7 Haziran günü başlayan barışın gelebileceğine yönelik umut sadece bir kaç hafta sürdü. Umut da her şeyden çok halkların beraber yaşamak adına gösterdikleri çabanın nihayet bir meyve verebilmesine ilişkindi ve barış için, daha demokratik bir toplum için bir adım atılabilme ihtimalini kuvvetlendiriyordu. Artık silahlı bir harekete ihtiyaç kalmamıştı ve bundan itibaren silahların meşruiyeti sorgulanabilecekti. Ancak silahların susması beklenenden çok daha fazla rahatsızlık vermiş olmalı ki, ülkede hiç bir şeyin yolunda gitmeyeceğine inanların tahminleri tuttu ve seçimin hemen akabinde ‘terörle mücadele’nin en üstün amaç olduğu ve her şeyi mübah kıldığı eski günlerimize hızlı bir dönüş yapıverdik.

Gündem her gün çatışma, sivillerin yargısız infazı, şehitler, babasız kalan çocuklar, canı alınan çocuklar, cansız bedenlere işkence haberleri ile sarsılmaya başladı.

Yokuş aşağı yuvarlanma hız kesmeden devam ederken 12 Ağustos’ta önce Cizre, Silopi, Nusaybin’den öz yönetim ilan edildiği haberi geldi. Derken, Devlet kurumlarının artık meşruiyetinin kalmadığını söyleyen diğer illerde de Halk Meclisleri birer birer öz yönetim ilan etmeye başladılar, sokaklara hendekler kazıldı, battaniyeler kaplandı, kepenkler indi. Nefesler tutuldu ve gözler neler olacağını görebilmek için Kürdistan’a çevrildi.

Fakat tarafsız haber bu ülkede ulaşması en zor hususların başında gelir, adalet, eşitlik, barış ve demokrasi gibi.

Bu anlamda, yaşananlara kaynak teşkil edebilmek bakımından son derece önemli bir metin yayınlandı. 12 Ağustos’un hemen öncesinde Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türk Psikiyatri Derneği (TPD) heyetleri Cizre, Silopi, Nusaybin bölgelerinde incelemelerde bulunmuşlardı ve gözlemlerini bir rapora dönüştürdüler.

Doktorların yaralılara müdahalesi engelleniyor

Esasen çatışma ortamında sağlık personelinin ve sağlık tesislerinin durumuna ilişkin bu Rapor’un içeriği her paragrafta sayılan yerlerde yaşanan insan hakları ihlalleri ve Türkiye’nin uluslararası sözleşmelerle altına girdiği yükümlülüklerin ihlali ile dolu. Rapor’a göre, yaralılara müdahalede bulunulması çok çeşitli şekillerde engellenebiliyor. Yaralılar ambulanslara alınmıyor, alınsalar da yaralıları taşıyan ambulanslar ve hastaneler taranıyor ya da seken kurşunların hedefi haline geliyor. Hastane bahçelerine akrep diye bilinen araçlar yerleştiriliyor; silahlı güvenlik görevlilerince sağlık personeli üzerinde arama yapılıyor ve baskı kuruluyor. Hastaların hastaneye girişleri engelleniyor. Gözaltına alınanların muayeneleri polis araçlarında kelepçeli olarak yaptırılarak sağlık personelinin hizmet vermesi güçleştiriliyor. Raporda, bu tespitlerin yanı sıra yaralananların ve şüphelilerin tedavilerinin polis tarafından engellendiğine , yaralıları taşıyan sivil araçların güvenlik görevlilerince tarandığına ve hastanelerin polisler tarafından ablukaya alınması gibi pek çok duruma ilişkin birden çok ve birbiriyle tutarlı tanık ifadesine dayanıldığı söyleniyor.

