Bu sonuçlar tabii ki neoliberal ekonomik politikaların artık Avrupa’da çok yaygın bir şekilde çöktüğünün kabulü ve aynı zamanda klasik parti biçimlerinin de bütün prestijinin en alt seviyelere indiği bir durumun çok açık göstergesi. Seçim sonrası konuşmasında Podemos’un genç başkanı Iglesias, bunu “Geleneksel siyaset biçimi sona erdi” diye tanımlıyordu. Çünkü sadece iktidar olan PP-Halk Partisi yüzde 10 oy kaybına uğramadı, aynı zamanda ikinci parti Sosyalist Parti de büyük oranda oy kaybetti. Bu, aynı zamanda İspanya’da da sadece iktidarı değil aynı Türkiye’de olduğu gibi klasik muhalefet biçimini de yıkan bir sonuç. Gel de tebessüm etme şimdi.

İspanya seçimlerinin genel yorumlarında çok sık rastlayacağınız bu girişin ötesinde sonuçların esas başka bir tarafından söz etmek istiyorum ki bizim de çok yakın zamanlarımızın temel mücadele alanı olacağı kesin olan ‘İpotek Karşıtı Hareket’. Yeni Barcelona belediye başkanı Ada Calau, bu hareketin lideriydi. Yani Barcelona’nın yeni belediye başkanın evi de borcundan dolayı ipotekli. Dışarıdan birkaç günlüğüne gelenler ya da kentin düzenli ve güzel sokaklarında suya sabuna dokunmadan bir iki ay kalanlar için mükemmel olan bu kent, yani ‘Turistland’ gerçek sahipleri için aybaşı ödenecek borçtan başka bir şey ifade etmiyor ve hepsi ya da en azından çok büyük çoğunluğu ‘yetersiz bakiye’ olduklarından kapı dışarı atılmış durumda.

Barcelona’da herhangi bir binanın içine girdiğinizde hemen bir kapı ile küçük bir bölüm görürsünüz, bunlar binaların idareci (!) odasıdır. Franco faşizmi sırasında her apartman bu idareciler tarafından gözetlenir ve denetlenirdi. Binaların çok büyük çoğunluğu devletin olduğundan, insanlar bu idarecinin dedikleriyle uyumlu kiracılar olarak bugünün parasına çevirdiğimizde en fazla aylık 15-20 euro ödeyerek yaşıyorlardı. Ancak her idarecinin denetlediği apartmanlar yine de direnişe engel olamıyordu. Mesela İspanya Devrimi’nin en önemli direniş mahallelerinden Pablo No, faşizmin her türlü baskısına, işkencesine, cinayetlerine rağmen direnişini sürdürdü. Franco’dan sonra, demokrasi geldiğinde ise artık özgürlük (!) vardı ve bu evler oturanlara satılmaya başlandı. Evlerin sakinleri bu teklife sevindiler ama tek sorun bu evi alacak paralarının hiç olmamasıydı. Bu noktada bankalar büyük bir sevecenlikle devreye girdiler ve herkese krediler açtılar. Böylece aylık ödemeleri 15-20 eurodan 800-900 euroya çıkan mahalleliler -kira öder gibi- kendi evlerinin borçlarını ödeyerek, kendi evlerine 10-15 yıl gibi kısa bir sürede sahip olacaklardı.

Burada ‘Bu evler zaten kamunun, yani halkın değil miydi ve neden halka yeniden satılacaktı?’, pek kimse sormadı. Bankaların devreye girmesiyle evler, ‘değerlendi’. Bunun manası, bankaların daha fazla kredi açması, halkın daha fazla borç ödemesi demekti. Bir süre sonra insanlar aylık 15-20 euro ödemek yerine 800-900 euro ödeyemediklerinden, ipotekli evlerinden, arkalarında çok daha büyüyen borçları ile kentin dışlarına taşınmaya başladılar. Biraz dayanabilenler için bankalar kolaylıklar tanıyarak, süreyi 20-25 yıla, borcu da 3-4 katına çıkardılar. Burada ironik olan, mesela Pablo No mahallesinde ilk başta neredeyse hiç direniş olmamasıydı çünkü hapse girerlerse borcu kim ödeyecekti? İşte şimdiki belediye başkanı Ada Colau ve arkadaşları bu durumda ‘İpotek Karşıtı Hareket’i örgütleyerek bu büyük banka tezgahına karşı ‘dur’ demeye çalıştılar. Bankaların merkezlerinde, şubelerinde, hacze gelinmiş evlerde protestolar, direnişler örgütlediler. Kendi evlerini yine kendilerine satarak gelecek 20 yıllarını ipotek altına alanları durdurarak ve sadece ideoloji ile değil, ihtiyaç üzerinden örgütlendiler. (Burada dayanamayıp, konuştuğum her panelde bu konuda söylediklerimi tekrarlamak istiyorum; Ölecekseniz öbür dünyada, sorguda “Bu dünyada ne yaptın?” diye soracaklar; “Ev aldım 20 yıl onu ödedim” mi diyeceksiniz? Yani bunun için mi geldiniz dünyaya?)

Bugün için bu İspanya seçim yazısını bitirirken sormak istiyorum; İstanbul’da, Türkiye’de ‘Borçlular Hareketi’ni ne zaman örgütlüyoruz? Hadi belediye başkanı olmak isteyen borçlular, hacizliler, kredi kartı mağdurları, evleri ipotek altına alınmışlar, kira öder gibi hayatının pahasını ödeyenler birleşiniz! Yoksa dünya mahvolur…