AKP’de üç dönem kuralına takılanların Erdoğan’la beraber erken seçim peşinde koşturduğu dedikodusu ne zamandır piyasada. Öte yanda AKP’nin içinden seçim sonuçlarına öz eleştiri yaparak yaklaşanların sesi, politik magazin değeri düşük olduğu için pek duyulmuyor. Oysa 13 yıla yakın iktidarın hesaplaşmasını yapmaya çalışmak, çok az cesur kişinin kalkışacağı bir iş. Ayrıca herkes altından kalkamıyor, öyle ya olayların Gül cephesinden görünen yüzünü kendisinin dilinden değil, danışmanının kaleminden okuyabilmiştik çok çok, o da geçmişi değerlendirmeden çok savunu niteliğinde bir metindi.

Anıların kitaplaştırılmasına pek az niyetlenilen Türkiye’de siyasetçilerin kariyerlerini, kararlarını dürüst ve içten bir şekilde anlattıkları metinler haliyle yok denecek kadar az. Bir olumsuz sonuç olarak, siyasi yorumların çoğu da niyet okumanın ötesine geçemiyor. Bu sığlığın aşılmasına katkıda bulunabilecek az sayıda kitaptan biri 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde, AKP’nin üç dönemlik milletvekillerinden, eski bakan Nihat Ergün’ün kaleminden çıktı: Adım Adım Siyaset. Bir bütünlük taşımayan, kopuk kopuk ilerleyen kitapta Ergün çocukluğundan ve aile geçmişinden başlayıp bu yola nasıl girdiğini, nelerle karşılaştığını, içerde verdiği küçük çaplı kavgaları şaşırtıcı bir açıklıkla anlatıyor.

“Ergün’ün anlatımlarını hem eleştiriye tabi tutmak gerek, hem de söylediklerinden çıkarımlar yapmak”

“İlk insanın, cennet şartlarında yoldan çıkmaya daha yatkın olduğunu göstermesi gibi, bizler de şartlar iyileştikçe yozlaşmayalım istiyorum” diye çekingen bir giriş yapıyor önsözde Ergün ve maalesef yozlaşmanın neresinde oldukları konusunu da pek sorgulamıyor. Kendisini ve kuşağını kökenleri itibariyle ele alıyor, 1962 Kocaeli doğumlu eski bakan. Çocukluğunda yaşadığı yoksulluğu, ilk gençliğine denk gelen ideolojik ayrışmayı ve o ortamda içine düştüğü arayışı, camide karşısına çıkan broşürde kendini bulmasını, öğrenci yurdundaki yoksunluğunu ve ilk siyasi çalışmalarını, kontrollerine aldıkları camileri, karşısına çıkan farklı görüşteki hocaların ismini değiştirmeyi önerecek kadar yer yer absürd davranışlarını da ilk iki bölümde dönem dizisi tadında anlatıyor Nihat Ergün.phpThumb_generated_thumbnail
Ancak iş siyasette aktif olarak rol almaya başladığı dönemden itibaren kızışıyor, üsluptaki samimiyet seyreliyor. Ergün’ün anlatımlarını hem eleştiriye tabi tutmak gerek, hem de söylediklerinden çıkarımlar yapmak.

Bunlardan ilki, eski bakanın muhalefete muhalefeti: Refah’ın 40 milletvekiliyle muhalefetteyken destan yazdığını anlatan Ergün, artık kaç zamandır iktidarda olmanın getirdiği körlükten mi bilinmez, “Sağlam bir muhalefetin olmadığı yerde iktidar kontrol mekanizmalarını gevşetebilir, fazlasıyla serbest hareket edebilir” diyerek iktidarın hatalarının faturalarını neredeyse muhalefete çıkarıveriyor. İktidar olmanın konforuyla, muhalefete nasıl muhalefet olması gerektiğini vaaz ediyor. Ama maalesef muhalefetin sağlam bir muhalefet olamamasının sebeplerini yanlış görüyor. Muhalefet partilerinin örgütlerinin başarısızlığına odaklanan Ergün, siyasi partiler dışında geniş bir muhalefet alanı olduğunu, bu alanın da AKP tarafından iyice kısıtlandığını ya görmüyor ya da görmezden geliyor. AKP’nin sivil toplum muhalefetini kırmak için kendine yakın, toplumsal tabanı olmayan ve tanınmayan insanlardan müteşekkil alternatif bir sivil toplum yarattığını ve medyayı baskılayarak çoğunlukla bunlara söz verdirdiğini, odaların haklarını ve maddi kaynaklarını kestiğini anlatmıyor. Muhalefeti yalnızca örgüt üzerinden okuyor, örgütsüz muhalefetin ne kadar sağlam olduğunu, Gezi’de bu muhalefetin getirdiği söylemlerin, eleştirilerin hala cevaplanamadığını, iktidarın fazlasıyla serbest hareket etmesinin yeni muhalefetler doğurduğunu ve bunların da aşırı güç kullanımıyla bastırıldığını görmüyor. Sağdan gelen çoğu siyasetçi gibi, gençlerin kandırıldığı mavalına hapsolup kalıyor. Gezi’de Aleviler sol örgütlerce kandırılıyor, 6-8 Ekim’de ‘bir yerlerden düğmelere basılıyor’ Ergün’ün antik zihin dünyasınca.