Bu ifadelerden biri de bu süreçte hikayesi ile medyaya da konu olabilmiş Dr. Serdar Acar’a ait. Rapor’a göre Dr. Acar, acil servis nöbetindeyken sabah erken saatlerde hastaneye gelen polisler tarafından silahla tehdit edilerek çatışma yerine götürülmek istenmiş, hastaneyi terk etmek istemeyen doktorun direnmesi üzerine 4 yaralı polis, biri 12 yaşında bir kız cocuğu olan beş yaralı sivil hastaneye getirilmiş. Bu olay üzerine bir soruşturma başlatılmış, ancak hastanede hekimi tehdit eden görevliler hakkında değil, doktorun kendisi hakkında, ve Dr. Serdar Acar görevinden açığa alınmış. Yani bir hukuk devletinde olması gerekenin tam tersi vuku bulmuş. Rapor ayrıca hastaneye gitmek üzere evden çıktığı sırada açılan ateş sonucu yaralanan ve tedavisi sürmekteyken göz altına alınan stajyer Hasan Aşulan’dan da bahsediyor ve kendisinin hemen serbest bırakılması çağrısında bulunuyor.

Sağlık personelinin çalışma koşulları böyleyken diğer kamu personelinin de halini tahmin etmek güç değil. Şu dönemde okullar açık olmadığı için öğretmenlerin sesi duyulmuyorsa da çatışma ortamı sona ermediği takdirde bölgede çalışmaları imkansız hale gelecek. Nitekim gelen haberlere göre doktorlar ve öğretmenler başta olmak üzere devlet memurları tayinlerini istemeye ya da istifa etmeye başlamış. Bu durumda kamu hizmetini verebilecek yegane görevliler olarak polis ve askerler kalacak ki, Halk Meclisleri zaten devlet kurumlarının meşruiyetini reddetmişken, neler yaşanabileceği ortada. Hele ki devletin sağlık personeli bile Rapor’da bahsedilen şartlar altında bulunuyorsa, bu anlatılanlardan hareketle bölge halkının neler yaşadığını siz düşünün. Nitekim, Rapor’un içeriğinde hastaneye ulaşabilen ama sağlık yardımı alması engellenen siviller arasında 12 ile 60 yaş arasında her cinsiyetten insandan bahsediliyor. Kısaca, Çözüm Süreci başladığından beri daha yavaş yavaş huzuru bulmaya yaklaşan, insanların köylerine dönmeye başladıkları söylenen bölge tekrar alev aldı. Ne zaman söneceği de belli değil.

Diğer yandan, bu ortamda nasıl bir erken seçime gidileceği de ayrı bir muamma. Şayet 7 Haziran seçim sonuçlarını değiştirecek basit bir aritmetik hesapla, HDP’nin oylarını CHP ve AKP’ye geri çekip, barajın altına düşürmek planlanıyorsa, amaçlanan sonuca ulaşılsa dahi bu çıkan yangını söndürmek ve arzulandığı gibi 7 Haziran öncesi koşullarına geri dönmek mümkün olmayacak. Zira, HDP’yi marjinalize etmek için ateşlenen fitilin doğuracağı şiddet kontrol edilebilecek boyutta olmayacaktır ve sonuçları beklentiyi tatmin etmek bir yana dursun, ödemesi çok ağır olacak bir faturayla beraber gelecektir.

Parçalara bölünmüş bir toplumda kendinizden olmayanlardan “onlar”, “hainler”, “şerefsizler” diye bahseder ve dökülen kanları göz kırpmadan izlerken gözden kaçırdığınız şu: isteseniz de istemeseniz de; beğenseniz de beğenmeseniz de aynı geminin içindeyiz ve geminin sadece bir kısmının batması mümkün değil, açılan delik onarılmaz da bu hızla su almaya devam ederse, dibi hep beraber boylayacağız.

Hiç bir menfaatin insan hayatından daha değerli olamayacağını hatırlatarak, yazıda bahsedilen Rapor’da da yer alan “Acil Barış” çağrısını buradan yeniliyorum.

Rapor’un tam metnine ulaşmak isterseniz aşağıdaki linkten yararlanabilirsiniz: http://www.ttb.org.tr/images/stories/haberler/2015/rapor/nusaybin_rpr.doc