Kâbus gibi günlerden geçiyoruz. Her gece, bir önceki günü arar olmaktan korkuyoruz. Vaziyetimiz budur. Gazete binaları basılmalı mı, basılmamalı mı, ne yaparsan protesto, ne yaparsan vandallık olur, türünden soruların tartışıldığı televizyon programlarında şimdi de huzur ve güvenin sağlanması için sosyal medyanın yasaklanması yönünde çığırtkanlık yapılıyor.

Bilenler Gonzo Insight’ı biliyor; iki yılı aşkın süredir sosyal medya üzerinde araştırmalar yapan bir ekibimiz var. Bu süre zarfında neredeyse seri hâlde, ülkenin metropollerde  ve metropol uydusu kentlerde gençler üzerine araştırmalar yapıyoruz. Bu gençlerimizin sosyal medyada bıraktığı ayak izlerini takip ediyoruz.

Liselisine baktık, üniversitelisine baktık, yeni mezununa baktık. Hangi duyguları paylaşıyorlar, neyin eksikliğini hissediyorlar? Hep bunun peşinde koştuk.

Şimdi Twitter’ı yasaklatmaya çalışan, insanları eve tıkmaya çalışan örümcek kafalıların anlayamayacağı şeyler gördük. Onların yaşamları gibi, “taymlaynları” da kirli. Kendi rant dünyalarındaki takipçi ilişkilerinin gözlerine örttüğü perdeden görülemeyenler var.

Siz karanlık insanlar! Şimdi size gerçekleri anlatacağım, hazır mısınız?

Siz her gün ekranlarda görünüp, fikriniz soruluyor diye belki kendinizi önemli insanlar sanıyor olabilirsiniz. Gerçek şu ki; bu gençleri etkilemeniz şöyle dursun, isminizi bilmiyorlar, yüzünüzü görseler tanımazlar.

Siz parmaklarınızı sallayarak büyük büyük “gerçeklerden” söz ediyorsunuz ya. Onların sizin kara propagandalarınızla hiç ilgisi yok. Onlar en çok yalnızlıktan, sevgisizlikten şikayet ediyor. Haberiniz var mı?

Sizin “akil akil” propaganda araçlarınız ya da araçsallaşmış, aklı tutulmuş, ruhu satılmış fikri fedaileriniz var ya (ki gerektiğinde kefen bile giyer onlar), onların umrunda değil. Onlar metropollerin uydu kentlerinde yaşayan, annesi babası sabahın köründe evden çıkıp mutluluğunu toplu taşımada arkaya doğru “ilerleten”, hazır kekle okul kantininde kahvaltı eden mutsuz çocuklar. Yalanlarınız onların bir kulağından girmiyor ki diğerinden çıksın.

Siz bu ülkenin çocuklarına zenginlik değil, umutsuzluk, barış değil, kaos, akıl değil, telekinezi satmaya çalışıyorsunuz.

O çocuklar bunu satın almıyor. O çocuklar sizi tarihin çöplüğüne gömecek çocuklar.

Ve siz o çocuklara üç tarafı denizlerle çevrili bir tımarhane bırakıyorsunuz.

Ya bu çocukları sevin, ya bu ülkenin gençlerini sevin…

Ya da herkesten önce siz bu ülkeyi terk edin.