“Kitapta AKP içindeki tartışmalardan da haberdar olmamızı sağlayabilecek anekdotlar da var”

Bundan başka göze batan bir detay, mülki idare ve yargının politize olmasını, kendisi Refahlı belediye başkanıyken eleştiren Ergün’ün, devlet aygıtının yönetimini ele geçiren partisinin de mülki idare ve yargıda kurduğu tahakküme hiç değinmemesi. AKP’ye toz kondurmadığı bu gibi temel konuların yanında, AKP içindeki tartışmalardan da haberdar olmamızı sağlayabilecek anekdotlar da var. YÖK’ün ilahiyat fakültelerinde felsefe ve kelam derslerinin kaldırılmasını, Selefilik’e gidişin ilk adımı olarak görüp eleştiri getiriyor, ama maalesef Gül gibi üzülmekle yetiniyor. Ergün’e dair bu ve bunun gibi eleştirileri not edip muhalefetin bu kitaptan nasıl yararlanabileceği konusuna gelebiliriz.

Gül gibi Ergün’ün de ‘üzülmeleri’i, Ergün’ün daha da ileri giderek “Hakkaniyete uygun olmadığını düşünerek attığım imzalardan biri de bedelli askerlik kararı olmuştur” demesi, ki hakkaniyetsiz birçok karara da imza attığı itirafı da içeren bir söz bu, iktidarın aslında yekpare olmadığını, olamayacağını gösteren detaylar. Bunlardan biri de, Refah Partisi’nin belediyeleri ilk aldığı zaman, partililerin talebinin parti yöneticilerinde yarattığı yarılma:

“Beklenti şu: Geçmişte bir sürü adaletsizlikler, haksızlılar, adam kayırmalar yapıldı. Biz haksızlığa uğradık. Şimdi bizim uğradığımız haksızlık giderilsin. Önce kayırmada eşitlenelim, sonra adaleti düşünelim dersek adalet asla tesis edilemez.”
İl Divan Toplantısı’nda yaşanan bu tartışmada, kendisinden sonraki konuşmacı sadece Refahlıları işe alınca adaletin sağlanabileceğini iddia edince çok büyük alkış alıyor. Ergün bu duruma sinirlenip namaza gidiveriyor. Bu gibi durumlarda, Ergün ve onun gibiler, siyasetin doğası gereği ilk susturulanlar oluyor, çoğunlukla Gül gibi üzülmek zorunda kalıyor. Tabii ki bu cümlelerde kendini AKP’nin yaptığı hatalardan sıyırma amacı da olması kuvvetle muhtemel, ancak buna benzer seslerin bir partide hiçbir zaman çıkmayacağını düşünmek kesinlikle yanlış olur.

“Görevden almak istediği personelden yanıt: Bunu şeyhime sormam lazım”

Bugünkü kutuplaşmış ortamda, muhalefet kendi çok parçalı yapısını unutup rakibini tek parça olarak görüyor. Evet, Erdoğan güçlü bir figür, ancak onun varlığının gölge ettiği ve hallerinden rahatsız pek çok AKP’linin de olduğunu düşünmek hiç de yanlış olmaz. Yeter ki cephe siyasetinden uzaklaşılabilsin, her parti öteki partilerin içindeki değişik renkleri görebilsin. Bu bakış tekrar koalisyonlarla yönetilmeye hazırlanan bir ülkede düzgün diyaloglar oluşturulabilmesi için zemin hazırlar. Farklı partilerde siyaset yapıp da, yukarıda değinilen atamalar gibi konularda aynı prensiplere sahip insanlar, birbirlerine destek olup hem kendi partilerinde bu dili hâkim kılabilir, hem de uzlaşmazlıkların aşılmasına yardımcı olabilir. Öyle ya, yukarıdaki örnekte Ergün gibi düşünen insanlar bir şekilde birbirine değebilse, herkes direkt partisiyle yaftalanmasa, belki kendi partisinde azınlıkta kalan veya liderin altında ezilen bir siyasetçi, sinirlenip namaza gitmek yerine mücadele edecek cesaret bulabilir kendinde.

Bakanlığa geldiğinde görevden almak istediği personelin “Benim bunu şeyhime sormam lazım” demesinden rahatsız olup cemaatlerle ilgili çözüm önerileri sunan, İran Devrimi’nden ders çıkarıp devlet zoruyla dindarlığın olamayacağını kavrayan, “zaten dindar var, dindar var, hiçbir dindar bir diğerinin aynısı değil” diye düşünebilen bir muhafazakâr siyasetçinin, muhafazakârlığı öne çıkaran partilerde sesinin yüksek çıkması toplumun tamamı için kar. “Onların hepsi cemaatçi” diye peşin hükümle hareket ettiğinizde bu kardan olduğunuz gibi, yeri gelip koalisyon masasına oturmak zorunda kaldığınızda, derdinizi tabanınıza da anlatamıyorsunuz.
Sonuç itibariyle AKPli var, AKPli var. İslamcı siyasete camiden aldığı İmam Hasan El Nedvi’nin riyaselesiyle ‘bulaşan’ Ergün’ün bugün gelinen noktadan memnun olmadığı hem önsözdeki dokundurmasından, hem de El Nedvi’nin risalesindeki bir cümleden kolaylıkla anlaşılabilir: “Hırsız hırsızdır, fakat hırsızlar bir araya geldi mi şehrin bekçileri olurlar!”

Nihat Ergün’ün kitabı ümit ettiği genç kuşaklara faydalı olma amacına ulaşmış durumda ve kesinlikle okunmaya değer. Diğer siyasetçiler de örnek alıp benzer kitaplara girişirlerse, içinde bulunduğumuz dönemi ileride yorumlamak kolaylaşacak.

Adım Adım Siyaset, Nihat Ergün, Alfa Kitap, 3. Baskı, Mayıs 2015.