aleyhindeki hiç bir konuyu -Oslo süreci hariç- derinlemesine eşelememiştir, devletin içindeki haber kaynaklarını neden AKP’yle ters düşene kadar kullanmamıştır?

Evet, AKP’nin önemli bir haberi susturmaya yönelik başlattığı bu operasyon kabul edilemez, özgür basına müdahaledir. Peki ya müdahale edilen basın özgür müdür? Öyleyse “basın özgürlüğü” derken olayların sadece Bugün’ünü değil, her iki tarafın da parçası olduğu dününü de hatırlamak gerekiyor.

Bugün yandaş medyanın AKP iktidarda kalsın diye yaptığı onca kötülüğü, yalan haberi, karalama ve nefret söylemlerini basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirmek nasıl mümkün değilse, Cemaat medyasını da tek bir olaydan çıkışlı olarak basın özgürlüğü bağlamında aklamak yanlış olur. Cemaat medyasının var olma nedeni, hangi zaman aralıklarında nasıl kabuk değiştirdiği, kimleri nasıl kullandığı, haberleri, manşetleri arşivlerde duruyor. Öyleyse gazetecilik mesleğinin yerlerde sürünmesinde, köşe yazarlığının, köşe dönmeciliğe dönüşmesinde, yalan haberlerle yapılan dezenformasyonların insan yaşamına mal olmasında lokomotif olmuş bir medya düzeni basın özgürlüğü bağlamında değerlendirilebilir mi?

Türkiye’de basın özgür değildir, bunun için şartlar henüz oluşmamıştır…

Gazeteciliğin geldiği berbat noktada Cemaat medyasının yanlışlarını teslim etmek yetmez elbette. Doğan Grubu’ndan, muhalif, sol gazeteler ve Kürt medyasına kadar her kesimin Türkiye’nin son on beş yılına ilişkin sağlam bir özeleştiri yapması zorunludur. Bireysel olarak ise her gazeteci kendini önemsemeyi bir kenara bırakıp, “meslektaşıma bunlar yapılırken, ben ne yaptım” sorusunu kendine sormalıdır. Aksi halde Türkiye’de ne özgür basından ne de basının geleceğinden söz edebiliriz.